Ödeme Emrine Karşı Borcum Yoktur İddiaları Sınırlı Bir Alandır.

Danıştay ve Yargıtay Kararları Vergi cezalarından Kurtulmak ve İdari Çıkış Yolları

Danıştay Üçüncü Dairesinin

03.10.2017 tarih

Esas No : 2014/7818

Karar No : 2017/6548

sayılı kararında,

” İstemin Özeti : Davacı şirket adına, düzenlenen 10.12.2011 tarih ve 397 takip numaralı ödeme emrinin Ocak ila Aralık 2010 dönemlerine ilişkin beyanname ve Ba ve Bs formlarının verilmediğinden bahisle kesilen özel usulsüzlük cezalarına ilişkin kısmının iptali istemiyle dava açılmıştır. …..Vergi Mahkemesinin 27.6.2014 gün ve E:2014/247, K:2014/730 sayılı kararıyla; davaya konu ödeme emirlerinin dayanağı ihbarnamelerin davacı şirketin tasfiye memurunun ikametgah adresinde eşine tebliğ edildiği ve dava açılmayarak cezaların kesinleştiği, davacının en son katma değer vergisi beyannamesinin Aralık 2003 dönemine ilişkin olduğu, davalı idare tarafından 2011 ve 2012 yıllarına kadar herhangi bir yoklamanın yapılmadığı, gayri faal olan mükelleflerin mükellefiyet kayıtlarının terkininde, işi bırakma tarihinin kanaat getirici vesikalarla tevsik edildiği hallerde tespit edilebilen tarihin esas alınmasına ve vergi mükellefiyetinin idarece terkin edilmesine ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 160’ıncı maddesinin son fıkrasının verdiği yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığınca yayımlanan 2004/13 sayılı İç Genelgede açıklanan koşulları taşıyıp taşımadığı hususlarının araştırılıp, bu konudaki tespitler doğrultusunda vergi mükellefiyetinin, faaliyetin sona erdiği tarihten itibaren re’sen terkin edilmesi gerekirken, mükellefiyetinin devam ettirilerek vergiye ait bir takım ödevlerin yerine getirilmesi gerektiği sonucuna varılarak ceza kesildiği anlaşıldığından bu durumun “borcum yoktur” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle ödeme emrinin dava konusu edilen kısmı iptal edilmiştir. Davalı idare tarafından tasfiyeye giren ancak tasfiyesi sonuçlandırılmamış şirketlerin tasfiye memurlarına ulaşılanların mükellefiyet kaydının re’sen kapatılamayacağı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmiştir. .

…………………………..

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 55’inci maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58’inci maddesinde de kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği ya da zaman aşımına uğradığı hakkında yedi gün içinde itirazda bulunabileceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden davacı adına re ‘sen salınan 2010 yılına ilişkin özel usulsüzlük cezalarının, tasfiye memurunun ikametgah adresinde eşine tebliğ edildiği ve dava açılmayarak tarhiyatın kesinleştiği anlaşılmaktadır.

6183 sayılı Yasanın 58’inci maddesinde ödeme emrine karşı itiraz sebepleri sınırlı olarak düzenlenmiş olup, 213 sayılı Vergi Usul Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığınca yayımlanan 2004/13 sayılı İç Genelgede açıklanan koşulları taşıyıp taşımadığı hususlarının araştırılıp, bu konudaki tespitler doğrultusunda vergi mükellefiyetinin faaliyetin sona erdiği tarihten itibaren re’sen terkin edilip edilmeyeceği hususunun ihbarnamelerin tebliği üzerine vergi ve cezalara karşı açılan davada incelenmesi mümkündür. Bu nedenle ödeme emrine karşı açılan davada ileri sürülen davacı iddialarının borcun bulunmadığı iddiası kapsamında değerlendirilerek ödeme emrinin, 2010 yılına ilişkin özel usulsüzlük cezalarına ilişkin kısmının iptal edilmesi yolunda verilen kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir