Neden Vergi Kaçırıyorlar?

Genel

Ekonominin gelişmesi sürecinde, vergi ile ilgili sorunların ve bu sorunların nedenlerinin tespit edilmesi vergi gelirlerinin arttırılması oldukça önem taşımaktadır. Vatandaşa yüklenen ekonomik yükümlülüğün temel işlevi, devlet harcamalarını karşılayarak yol, su, elektrik, sağlık ve eğitim vb. alt yapı hizmetlerini ve ülke için kullanılabilecek diğer üst yapı hizmetlerini sağlayabilmektir.

Ülke için bu kadar önemli olmasına rağmen ülkemizde kayıt dışının neden yüksek ve Vergi Mükellefleri Neden Vergi Kaçırırlar?  

Sorusunu sormamıza neden olmaktadır. 

Vergiye karşı olumsuz tepkilerin en büyük gerekçesinin mükellefler tarafından adil bulunmayan vergi algısı olduğudur.  Türkiye’de yapılan vergi afları ve cezalarda indirim olasılığı sağlayan uzlaşma sisteminin sıklıkla kullanılması ve siyasi otoritenin uygulamalardan uzak ve özellikle vergisini düzenli ödeyen mükellefin gönüllü isteğini ve uyumunu düşüren bir durumdur. Vergi oranlarında görülen artışa bağlı olarak mükellefler gönüllü uyumdan vazgeçmekte ve vergiye yönelik olumsuz tehlikeli tepkiler göstermeye başlamaktadırlar.    

Yüksek vergi oranları mükelleflerin lüks tüketimi kısma, üretimden vazgeçme, yatırımları erteleme ve vergi kaçırma gibi tehlikeli tepkiler vermelerine yol açmaktadır. Vergi mükelleflerinin tutumlarının tam olarak anlaşılabilmesi için ekonomik faktörlerin yanı sıra psikolojik, ahlaki, siyasal, kurumsal, dinsel, hukuksal ve idari yönetimsel faktörlerin bir bütün olarak ele alınıp incelenmesi gerekmektedir. Yukarıda saydığım birçok faktörün incelenerek cevap verilmesi gerekir.   

Gelir İdaresi Başkanlığının Mükellef Hizmetleri Daire Başkanlığının 51 numaralı Türkiye’de mükelleflerin vergiye bakışı adlı yayınını incelemekte fayda vardır.

Şu sonuçları özetleyebiliriz.

Yapılan araştırmalarda her 10 kişiden 9`u Türkiye’de vergi adaleti olduğuna inanmıyor, Yine her 10 kişiden 8`i devlet harcamalarında savurganlık yapıldığını düşünüyor, vergi vermenin toplumun yararına olduğunu ve ödenen vergilerin daha sonra hizmet olarak topluma yansıyacağını düşünmüyor, Bazı kişiler de “Herkes kaçırıyor, ben de kaçırırım” anlayışının hâkim olması,

“Vergisini tam ödeyen ekonomik açıdan gelişemez ya da iflas eder” düşüncesinin toplum içerisinde yaygın olması,

Vergi oranlarının yüksek olması,

Vergi aflarının, dürüst mükellefi cezalandırdığına inanılması,

Ekonomik krizlerin vergi ödemelerini olumsuz etkilemesi,

Yükümlülerin genel olarak vergi idaresine yaklaşımı; (her 3 yükümlüden ikisi vergi idaresine olumsuz bakıyor),gibi daha birçok madde yazabiliriz.

Toplanan vergilerin kullanım alanlarıyla, mükelleflerin vergiye yönelik tutumları arasında bir ilişki bulunmaktadır.

Mükellefler, ödedikleri verginin toplumun ihtiyaç duyulan alanlarına harcandığına inanırlarsa, vergilerini eksiksiz ve zamanında ödemektedirler.                                      

Verginin kullanıldığı alanları onaylamayan ya da bekledikleri hizmetleri alamayan mükelleflerin vergiye gönüllü uyumlarının düşük olması kaçınılmazdır.

Mükellefler ödemek zorunda oldukları vergi sayısının çok olduğuna inanıyorlarsa, üzerlerindeki vergi yükü çok ağır olmasa dahi, psikolojik nedenlerden dolayı vergiye olumsuz bakabilirler.

Aynı zamanda vergi sayısının çokluğu, vergi sistemini daha karmaşık hale getireceğinden denetimi zorlaştırır ve kayıt dışı ekonominin artmasına sebep olur.

Bu noktada; kayıt dışı ekonomi ile negatif bir ilişkisi bulunduğu araştırmalarla desteklenmiş olan vergi ahlakı kavramını incelemek önemlidir.

Vergi ahlakının vergiye gönüllü uyum ile olan pozitif ilişkisinin yanı sıra, toplumun ahlak normları ile vergilendirme arasında yakın bir ilişki olduğu söylemek mümkündür.   

Vergi ödemeyi bir ödev ahlakı olarak ele alan ve vergi kaçakçılığını hoş görmeyen bir toplumda bireylerin vergiye gönüllü uyumunun kendiliğinden sağlanacağı kesinlikle doğrudur.  

Vergi adaletinin sağlanması açısından ceza ve denetimlerin hakkaniyetli bir biçimde uygulanmasının, mükelleflerin vergiye gönüllü uyumu üzerinde önemli bir etkisi olduğu söylenebilir.

Vergi adaleti ve vergiye gönüllü uyum arasındaki ilişki incelendiğinde, vergi ödemenin en temel ilkelerinden biri, toplumsal sınıf farkı tanımadan tüm vatandaşların bu görevi yerine getirmeleridir.

Ancak, vergiyi algılayış biçimi bireyden bireye farklılıklar gösterebilir.

Bazı vatandaşlar vergiyi kamu hizmetlerinin fiyatı gibi algılamaktadır.

Bu algı vatandaşların vergiye karşı olumlu bir tutum takınmalarına ve ödemeleri gereken vergiyi eksiksiz ve zamanında ödemelerine yol açmaktadır.

Bazı bireyler ise vergiyi devlet tarafından zorla alınan bir yük, bir ceza gibi görmektedirler.

Bu durumda kişilerin vergi ödeme isteğini azalmakta ve kayıt dışı ekonominin boyutunu arttırmaktadır.

Vergi sistemi ve mükelleflerin vergiye gönüllü uyumu söz konusu olduğunda, bir toplumu oluşturan temel öğelerin gözden geçirilmesi gereklidir.

Vergi sisteminde yapılacak her değişimin ya da mükelleflerin gönüllü uyumunu sağlamak amacı ile başlatılan her çabanın, o toplumun kendi iç dinamikleri dikkate alınarak oluşturulmalıdır.

Türkiye’nin vergi sistemi değerlendirildiğinde, mükelleflerin vergiye yönelik gönüllü uyumlarının düşük olduğu ve kayıt dışı ekonominin boyutlarının gitgide büyüdüğü ne yazık ki görmekteyiz.  

Vergi gelirlerini arttırmak için mevcut vergi mükelleflerine ek külfet getirmeden vergi gelirlerini arttırmanın yollarını aramak gereklidir.

Hakimlerin Yargılama Esnasındaki Tutum ve Davranışları;  

Vergi ceza davası ve ihtilafı vergi mi yoksa hukuk bilgisi ile mi çözülür?

Vergi yargılamasında davaların çözümüne; %80 mahkemenin hukuk bilgisi (resen araştırma) ve üst mahkeme kararları (örneğin normlar hiyerarşisi ve yorum teknikleri, eksik inceleme gerekçesi vs.),

%18 davacının ileri sürdüğü hukuki ve maddi itirazlar (örneğin vergilendirme döneminde faaliyetin olmaması, transfer fiyatlandırması yanılmaması vs.),

% 1 bilirkişinin ortaya koyduğu sonuç (örneğin haciz konusu evin hale münasip olup olmaması), % 1 vergi bilgisi (örneğin hesap, bilanço hataları, tek düzen hesap kayıtları vs.) yön verir.

Vergi müfettişi ise genelde hukuk değil muhasebe kökenli olduğundan hesap yanlışlıkları az, hukuk hataları daha fazladır.

Tabi buna ayrıca denetim hiyerarşisi ve baskısı da neden olmaktadır.

Bu nedenle sırf vergi bilgisi ile ihtilafı çözmeye çalışmak oldukça isabetsiz ve verimsiz kalır.

Zaten vergi yargıçlarının çoğu muhasebeden anlamaz.

Adalet ve Hak arayışı;  

Adalet, vicdanın olup bitenleri zekâ ile kavrayıp akıl süzgecinden geçirdikten sonra ortaya koyduğu karardır.

Bu karara yargıda vicdana insani ve hukuki gelişmişlik ışık tutar.

Evrensel hukuk kuralları vicdan ve zekâ ile buluşup aklın eşliğinde haksızlığa uğramış, hukuka aykırı işlemlere maruz kalmış, hak yitimi ve maddi manevi zarar görmüş bireyin haklarının iadesini yani teslimini sağlar.

Bireyin bu yolla kayıplarının önlenmesi, birey vicdanında huzur ve rahatlama sağlamışsa buna “adaletin yerini bulması” denir.

Eğer bireyi rahatlatmıyor, bireye huzur vermiyorsa adaletten söz edilemez.

Adalet süreci seri, hızlı ve etkin işlemediği takdirde vicdani huzuru oluşturma etkisi azalır, uzayan yargı ya da hak arama süreci giderek yargıya güvensizliğe dönüşür.

Ayrıca yargı kararlarına devlet başta olmak üzere herkesin uyması yaşamsal mecburiyettir. 

Özellikle devletin bireylerin lehine verilmiş kararlara uymaması hali korkunçtur.

Bu, devleti HUKUK DEVLETİ olmaktan çıkarır.

İnsanlar ülkelerindeki adalet sürecine ve bağımsızlığına güven duymuyorlarsa, toplumu oluşturan bireyler akli ve vicdani muhasebelerini yitirirler ve karşılaştıkları haksızlıklarda olmadık yollara başvurarak kendi adalet çözümlerini aramaya başlarlar.

Bu da hukuk devletinin sonudur.

Ben ülkemin yargısının geleceğine ilişkin kaygılarımı üzülerek sizinle paylaşmak istiyorum.

Sıklıkla adliyelerde hak arayan bir vatandaş olarak derin bir öfke ve isyana sürüklenmek, düzen ve hak ile ilişkisini peşin bir haksızlık tecrübesi ile kurmak bu ülkenin yargısının ve vatandaşın ilk ve tek öğrenme, hak arama karşılığıdır.   

Kuşkusuz daha davaların adalet arayışının başında peşin bir hüsranla başlamak beraberinde adalet ve hakkaniyet konusundaki ümitsizlik ve kayıtsızlığı da beraberinde getirir.

Bunu biliyoruz. Pek gariptir ki, hangi dönemde olursa olsun, hâkim ve savcının karşısında sanık olmak haksızlık ve adaletsizliğin en başından kabulüyle mümkün olabilmiştir. Peki, Türkiye yargısı, yetenek ve donanım karşısında niye hukuk ve adalet sanıyla isabetsiz kalmış, neden vasat ile ilişkisini sonsuz bir şehvet ile korumaya kalkışmıştır.                                                                            

Hâkim bu hukuk düzeninin sıradan bir aracı kaldığı sürece de vasatın yaygın sonuçları üzerine dayanmak zorundadır.

Benim hâlâ umudum var.  

Çünkü yargı kendisini bile yiyerek herhangi bir yere gidemeyecektir.

Başarı tesadüf değildir

İşi şansa bırakan iyi bir hâkime düşse de dava dilekçesi hâkimin eseri olmadığından davanın başarısını belirleyen en önemli unsurdur

Vergi Mahkemeleri;

Vergi mahkemelerince ne gelir tablosu oluşturulur, ne bilanço çıkarılır, ne tek düzen hesap planının doğruluğu kontrol edilir, ne de bunların defterlere intikali incelenir.

Vergi yargıcının gündemindeki hukuka uyarlık incelemesi sırasında kullandığı enstrümanlar vergi, idare ve yargılama hukuku ilkeleri çerçevesinde uyuşmazlığın özünün tespiti ile çözüm için içtihat araştırması yapmak ve idari işlemin teselsülü, hedefi ve doğumu açısından hukuka uygunluk blokunu dikkate alarak normlar hiyerarşisi bilgisi altında kanun kuralı başta olmak üzere ilgili düzenlemeyi yorumlanmak ve nihayet hakkaniyet ve nefaset değerlendirmesi neticesinde karar vermektir.

Bu nedenle çoğu kişi vergi davalarını muhasebe bilgisinden ibaret sanıp yanılgıya düşmektedir.

Bunun yanında bu dönemde davanın böyle bir vergi yargıcına denk gelmesi nadir rastlanan hadiselerdendir.

Son olarak resen tahkik ilkesi dikkate alındığında basit vergi davalarının başarısının arkasında genellikle hukuki kaideler dikkate alınarak kaleme alınmış bir dilekçe değil vergi yargıcının çabası olduğunu söyleyebilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir