Mükellef Tamimiyle mi Haksız? Mükellef Mağdur.

Genel Üst Yönetim Vergi cezalarından Kurtulmak ve İdari Çıkış Yolları

Vergi yargı sistemimizde davanın duruşmasız dosya üzerinden yazışarak yapılması yargılama ilkesinin geçerli olmasının bir sonucu olarak, duruşmaya ilişkin yasal düzenlemeler, oldukça dar kapsamlı ve yoruma açıktır.

Duruşma evresi, bu kanaatin doğru şekilde oluşmasına hizmet edecek en önemli araçlardan biridir diye düşünüyorum.

Hâkim, duruşmada edindiği bilgiler ve izlenimler neticesinde somut olayla ilgili bir yargıya varacak ve buna göre uygulayacağı hakkaniyet hukukunu belirleyecektir.

Gerçeğe ulaşmada, tarafların iddialarını ve delillerini bizzat kendi ağızlarından dinlemenin önemi tarif edilemez ve yadsınamaz.

Bu düzenlemelerin uygulamada katı ve taraflar açısından sınırlayıcı bir şekilde yorumlanmasıyla, vergi yargısında duruşmasız yapılması çoğu zaman kendisinden beklenen faydayı verememektedir.

Vatandaş Mağdur olmaktadır.

Malumunuzdur ki duruşma, tüm yargı sistemlerinde olduğu gibi, Vergi yargısında da gereksiz bir aşama değildir.

Adil yargılanma hakkı kapsamında bu aşamanın varlığı, neredeyse bir zorunluk olarak görülmektedir.

Bu nedenlerle yapılacak düzenlemeler ve mahkeme kararlarıyla oluşturulacak uygulama değişiklikleri ile Vergi yargısında duruşmalı yapılmasının yargılamanın aydınlanmasına ve kişilerin adil yargılanma hakkına hizmet edecek şekilde düzenlenmesi ve uygulanması yerinde olacaktır.

Bununla ilgili olarak John Stuart Mill, hakikate ulaşmada, delilleri, o delillere inanan, onları müdafaa eden ve onlar için ellerinden gelenin azamisini yapan kimselerin ağzından dinlemenin önemini vurgulamış ve hakikati yalnızca, münakaşanın her iki tarafını tarafsızlıkla dinlemiş ve her iki tarafın sebeplerini en kuvvetli bir ışık altında görmeye gayret etmiş olanların bileceğini dile getirmiştir.

Anayasa’nın 36. maddesinde geçen tabirle, iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkının gerçekleşmesine aracılık eden meşru vasıta ve yollardan biridir.

Uyuşmazlığı çözecek olan yargılama makamları önünde, bizzat sözlü olarak savunma yapmanın veya iddialarını dile getirmenin etkisi çok önemli ve yadsınamaz.

Bu etki ve güç düşünüldüğünde, sözlü aşamanın yargılamanın içinden sökülüp çıkartılması veya kendisinden beklenen faydayı sağlayamayacak şekilde tırpanlanması, kimi hallerde en açık tabiriyle meşru bir yargılamayı ortadan kaldıracaktır.

Bu nedenlerle özellikle kişiler üzerinde ağır yaptırım uygulanması ihtimali olan ceza yargılamasının kovuşturma evresinde sözlü yargılama uygulamasının benimsenmiş olduğunu görmekteyiz.

Türk idari yargı sisteminde geçerli olan yazılı yargılama usulü5 ve evrak üzerinden inceleme uygulamasının6 bir sonucu olarak, duruşmaya istisnai olma özelliği atfedilmiş ve sınırlandırma noktasında, adli yargıdaki düzenlemelerin ve uygulamanın daha ilerisine gidilmiştir.7 Bu durum, duruşmaya ilişkin yasal düzenlemelerin yetersiz, eksik ve yoruma açık olması sonucunu doğurmuş; bu eksik düzenlemelerin mahkemelerce dar bir şekilde yorumlanmasıyla da, bu sınırlandırmalar, uygulamada kendini daha katı bir şekilde göstermiştir.

Bugün için idari yargı organlarınca duruşma bir yük, bir izlek olarak görülmekte, bu haliyle davanın aydınlanmasına hizmet etmemektedir.

Taraflar açısından ise bu safha çoğu zaman beyanlarının mahkemece önemsenmediğini hissettikleri, bu nedenle yargılamaya olan güvenlerinin azaldığı bir aşama olmaktadır.

Sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde, getirilen bu kısıtlamaların vergi yargılamasının sıhhati açısından bir zorunluluk mu, yoksa bir keyfiyet mi olduğu sorusu ve bu sınırlandırmaların adil yargılanma hakkı çerçevesinde bir sakınca arz edip etmediği konusu tarafımca tartışılmaya değer buluyorum.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir