Adli Muhasebecilikte Esas Alınan Şüphe Kavramının İncelenmesi

Genel

Adli muhasebecilikte “şüphe”, incelemeyi ve soruşturmayı başlatmada, ceza ve hukuk davası açıp açmamaya karar vermede kıstas olarak kullanılan çok önemli bir unsurdur.                                            

Suç soruşturmasında şüphe kavramı anlaşılması güç, karışık ve bilen akıl ile alakalı sübjektif bir kavram olması sebebiyle takdir ve değerlendirmede genellikle farklı uygulama ve önemli hataların yapıldığı bu nedenle içtihatlarla tanımlanarak açıklığa kavuşturulması gereken ortak bir ölçüye ihtiyaç duyduğu kuşkusuzdur.

Soruşturma ve inceleme aşamalarında her durumda ayrı bir şüphe derecesi gerekli olduğu için şüphe kıstaslarının anlamları ve dereceleri üzerinde durmak gerekmektedir.  

Basit şüphe,

makul şüphe,

yeterli şüphe,

kuvvetli şüphe bu bağlamda ifade edilmesi ve açıklığa kavuşturulması gereken önemli kavramlardır.

Bunlardan makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphe olup bunun belirlenmesinde zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri göz önünde tutulur.                                                                                      

Makul şüphede, şüphenin somut olgulara dayanması da şarttır.

Konu arama ise, araştırmalar ve incelemeler sonunda bir delilin bulunacağı veya belirli bir kişi ya da kişilerin tespit edileceği konusu somut olgulara dayanarak öngörülebilir olmalıdır.                                                     

Yapılan yasal değişiklikler ile bir güvence olarak “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” terimi getirilmiştir. Ancak hemen ardından, yapılan değişikliğin üzerinden daha bir yıl geçmeden bu kavramdan vazgeçilip, CMK 116. Maddesinde değişiklik yapılarak “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” ibaresi “makul şüpheye” dönüşmüştür.

GENEL OLARAK ŞÜPHE    

Şüphe etmeye ilişkin süreç, kurumsal düzeni bozduğu kabul edilen bir fiilin ya da fiillerin işlendiği yönünde bir takım emarelerin belirmesi üzerine ilgili kişi ya da kişilerin harekete geçmesiyle başlar.

İlgili kişi ya da kişileri harekete geçiren şey suç işlendiğine ilişkin bir ”şüphe” nin ortaya çıkmasıdır.

Kişi ya da kişiler hakkındaki şüphe inceleme, araştırma ve soruşturma başlatılmasından kesin yargı kararıyla yani hükümle sonuçlanması anına kadar her aşamada gündeme gelen şüphe kavramı, daha çok suç iddianamenin düzenlenmesi ve zararın tazmin edilmesi için açılacak hukuki dava dilekçesi safhasına kadar koruma tedbirlerine başvurulmaya ihtiyaç duyulan bir husustur.

Örneğin, ceza davasında şüphelinin tutuklanması, hukuk davasında şüphelinin veya haksız zenginleşme sebebiyle tespit edilen soy altı ve soy üstü yakınlarının gayrimenkul ve menkulleri üzerine tedbir konulması ve buna benzer koruma tedbirlerinden bahsedebiliriz.

Şüphe kavramı, özellikle araştırma ve incelemede neredeyse hepsinde başvurma ön şartı olarak gösterilmesi sebebiyle şüphenin olmazsa olmaz temel taşı, ceza yargılaması hukuku ve diğer hukuk disiplininin önemli bir enstrümanı olarak karşımıza çıkmaktadır.  

Ticaret ve ceza hukukunun suç olarak tarif ettiği bir fiilin ya da fiillerinin işlendiği iddiasında maddi gerçeği bulmaya hizmet eden ve bir “şüphe” üzerine harekete geçen ceza ve hukuk yargılamasında asıl maksat, ortaya çıkmış olan şüphe hakkında kesin bir sonuca ulaşmaktır.

Ticaret ve ceza hukuku yargılamasının işleyen süreci içinde daima şüpheden kesinliğe ulaşılması hedeflenirken hep bir güven ortamı içinde hareket edilmesi gerekmektedir.

Bu bakımdan ceza ve ticaret yargılaması organlarının öncelikle kendileri de şüpheden arındırılmış olmalıdır.

Araştırmalar ve incelemeler sırasında delillerin elde edilmesi, toplanması, muhafazası hep güven içinde sağlanmalı, şüpheye düşürecek, değişiklik olduğu intibaı verebilecek hallerden kaçınmalıdır.

Şunu unutmamak gerekir, “Hangi sistem uygulanırsa uygulansın adalet duygusunun kamu vicdanında tecellisinin sağlanması esastır.”

Suçluların cezalandırılması kadar masumların da toplumun gözünde aklanması, ceza adaletini sağlayan sistemin amacıdır.

Bu açıdan sistemin ölçülebilir, denetlenebilir olması ve makul bir sürede işlevini yerine getirmesi gerekir.

Ayrıca her aşamada yasallık ölçütüne uyulması, şeffaflık yani toplum tarafından bilinme, hukuk güvenliği yani kurumların ve işlevlerinin sabitliğinin garanti altına alınması ve yargılama aktörü olan makamların bağımsız, tarafsız ve adil olduğunun hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konması gerekir.

Bu anlamda yargılamada asıl hedef şüpheyi izale edip güveni sağlamaktır.

Diyebilirsiniz ki; şüphe ile güvenin savaşı, yargılama kesin hükümle sonuçlanana kadar devam etmektedir.

Dolayısıyla şüpheyi gidermek üzere kurulan sistemin şüpheye tahammülü olmadığı için varılan yargının her şekilde şüpheden uzak olması gerekir.

Temeldeki ana fikir, fail ya da failler üzerinde odaklanan şüphe kavramı, fail ya da failler hakkındaki iddiayı kesin bir hükme bağlamak ve bir yargı oluşturmak için ceza ve ticaret hukuku yargılaması sistemini harekete geçirmektedir.

Ancak bazen şüpheyi giderecek olan makamı, yargılamayı yapacak organı da vurabilir.

Şöyle ki, toplum adına şüpheyi gidermek sorumluluğunu üstlenen yargılama makamı olan hâkimin tarafsız olması gerekir.

Onun tarafsız olduğu hususunda oluşacak şüphe, sonuçta ulaşılan kesin hükme gölge düşürür.

Bu durum adil bir karar verileceğine ilişkin toplumun vicdanındaki kanıyı zedeler.

O halde öncelikle bağımsız ve tarafsız olmak; aynı zamanda, yeni bir şüphe oluşturmamak için bu güven hissini bozacak tutumlardan kaçınmak gerekir.

O nedenle hakkında tarafsızlığı hususunda şüphe olan hâkimin kamu yararına bir adım atması ve davadan çekilmesi gerekir.

Her şey şüpheye bina edilmekte olduğundandır ki, koruma tedbirleri gibi henüz kesin kanaat oluşmamışken uygulanacak işlemlerde yapılacak işin doğru olup olmayacağı hususunda hep bir tereddüt vardır.

O nedenle çok hassas bir değerlendirme yapmayı gerektirir.

Koruma tedbirine ilişkin takdir kullanılırken gerekçenin ayrıntılı şekilde açıklanması; tedbire konu şüphenin somutlaştırılmasını sağlarken, ceza yargılama sisteminin objektif olup olmadığına ilişkin toplumda oluşabilecek şüpheleri gidermeye ve toplumda güveni sağlamaya yarar.

Aksi halde uygulamanın muhataplarında bir şüphe başlar.

Bir şüpheyi gidermek için başlanan bu yolda yeni şüpheler oluşturmak suretiyle şüphe güven savaşında güven cephesinin zayıflamasına yol açar; toplumsal barışı olumsuz etkiler.

ŞÜPHE VE KESİNLİK        

Şüphenin ilk nasıl başladığı her zaman aynı ölçüde belli olmayabiliyor.

“Genellikle, normal seyirden farklı bazı şeylerin varlığı algısı şüpheyi başlatır.”

Bir olaya, bir nesneye, şahıslara veya bir şahsa bakıldığında sübjektif olarak bir güvensizlik, normalin dışında bir görünüm veya algı oluşturan, belirsiz izah edilemeyen durumlar varsa bir başlangıç şüphesinden söz edilebilir.

Bu noktada en azından bir araştırma ve inceleme yapıp sonuçlarına göre ne yapılacağını belirlemek için harekete geçilmesi gerekmektedir.

Savcı ve ilgili kişi ya da kişiler tarafından konunun araştırılmaya başlaması için Kanun “suçun işlendiği izlenimini veren hal”in varlığından söz etmemiz gerekir.

Ticaret ve ceza yargılamasında soruşturmayı başlatan; failin ya da faillerin suç teşkil eden bir hareketi yapıp yapmadığı konusundaki şüphe, belirli bir dereceye ulaştığında kovuşturmaya geçilmekte; şüphenin yerini kesinliğin alması halinde ise yargılama sona ermektedir.

Maddi gerçeği bulmaya çalışan aktörler için aşılması gereken bir unsur olan şüphede bir belirsizlik vardır.

Bunun aşılması ile maddi gerçeği arayan aktörün zihninde kesin sonuca götüren bir kanaat oluşmuş ve maddi gerçeğe ulaşılmış olur.

Bu da hüküm kurmak için gerekli olan bir aşamadır.

İlk harekete geçme aşamasında, şüphenin varlığı çalışmanın fitilini ateşleyen bir unsurdur.

Bu açıdan araştırmanın, incelemenin ve soruşturmanın başlaması için bir şüphenin bulunması şarttır.

Ancak, araştırma, inceleme ve soruşturma devam ederken bu şüphenin kuvvetlendirilmesine delillere dayanılarak çalışılır.

Ortaya çıkan şüpheyi gidermek ana hedefi etrafında maddi gerçeği bulmak, suçluları ve suçlunun kim olduğunu ortaya çıkarabilmeyi temin etmek için, temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliği taşıyan bir kısım koruma tedbirlerine başvurmak gerekebilir.

Delil araştırma süreci devam ederken kişi maddi ve manevi özgürlüklerini ihlal eden kimi tedbirlere başvurulması gerektiğinde şüphe kavramı yine ölçü olarak kullanılmaktadır.                                                            

Delillerin toplanması süreci sona erdiğinde Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), iddianamenin düzenlenebilmesi veya Ticaret Hukuk davası açılabilmesi için yeterli şüphenin bulunmasını öngörmektedir.

Buna göre, araştırma, inceleme ve soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa bir iddianame düzenlenir veya dava dilekçesi hazırlanır.

Yeterli şüpheye rağmen savcının dava açmama şeklinde bir takdir yetkisi yoktur, dava açmak zorundadır. ( CMK 170/2 )

Kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması halinde ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir. ( CMK 172/1 )

Fail veya faillerin suç teşkil eden bir hareketi yapıp yapmadığı hususunda bir “şüphe” ortaya çıkması halinde soruşturma; bu şüphenin belirli bir ağırlığa ulaşması halinde ise kovuşturma aşaması başlar.

Şüphenin yerini belirlilik, kesinlik aldığında ise yargılama sona ermektedir.

Şüphe, soruşturmanın başında, yetkililerin delillere dayanan bir tahmininden ibaret iken; kovuşturma evresinde ise iddiayı destekleyen delillerle, savunmayı destekleyen delillerin yetkililere eşit değerde görünmesi safhasına dönüşür.

Bu safhada silahların eşitliği ilkesi işlemektedir.

Yani hakkaniyet ilkesi.  

Yargılamayı yapan makam iddianın veya savunmanın kanıtları arasında tercih yapmak durumunda olsa da hüküm verilinceye kadar lehinde veya aleyhinde net bir kanıya varamamaktadır.

Oysa Türk Ceza Yargılaması Hukukunun kabul ettiği vicdani delil sisteminde ise yargı makamı, duruşmada elde edilen deliller üzerinden edineceği kanaate göre şüpheyi yenmek ve bir sonuca varmak durumundadır.

Yargılamada mesafe alındıkça sonradan algılar, şüpheler karineye dönüşmeye başlar.

Sürecin sonunda bir yargısal inanç oluşur.

Yargısal inanç şüpheli durumun neredeyse en kuvvetli ve kesinliğe dönüşmeye hazır olan halidir.

Yargısal inanç ya da kanının belgelenmesi ise bir hüküm ile olur.

Bir belge haline dönüşen hüküm hakkında da tarafların şüphesi varsa bunun için yasa yolları öngörülmüştür.

Yasa yollarına gitme konusunda taraflar kendilerini güçlü görmemiş olmaları ya da başka bir sebeple yasa yollarına başvurulmamış olması halinde hüküm kesinlik kazanmış olur.

Eğer yasa yoluna başvurulmuş ise buradan çıkan sonuca göre karar kesinleşir ve karşımıza kesin hüküm çıkar.

Artık bir yargısal inanç ile ortadan kalkan şüphenin izalesi bir kesin hüküm haline gelmiştir. Küçük bir şüpheden hareketle başlayan ceza yargılaması yolculuğu en son şüphenin kesin kanıtlarla giderilmesine kadar devam etmektedir.

Ancak, kesin hüküm ortaya çıkıncaya kadar şüphe kavramı her zaman “masumiyet karinesi” ile de bağını devam ettirir.

Ceza yargılaması bu ilke üzerine bina edilmiş olması sebebiyle, aynı zamanda şüpheyi giderip kişinin masum olduğunu da ortaya koymayı amaç edinmiştir.

Kamu adına ithamda bulunmaya yetkili makamların “yasallık sistemi” içerisinde hareket etmek zorunda olduğu ülkelerde şüphe kavramı özel bir önem kazanır.

Suçu işlediği hususunda tam kanı oluşmaması, diğer bir ifadeyle yüzde bir oranında bile şüphe bulunması halinde hakkında yargılama yapılan sanık şüpheden yararlanır ve beraat ettirilir.

Faile yönelik basit bir suç şüphesi ile başlayan ceza yargılaması sisteminde şüphenin yenilmesi ise kesin olgularla ve kesin veriler ile mümkündür.

Sanığın iddia edilen suçu işlediğine ilişkin iddianın sabit olduğu hususunda kesinliğe ulaşılması halinde sübut gerçekleşmiş olup karar mahkûmiyet ile sonuçlanır.

Aksi durumda şüphe vardır ve bu şüpheli halden sanık yararlanır.

Olası, soyut ve teorik ihtimallerle şüpheyi ortadan kaldırmak mümkün olmadığından bu tür durumlarda aksi ispatlanamayan iddia hakkında masumiyet karinesine göre şüpheden sanık yararlanır kuralı işletilir.

Şüpheli nedir ve ne demektir? 

Şüpheli; Dil bilgisi yönünden Türkçemizde sıfat olarak kullanılır.                                                                           

– Kuşkulu.                                                                                                                                                    

– Kendisinden şüphe edilen, kuşkulanılan, zanlı

“Mazisi şüpheli insanları işe almak bizi sonraları rahatsız eder.”                                                        

Şüpheli hakkında bilgiler

Şüpheli, bir ceza muhakemesi terimidir.

Hukuken kolluk ve savcılık evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.

Şüpheli ve sanık aynı anlama gelecek şekilde kullanılsa da hukuken bu terimler birbirinde farklıdır.

Bir kişinin belirli bir suçu işlemiş olabileceğine dair savcılık kanaati oluştuğunda o kişi şüpheli kabul edilir.

Şüpheli kişi hakkında savcılık emrindeki kolluk güçleri (polis, jandarma vs.) tarafından soruşturma yapılır.

Savcılığın oluşturduğu resmî bir suçlama mahkeme öncesinde hâkim tarafından onaylandığında yani kişi hakkında ceza davası açıldığında kişi sanık durumuna geçer.

Sanık, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.

Şüphe;

Kuşku.                                                                                                                                       

Kuşkulu;

Kuşku belirten, kuşku anlatan, şüpheli.

Kuşkucu;

Kuşku içinde olan, şüpheli.                                                                                                 

Kuşku;

Bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememekten doğan kararsızlık, kuruntu, işkil, şüphe, acaba, şek.

Başkalarının iyi niyet ve amaçlarını kötüye yorarak işkillenme duygusu.

Zanlı;

Şüpheli.

Ceza;

Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya uygulanan yaptırım.

Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü uygulanan yaptırım.

Muhakeme;

Bir sorunu çözmek için çıkar yol arama.

Yargılama.

Haklar.

Yasaların ceza ile ilgili olmayıp alacak verecek ve buna benzer davaları ilgilendiren bölümü.

Diğer dillerde Şüpheli anlamı nedir?   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir