ŞÜPHE KAVRAMI ve BENZER KAVRAMLAR

Genel

Şüphenin en genel tanımı, “inanç ve inançsızlık arasında kalan duygu” olarak tanımlamak ve anlamak gerekir.  

Şüphe veya kuşku, bir insanın, bir olay karşısında duyduğu emin olamama duygusu veya güvensizlik duygusudur.

Şüphe kavramı, sözlüklerde gerçeğin ne olduğunu tam belirleyememe, “kuşku, kuruntu” olarak ifade edilmektedir; kuşku ise “bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememekten doğan kararsızlık” olarak tanımlanmaktadır.

Bazı sözlüklerde ise; “belleğin çeşitli alternatifler arasında seçme yapma konusunda tereddüt etmesi, hangisinin doğru olduğunu kestirememesi”, “bir şeyin olup olmadığı hakkında tereddüde düşme” anlamlarına gelmektedir.

“Tereddüt, bir şeyin doğru olup olmadığına veya var olup olmadığına dair kati kanaat ve bilgi sahibi olmamak hali” anlamına gelir.

En geniş anlamıyla tarif etmek gerekir ise; şüphe, zihnin birçok düşünce arasında bir tercihte bocalaması ve duraksaması hali olan şüphede bir kanıyı destekleyen nedenler, karşıt kanıyı destekleyen nedenlerle eşit değerde olması sebebiyle isabetli olanı tercih etmede şüphe ederiz Çünkü her iki alternatif de bize eşit değerde görünmekte olup bu ikisi arasında seçim yapamayız.

Mahkemeler açısından şüphe “gerçekliği hususunda bazı maddi vakıalar bulunmakla birlikte doğruluğu araştırılıp delillerle ispat edilmeye muhtaç bir durum” olarak tanımlanmıştır.    Ayrıca aklın bir önermenin, bir iddianın, varsayımın, delilin ya da daha özel haliyle bir ifadenin gerçek olup olmadığı arasında inanmak ya da inanmamak şeklinde gidip gelen tereddütlü hali olarak da tanımlanmaktadır.

Ceza yargılaması hukuku bakımından ele alındığımızda, soruşturma başlatmada, kamu davası açılıp açılmayacağını belirlemede ya da soruşturma ve yargılama süreci içinde bazı koruma tedbirlerine başvurabilmede esas alınan bir kriter olan şüphe kavramı, yüzeysel olarak bakıldığında soyut, sübjektif, kişiye göre değişen bir yapıya sahip olduğunu göreceğiz. Ceza yargılaması hukuku ve maddi ceza hukuku bakımından ise asıl hedef bunun olabildiğince herkes için ortak kabul edilebilir kriterlerinin konulup genellikle benzer durumlarda aynı kanaatlerle aynı sonuca varılmaya çalışılmasıdır ki, bu toplumsal beklentinin karşılanması ve adalet duygusunun tatmini için gerekli olan bir durumdur. Bu açıdan ceza yargılaması hukuku açısıyla bakıldığında, şüpheyi saf psikolojik ve subjektif bir unsur olarak kabul etmemek gerektiğini düşünüyorum.                                                                                  

Aksine normatif ligin eşlik ettiği ve sınırladığı bir durum söz konusudur ve bu durum gerekçe gösterme zorunluluğu ile çerçevelenmektedir.

Kanun koyucu şüphe kavramına bir tanım getirmemiştir.

Çünkü daha önce ifade ettiğim gibi şüphe kavramına bilen akıl yapısı itibariyle net bir tanım yapmak, yargıya ve kolluğa her olayda uygulayabileceği net ve pratik ana kural belirleyerek bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke saptamak, bütün olayları kapsayan bir ilkeler demeti oluşturmak imkânsız değil ama çok zordur.

Bu bakımdan çeşitli maddelerde genel çerçevesi çizilerek kapsamının uygulama tarafından oluşturulmasını sağlamak gerekmektedir.  Yürürlükten kaldırılan bazı kanunlarda ve yürürlüğe konulmamış tasarılarda şüphe kavramına yer verildiği görülmektedir.

Örneğin, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Kanununda, “bu kanunda öngörülen suçları işlemek kuşkusu” terimi kullanılmış idi.

Ayrıca dinleme kararları bakımından da “kuvvetli belirtilerin varlığı” halinde verilebileceği belirtilmişti.                                            

Yani “şüphe” kavramı ile “belirti” kavramı kesin çizgilerle birbirinden ayrılmıştı.

CMK 1995 Tasarısı m. 2/2’de makul şüphe tanımlanmış ve “Birden çok kimsenin birlikte veya başkasına ait yasal veya yasa dışı bir menfaati korumak amacı ile hareket etmeleri veya benzeri eylemlerden dolayı evvelce koğuşturulmuş bulunmaları gibi hallerde makul kuşku var sayılır” denilmişti.

Kabul etmek gerekir ki, bu tanım da meselenin muğlaklığını giderecek nitelikte olmadığı gibi sadece iki özel örnek üzerine bağlamış görünmektedir.

Umma ( Umma kelimesini kavramını biraz açacak olursak; ummak işi, bir şeyin olmasını istemek, beklemek, sanmak, tahmin etmektir. Örnek, umarım ki siz şüphe hakkındaki bu fikirlerimi benimle paylaşırsınız. Ya da kuşku emaresi olmadığını kuvvetle umduğum bir şüphe hissidir.) kavramı şüpheden ayrılır.

Şüphe ölçülebilen bir husus olmadığı muhakkak ise de, yine de ummadan daha fazla bir anlama sahiptir.

Özellikle makul şüphe ummadan fazla, yeterli ve kuvvetli şüpheden az anlam içerir.

Suç şüphesi, umma deyimine göre daha keskin ve harekete geçmeyi sağlayan bir unsurdur. Umma bir sübjektif yaklaşım, bir düşünce içerdiğinden bir varsayımdan ibarettir.

Şüphe ise ona göre biraz daha objektiftir ancak buna objektif anlamı tam olarak giydirmek için yasal düzenlemelerin uygulamada yorumlanmasına ihtiyaç olacaktır.

Kavramı karşılayan kelime olarak doktrinde genellikle şüphe deyimi kullanılmakla birlikte, şüphenin derecelerini ifade ederken farklı sınıflandırmalara bağlı olarak çeşitli terimler kullanılmaktadır.

Derecelerine göre umma, zehap ( san, sanı, zannetme ), basit şüphe, makul şüphe, yeterli şüphe, yoğun şüphe, kuvvetli şüphe kavramı karşılayan olarak kullanılmakta olup ilerde ilgili bölümlerde ayrıntılı olarak araştırıp inceleyeceğiz.

Ceza Muhakemesi Kanununda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe terimine yer verilmiş olması nedeniyle bu terime de ayrı bir başlık ayrılmıştır.

CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNA GÖRE ŞÜPHE KAVRAMI;                                                                              

  1. Şüphe ve Yeterli Şüphe Kavramları;  

Türk Ceza Muhakemesi Kanununda tanımlar kısmında şüpheli tanımlanırken, “suç şüphesi altında bulunan kişi” (2/1-a) şeklinde ele alarak değerlendirmektedir.

 “Suçun delillerini oluşturduğundan şüphe edilen ve gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturma ve kovuşturmada adliyenin eli altında olması zorunlu sayılan” posta gönderilerine el konulabileceği belirtilmiştir.

Tesadüfen elde edilen delilleri düzenleyen maddeye göre, “arama veya el koyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse (138/1); yine, “iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse”(138/2) muhafaza altına alınıp savcıyla derhâl bildirilecektir.

Şüpheli ölümün gerçekleşmesi hususunda bu “ölümün doğal nedenlerden meydana gelmediği kuşkusunu doğuracak bir durumun varlığı” halinde derhâl savcılığa haber verilmesi zorunluluğu (159/1) bulunmaktadır.

Başlangıç şüphesi olarak da ifade edilen suç araştırmasına başlamayı emreden 160. maddede, “Cumhuriyet savcısının ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı” belirtilmiştir. 170/2 maddesinde ise, “soruşturma evresi sonunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa” savcının kamu davasını açması gerektiği(170/2); “yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya koğuşturma olanağının bulunmaması halinde de kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi öngörülmüştür.”  (172/1).

Gözaltına alma hususunu düzenleyen 91. maddenin 2. fıkrasında, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir “suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlı olarak gözaltına alınacağı belirtilmiştir.

Daha önce “suç işlediğini düşündürebilecek emarelerin” varlığı yeterli iken, 21.2.2014 t. 6526 s. Kanunla “suç işlediği şüphesini gösteren somut delillerin” varlığı koşulu getirilmiştir.

  • Kuvvetli Şüphe Kavramları;

Gözlem altına alınma konusunun işlendiği maddede, “fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan” (74-1) denilmiştir.

Tutuklama koşulları açıklanırken, “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller” ile “bir tutuklama nedeninin” birlikte bulunması aranmış; bazı hallerde de tutuklama nedeninin karine olarak var sayılacağı belirtilmiştir.

Karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına, çözümlenmesine yarayan durum, ipucu, belirti olarak kabul edilen hususlar arasında, şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, ayrıca şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ya da tanık veya mağdura etki etme hususunda “kuvvetli şüphe oluşturması” sayılmış ve bu hallerde tutuklama nedeninin var sayılacağı (100/2-b) belirtilmiştir.

Tutuklama bakımından hem kuvvetli suç şüphesi hem de tutuklama nedeninin birlikte bulunması zorunludur.

Ancak 100/3-a’da katalog halinde sayılmış olan suçların işlendiğine dair “kuvvetli şüphe sebeplerinin” bulunması halinde tutuklama nedeni karine olarak varsayılacaktır.

Katalog suçlar bakımından karine esas alınmasının anlamı, bu suçların işlenmiş olduğundan kuvvetle şüphelenilmesi halinde tutuklama kararı vermek için ayrıca tutuklama nedeni ya da tutuklama nedeni var sayılan hallerin varlığı aranmayacak, bunlar karine olarak var mı gibi muamele edilebilecektir. (100/3)

Son olarak, 133/1 maddede “suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” halinde şirket yönetimi için kayyım tayin edileceği belirtilmiştir                                                                       

  • Somut Delile Dayanan Kuvvetli Şüphe Kavramları;

Tutuklama hükümleri işlenirken, “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde” tutuklama kararını verilebileceği (100/1) belirtilmiştir.

Aynı maddede “kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgulardan söz edilmiş ve bu husus bir tutuklama nedeni olarak sayılmış olduğunu yukarıda ifade etmiştik.

Bunun dışında Kanunun 128/1 maddesinde, “soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde” taşınmazlara, hak ve alacaklara el konulabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, 135/1 maddesinde, “bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma veya kovuşturmada suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka

Surette delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda” iletişim tespitine gidilebileceği; 139/1 maddesinde, “soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması halinde” gizli soruşturmacı görevlendirilebileceği; son olarak, 140/1 maddesinde de, maddede katalog olarak sayılan “suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması halinde” teknik araçlarla izleme koruma tedbirine başvurulabileceği belirtilmiştir.

ŞÜPHENİN DEĞERLENDİRİLMESİ;      

  1. Genel Anlatım Olarak   

Hukuk devletinde ceza yargılamasında delil olmadan şüpheden söz edilemez; diğer bir deyişle delil olmadan ceza yargılamasının çarkları dönmeye başlamaz.

Çünkü ceza yargılamasının varlık nedeni suç şüphesidir.

Şüphenin “somut olaylara” dayanması ve herkesi inandırabilecek nitelikte olması gerekir. Ancak her zaman bu kadar güçlü ve somut olaylara dayanmayabilir.

Başvurulacak koruma tedbirinin çeşidine ve ihlal ettiği kişi haklarının ağırlığına göre unsur olarak aranacak şüphenin de derecesi farklı olabilir.

Mesela, araştırma, inceleme ve arama için basit fakat makul bir şüphe bulunması gereklidir. Aranan şeylerin suçla bağlantı olduğu ve bu şeylerin aranacak olan yerde bulunduğunu düşündüren sebepler varsa, makul şüphe oluşur.

Ancak tedbir olarak tutuklama için daha yoğun bir şüphe derecesi olan kuvvetli suç şüphesi gerekmektedir.

Şüphenin varlığı ve kuvvet derecesi ceza yargılaması açısından büyük önem taşır. Yargılamanın her aşamasında buna başvuran makamların görevlerine ve başvurulan tedbirin niteliğine göre farklılık gösterebilir.

Şüphe, soruşturma ve kovuşturma makamlarının delillere ve olgulara dayanan bir tahmini niteliğinde olduğu için, içinde daima bir yanılma payı taşır.

Bu yanılma payının derecesine göre sınıflandırılabilir.

Ceza yargılamasında şüphenin basit, makul, yeterli ve kuvvetli şüphe olmak üzere çeşitli derecelerinden bahsedilebilir.

Şüphe, bazen zayıf, bazen kuvvetli ve bazen de çok şiddetlidir.

Şüphenin kuvvet derecesini ölçen unsur, delil ve emarelerdir.

Şüpheyi tarif etmeye yarayan delillerin kuvveti, şüphenin kuvvetini belirler.

Bazı hukukçular ve yazarlar şüpheyi temelde ikiye ayırarak incelerler.

Delillerin kuvveti az ise basit şüpheden, deliller nicelik olarak fazla ya da kuvvet derecesi yeterli ise yoğun şüpheden söz edilmektedir.

Şiddetli, yoğun şüphe, eldeki delillerin nicelik olarak çok olması, delil kuvvetinin de yeterli olması ya da diğer deyimle kuvvetli delillerin bulunması halidir.

Bu ikili ayrıma göre, yoğun ve şiddetli şüphe de kendi içinde yeterli şüphe ve kuvvetli şüphe diye ikiye ayırılır.

Buna göre, basit şüphenin dayanağı olan deliller genellikle basit, yetersiz veya azdır.

Eldeki deliller sayıca az değilse ya da delilin kuvvet derecesi yeterli veya kuvvetli ise yoğun şüpheden söz edilir.

Hakkında dava açıldığında yargılama sonucunda elde edilen delillerin durumuna göre, mahkûmiyet verilmesi ihtimali beraat kararına göre daha yüksek ihtimal ise yeterli şüphe var kabul edilir; sanığın mahkûm olması kuvvetle muhtemel ise kuvvetli şüphe var demektir.

Şüphe uygulamada üçe ayrılır.

Basit, yeterli ve kuvvetli şüphe.

Makul şüphe bu üçlü ayrımın dışında kalır.

Soruşturmayı başlatan basit şüphe, makul şüphe, yeterli şüphe, kuvvetli şüphedir.

Bazı yazarlar kuvvetli şüphenin varlığını oran üzerinden ifade etmektedir.

Suçun işlendiği hususunda %70- 80’e varan bir şüphe varsa kuvvetli şüphe var demektir.

  • Kuvvet Derecelerine Göre Şüphe Kavramı

1.Basit Şüphe  ( Soruşturmayı Başlatan Şüphe Kavramı )  

Kanunda bir suçun işlendiği izlenimi veren hal olarak ifade edilen basit şüphe fiilin suç olduğu ve soruşturulabilir bir nitelik arz ettiği kanısını veren durumdur.

Ceza Muhakemesi Kanunu madde 160/1’de “bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez” denilerek, suç işlendiği şüphesini (izlenimini) doğuran olguların varlığına işaret edilmiştir.

Basit şüphe için kesin bir belge, net bir bilgi veya kesin bir delile ihtiyaç yoktur.

Ancak tamamen olaylara dayanmayan ve sadece basit bir tahminden ibaret bulunan ya da akla ve mantığa aykırı olan iddialarda basit şüphenin varlığından söz etmek mümkün değildir. Basit şüphe, soruşturmanın başında soruşturma makamının delillere ve vakıalara dayanan bir tahminidir.

Suç ve suçlar ile ilgili biliminin verilerine göre, fiilin soruşturulabilir bir nitelik arz etmesi halinde, “basit şüphenin varlığından söz edilir.

Kanunda ifade edilen “izlenim” teriminin yanına onun kuvvet derecesini gösteren ayrı bir sıfat konmamış olması, basit de olsa olguya dayanan bir şüphe (izlenim) olması halinde soruşturmanın başlatılması gerektiğini anlatır.

Ancak olguya dayanan basit bir izlenim (sanma) yoksa soruşturmanın başlatılması zorunluluğu da söz konusu olmaz.

Basit şüphe için doktrinde daha çok “başlangıç şüphesi” ibaresi kullanılır. Bu derecedeki şüphenin dayandığı delillerin basit, yetersiz olduğu kabul edilir. Ancak delillerin en azından belirti (emare) niteliğinde olması gerekir. Basit şüphenin varlığı için aranan belirti (emare) deyimi, ispat edilecek olayın dolaylı olarak ispatına yardımcı olan vakıalar ve izler için kullanılır. Belli ve yaşanmış somut olayların, en azından belirti şeklinde ortada bulunan delillerin belli bir suçun işlendiği yolunda bir şüphe ortaya koyması, soruşturmaya başlanabilmesi için şarttır.

Belirli olaylara ve belirti şeklindeki delillere dayanmayan ve sadece tahminden ibaret bir şüphe ile soruşturma yapılamaz; yapılacak olursa keyfiliğin önlenebilmesi mümkün olmaz.

Bana göre, başlangıç şüphesi, fiilî olgulara dayanmalı, hayatın olağan akışının olayları içerisinde basit şüpheyi ortaya çıkarmaya yetecek şekilde basit bir ifade ile beş duyu organlarımız tarafından algılayabileceğimiz kavramlar yani elle tutabileceğimiz gözle görebileceğimiz ya da varlığını hissedebileceğimiz kavramlar sağlanmalıdır.

Dedikodular, test edilmemiş söylentiler veya tahminler yeterli değildir ve olmamalıdır.Objektif olarak tespit edilmiş olaylar, vakıalar ve haricen algılanabilen olaylar (basit belirtiler) bulunmalıdır.  

Bu olaylar veya hayat olayları (Tatsachen und Ereignisse), bunu izleyen kişide hayat tecrübesine ve suç bilimindeki tecrübelere ( modus operandi ) göre, suç işlendiği kanaatini uyandırabilecek bir özellik taşımalıdır.

Bu şekilde, “basit şüphe”, kuvvetli belirtilere bağlı “varlığı duyularla algılanabilen bir olgu” haline gelmektedir.

  • Makul ( Akla uygun ) Şüphe

             Soruşturma safhasında iken belirsizlik ihtiva eden şüphe hali varsa, henüz bu aşamada araştırılan sonucun gerçek olacağı, aranan soruya olumlu yanıt alınacağı kesin olmamakla beraber sonucun olumlu olacağı hususunda bazı tespit ve göstergeler bulunmaktadır. Ne var ki, kesinliğin olmaması bunu şüphe aşamasında tutmaktadır.

            Şüphenin makul olması demek, sonucun doğrulanacağına dair elde somut delillerin bulunması; ancak bunlarla tam olarak doğruluğun ortaya konamamasıdır. Zaten ceza yargılamasındaki asıl maksat ise, doğru olmak ile olmamak arasında gidip gelen bu şüphenin giderilmesi ve maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.

             Makul deyimi, akla yatkın, mantıklı anlamına geldiği için makul şüphe akla yatkın olan şüphedir. Dolayısıyla bunun belli gerçeklere ve fiilin kişi tarafından gerçekleştirildiğini kabul etmeyi sağlayan olayların varlığına dayanması gerekir. Örnek; Bir polis uygulama noktasında bir aracı çeviriyor ve genelde aracı arama yapmadan bırakmak durumundadır. Çünkü aranan şahıs ya da şahıslar değildir. Polis memuru torpidonun üzerinde bir adet fişek görüyor. O andan itibaren aracı aramak için makul şüphe oluşmuş demektir. Çünkü fişek varsa silahta olabilir.  Yine bir örnek; Bir işletmede çalışan mali durumu orta vasıflarda ve işe başladıktan bir müddet sonra mali durumunda bir iyileşme söz konusu ve bu gözle görülebilmektedir. Bu durumda üst yönetim kuşku duyarak denetim yaptırmak istemektedir. İşte bu durum makul şüphedir. Çünkü mali durumda gözle görülen bir iyileşme söz konusudur. Mali durumda iyileşme varsa orada hile vardır. 

             Mutlaka belli gerçeklere dayanması gerektiğinden görevlilerin önceki tecrübelerine dayalı tahmin, sanı ya da tavsiyeleri bu kapsamda değildir. Belirtmeliyim ki; bu tür mesleki birikim ve deneyimler makul şüpheyi başlatmaz ve zaten kanunen de mümkün değildir. Ancak hangi durumlarda olayın peşine düşülür ise buradan makul şüpheyi oluşturacak iz ve emareler ortaya çıkarılabilir, bunu sağlamak için mesleki deneyimlerden yararlanılması gerekir. Bu bakımdan kolluk görevlilerinin önceki birikimleri ve daha önce işlenmiş suçlara ilişkin kayıt ve bilgileri çok önemlidir. Ancak bunları sübjektif kanaat oluşturmada kullanmakla yetinmeyip soruşturma başladıktan sonra mutlaka önceki bilgilerin de teyidini gösteren belgeleri soruşturma makamlarına sunmaları gerekir.

           Başlangıç şüphesinin bir üst basamağı olan “makul şüphe”nin kanunlarda tanımı bulunmamaktadır. Şüpheli veya sanıkla ilgili adli aramayı düzenleyen Ceza Muhakemeleri Kanununun 116. maddesinde aramanın şartı olarak “yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa” denilmek suretiyle, aramada eski Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunundan farklı olarak “makul şüphe” kavramına işaret edilmiştir. Ancak, yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu  “makul şüphe”yi şart olarak ifade etmekle beraber tanımını yapmamıştır. Yönetmeliğe bırakmıştır. Yönetmelikte somut bazı ölçüler verilmekle aslında sübjektif bir yaklaşımdan çıkıp daha elle tutulur hale gelmektedir. Yönetmelikte yapılan tarife göre; makul şüphe, hayatın olağan akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir. Burada tarif edilen durumu somut durum veya olay karşısında genel deneyim kurallarına göre genellikle ortaya çıkan şüphe olarak anlamak gerekir. Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler göz önünde tutularak belirlenir. Makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır. Belirtilen şartların varlığına göre makul şüphenin olup olmadığı kolluk görevlisi tarafından veya arama kararı isteniyorsa hâkim tarafından takdir edilecektir. Makul şüphe yoksa hâkim arama kararı da veremez. Makul şüphe, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre soruşturmalar ve koruma tedbirleri bakımından asgari gerekliliktir.

Şüphenin makul olmasının anlamı, günlük hayat deneyimlerine göre sanığın veya delilin aranan yerde bulunabileceğine dair izlerin ve emarelerin olmasıdır. Bir arama için eldeki delil, iz ve emareler, şüphelinin orada bulunabileceği veya soruşturma için gerekli olan bir delilin elde edilebileceği ihtimalini göstermelidir. AİHM’ye göre, kişinin özgürlüğünün kısıtlanabilmesi için makul şüphe gereklidir. Aynı zamanda koruma tedbirinin devamı süresince de makul şüphe sebeplerinin devam etmesi beklenir. Makul şüphenin ölçütü genel olarak, objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olması gerektir. Kişi için bir suç işlemiş bulunması veya suçun işlenmesine karışmış olmasının muhtemel olarak düşünülmesini sağlayacak şüphe nedenleri olmalıdır. AİHM’ne göre, makul şüphenin kabul edilmesinde somut olmayan bulgulara itibar edilmeyecektir. Kişisel duygu, içgüdüsel eğilimler, bazı varsayımlar ya da önyargılara dayanan kanaatlerle makul şüphenin varlığı ortaya konamaz. Ancak makul şüphenin varlığını kabul etmek için aranacak şüphe yoğunluğu kamu davası açmayı gerektirecek niteliğe ulaşmış olması da gerekmez.

Bir suçun işlenmesinden sonra söz konusu olan ve şüpheli, sanık ya da hükümlünün yakalanması veya suçun delillerine ulaşılması amacıyla gerçekleştirilen adli arama için “makul şüphenin varlığı şarttır.

Makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması gerekir. Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Her somut olayın şartlarına göre makul şüphenin olup olmadığını belirlemek durumunda olan kolluk bunun takdirinde hata yapması halinde, elde edilen delilin “hukuka aykırı delil” statüsüne düşmesine yol açabilir. Arama, araştırma ve inceleme sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır.” Hâkimin arama karar verebilmesi için mutlaka makul şüphe gereklidir. Aranan şeyin orada olduğunu gösteren somut bir olgu bulunmalıdır. Arama yapılacak yerde aranan nesnenin varlığını gösteren bazı olgular tespit edilmiş ise o zaman makul şüphe vardır. Bir kez arama yapılırsa belki bulunabileceği gibi bir ihtimale dayanarak arama kararı verilir ise, bu durum hukuka aykırılık teşkil eder.

Makul şüpheyi takdir etmek her olaya göre ayrı bir tartma meselesidir. Makul şüphe, sadece gizli ihbarda bulunan bir kişinin verdiği bilgiden kaynaklanıyorsa, bu takdirde iki nokta önem kazanmaktadır. Birincisi, bilgi veren kişinin güvenilir olduğunu gösteren ve olayın bütünlüğü içinden çıkan sebepler; ikincisi ise, bilgi veren kişinin verdiği bilgilere ilişkin bu bilgileri destekleyen yan gerçekler.

Gelen ihbarda arayan kişinin kendini ortaya koyması veya gizlemesi bile ihbarın inandırıcılığı bakımından değerlendirme farkı oluşturur. İhbarda bulunan kişi kendini açıklamış ve güvenilir bir kişi ise, diğer bazı ipuçları ile birlikte ihbar makul şüphe oluşturabilir. İhbar isimsiz yapılmış olmakla birlikte verdiği bilgilerin detaylı olması durumunda ya da kolluğun elinde daha önceden var olan bazı somut bilgilerle örtüşmesi ve bu şekilde ihbarın teyit edinilebilmesi halinde, makul şüphe var kabul edilir. Bir örnek vermek gerekirse; kişinin sabıkalı olması onun her durumda suç işleyeceğinden şüphe etmeyi gerektirmez. Ancak bu kişi hakkında normale uygun olmayan davranışlarına ilişkin gelen bir ihbar önceki sabıka bilgileri ile birlikte ele alındığında bu son durum o kişi hakkında makul şüphenin varlığını kabul etmeye yeterli olabilir. Başka bir örnekte mali suçlardan sabıkası olan bir kişi uygun olmayan bir saatte çalıştığı işyerinde görülür ve açıklanamayan bazı davranışlar ortaya koymaya başlarsa bu durum suç şüphesini doğurur.

3.Yeterli Şüphe

Kamu davasının açılabilmesi için soruşturma evresinde toplanan delilerin, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması gerekir (CMK 170/2). Elde edilen verilere göre yapılacak yargılamada sanığın mahkûm olma ihtimali beraat etmesi ihtimalinden daha fazla ise bu durumda yeterli şüphe var kabul edilir.

Bunun için hakkında dava açmayı sağlayan delillerin tamamı gözden geçirilmek suretiyle her iki ihtimali göz önüne alarak bir değerlendirme yapılması halinde, beraat etmesi ihtimaline göre mahkûmiyet kararı daha büyük bir ihtimal olarak görünmekte ise, yani mahkûmiyete kuvvetli bir ihtimal bulunduğu sonucuna varılabiliyorsa yeterli şüphe var kabul edilir ve kamu davası açılması gerekir.

Kovuşturma evresine geçilebilmesi için şüphenin, “sanı” haline dönüşmesi ve bu dönüşümün “delillere, emarelere veya olgulara” dayanması gerekmektedir.

Yeterli şüphe belli ölçüde yoğunlaşmış şüphedir; şüphelinin söz konusu suçu işlemiş olma ihtimalinin işlememiş olma ihtimalinden daha fazla ve güçlü olmasıdır. Fakat yine de kuşkulu kalan kısmı da vardır. Yeterli şüpheden anlaşılması gereken, şüphelinin söz konusu suçu işlemiş olma ihtimalinin işlememiş olma ihtimalinden daha fazla ve güçlü olmasıdır.

Tekrar belirtelim ki yeterli şüphe, mutlaka delillere dayanmalıdır. Yapılan soruşturma sonucunda işlendiği iddia olunan suçun kanıtlanması ihtimali zayıfsa iddianame düzenlenmez. İddianamenin düzenlenmesi için kesin bir “belli oluş” değil, “yeterli şüphe” aranmaktadır. Ancak savcının elindeki delillerin durumu yüzde yüz kesinliğe ulaşmadığında dava açabilmesinin önü kapatılamaz. Çünkü şüpheden sanık yararlanır ilkesi bu aşamada geçerli değildir. Esasen delile dayanan bir suç şüphesi olmadan hiçbir ceza yargılaması işlemine başvurulamayacağından iddianamede yeterli şüphenin varlığını açıklamak için yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanması gerekmektedir. (CMK 170/4). Yeterli suç şüphesi yoksa kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Yeterli şüphe kavramı ile yeterli delil kavramı arasında yakın bir ilişki vardır. Ancak yeterli şüphe daha geniş bir anlama sahiptir. Delillerden, emarelerden veya olgulardan hareketle yeterli şüphe olup olmadığı sonucuna ulaşılır. Toplanan delillerin soruşturma evresi sonunda kamu davası açmak için yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi savcının görevidir. Kanunda, deliller “suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa” savcının kamu davasını açması (170/2); “yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi” halinde de kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi öngörülmüştür. (172/1). Toplanan delillere göre yeterli şüphe varsa, dava açmak zorunludur. Bu hükümle “suç şüphesi” ile “delil kavramı” arasındaki ilişki vurgulanmış, bir suçun işlendiği hususundaki şüphenin, delillere dayanması zorunluluğu aranmıştır. Yeterli şüphenin varlığı ancak yeterli delille ortaya konabilir.

  • Kuvvetli ( Şiddetli ) Şüphe

Kuvvetli ( şiddetli ) şüphe basit ve yeterli şüpheye göre daha yoğun bir şüphe derecesidir. Kullanılan ibareden de anlaşılacağı üzere, kuvvetli şüphe, ceza soruşturmasına başlanması için aranan başlangıç şüphesi (basit şüphe) ve kamu davasının açılması için aranan yeterli şüpheye göre, suçun işlendiği hususunda daha yoğun, acil ve zorlayıcı suç şüphesi derecesini ifade etmektedir. Kişinin suç işlediğine ilişkin yoğun somut şüphe olarak anlaşılması gerekir. Soruşturma evresinde elde edilen somut vakıalara dayalı suçun fail tarafından gerçekleştirilmiş olduğuna dair şüphe nedenlerinin varlığı halinde bu tür şüpheden söz edilebilir. Yapılacak yargılama sonunda hedef sanığın mahkûm olmasıdır. Hiç bir zaman beraat talebi ve beklentisi ile dava açılmaz. Ancak daha soruşturma aşamasında da bazı tedbirlere başvurmak için yine bu şekilde bir kuvvetli mahkûmiyet ihtimali değerlendirmesi yapılır. Eldeki mevcut deliller hesaba katılarak yargılamanın sonunda bu deliller ile sanığın mahkûm olması kuvvetle muhtemel ise “kuvvetli şüphe” var demektir.

Kişinin suç işlemiş olduğu konusunda objektif bir gözlemciyi yani ceza hükmünü verecek olan hâkimi ikna etmeye yeterli bilgilerin varlığı durumudur. Bu derecedeki şüphede kuşkuyu aşan boyutlarda bir düşünce oluşmalıdır. Bu nedenle şüpheye dayanak olan herhangi bir olgunun veya bilginin bulunmaması, şüphenin kuvvetli olması niteliğini ortadan kaldırır. Kuvvetli şüphe, akla yatkın, mantıklı, delillere dayalı ve aynı zamanda kararda açıklanıp gerekçelendirilebilir olmalıdır. AİHM’nin ölçülerine göre, kişi özgürlüğünün kısıtlanmasında, kuvvetli şüphenin kararda gerekçelendirilmemesi durumunda kararın hukuka aykırı olacağı bilinmelidir.

Bazı koruma tedbirleri bakımından ölçü olarak kuvvetli şüphe aranacağı Kanunda gösterilmiştir. Kuvvetli şüphede mahkûmiyet kararı verecek yoğunlukta bir karine veya kesin kanı oluşmasa bile koruma tedbirlerine başvurmak zarureti ortaya çıktığında o andaki dosya durumuna göre, haklılık veren bir delil ve emare birikimi söz konusudur.

Bu konuda takdir kullanmak için olayın tamamının veyahut sanığın sorumluluğunun açıklığa kavuşmuş olması gerekmediği gibi, hüküm için gerekli olduğu oranda suçun unsurlarının gerçekleşmiş olması da gerekmez. O ana kadar toplanmış olan deliller esas alınacaktır.

Koruma tedbirinin talep edildiği ana kadar yapılan soruşturma ile elde edilen bilgilerin ışığında, kişinin, fail ya da suç ortağı olarak bir suçu işlediği konusunda büyük bir ihtimal görülmesi halinde kuvvetli şüphe var demektir. Henüz kesin bir yargı kararı olmadığı halde hakkında koruma tedbirlerine başvurulmakla temel hak ve özgürlükleri sınırlanan kişi için “kuvvetli şüphenin” aranması önemli bir güvencedir. Dosya ve delillerin değerlendirilmesi ile mahkûmiyet kuvvetle muhtemel görünüyor olmalıdır. Şüphenin kuvvetli olması, düşünülen ve çıkarılmak istenen sonucun doğruluğuna yakın olmayı ifade eder.                                                                                                  

Şüpheyi derecelendirirken bunu tam bir matematik oranlarla tespit etmek mümkün değildir. Şüphenin derecesine göre zayıf, makul ya da kuvvetli olması durumlarında farklı sonuçlar çıkabilir. Her zaman aynı şüphe derecesi ile başvurulan bir koruma tedbirinde her durumda aynı sonuca varılması beklenmemelidir.                                                                                                  

Bazen şüphenin gerçekten kuvvetli olduğu bir durumda koruma tedbirine başvurulur ama sonuç elde edilemeyebilir. Bilindiği gibi, doktrinde kuvvetli şüphe denilince genellikle kabul edilen husus, dava açılması halinde kişinin mahkûm olma olasılığının yüksek olmasıdır. Çünkü kuvvetli şüphe varsa zaten “başka yolla elde edilmiş” delillerin de zaten mevcut olduğu anlamına gelmektedir.

5. Somut Delillere Dayanan Kuvvetli Şüphe

Taşınmazlara hak ve alacaklara el koyma (CMK 128/1); iletişimin denetlenmesi, (dinleme, kayda alma, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi) (CMK135/1); gizli soruşturmacı görevlendirilmesi (CMK139/1); teknik araçlarla izleme (CMK 140/1) koruma tedbirlerine başvurulabilmesi için suçun işlendiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı aranmaktadır.

Bu yeni kıstas Ceza Muhakemeleri Kanununun ilk yürürlüğe girdiği zaman yer almamakla birlikte, 6526 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle getirilmiştir.                                                                 

Sözü edilen değişiklikten önce, bu tedbirlere başvurmak için sadece “kuvvetli suç şüphesi bulunması” şartı aranmakta idi.                                                                                                              

21.2.2014 den itibaren bu konuda aranan şartlar biraz daha ağırlaştırılmış ve “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması” şartı öngörülmüştür. “Somut delil” kavramı, soruşturma konusu olayın temeline ve olayda maddi gerçeğin anlaşılmasına yarayan maddi vakıalar olarak anlaşılır.

Ceza yargılamasında delilden bahsetmek maddi vakıaları, olguları işaret etmek demektir.

Delil maddi vakıadan başka bir şey değildir.                                                                                             

Maddi vakıa yani olgu sağlam bir şekilde sonucu ortaya koyuyorsa, bunun adır delildir ve ispat için kullanılır. Bu değişikliklerle ne amaçlanmak istendiğini tam olarak anlamak için kuvvetli şüphe ile somut delile dayanan kuvvetli şüphe kavramları arasındaki farkın ortaya konulması gerekir.                                                                                                                                

Şüphenin kuvvetli olması demek, düşünülen ve çıkarılmak istenen sonucun doğruluğuna yakın olmayı ifade eder. Şüphenin derecesine göre zayıf, makul ya da kuvvetli olması durumlarında her zaman aynı derecede başlayan şüphe halinde işin nihayetinde aynı sonuca varılması beklenemez. Bazen şüphenin gerçekten kuvvetli olduğu bir durumda koruma tedbirine başvurulur ama sonuç elde edilemeyebilir.                                                                             

“Somut delile dayanan kuvvetli şüphe” ibaresi de aslında şüphe kavramının içinde yer alan bir basamaktır. Şüphecilik hali sürmekle birlikte, bunun neredeyse en güçlü olan hali yani, gerçeklik ve doğruluk payı en yüksek olan durumdur. Şüphe teraziye vurulduğunda sonucun gerçek çıkma ihtimali daha yüksektir.                                                                                                          

Bu şekilde nitelikli bir şüphe derecesinin aranmış olması kişi haklarının güvenceye alınması bakımından olumlu bir gelişmedir.

  • Şüphenin Yeterliliği

Keyfi olarak kimse hakkında soruşturma başlatılamayacağına göre, belirli ve yaşanmış somut olayların en azından belirti şeklindeki delillere dayanarak, belli bir suçun işlendiğine dair şüphe göstergesinin ortaya konması kesinlikle gerekmektedir. Ceza Muhakemeleri Kanununun 160/1 maddesinden soruşturma başlatabilmek için, suç işlenip işlenmediği hususunda basit de olsa bir şüphe olması gerektiği anlaşılır.

Burada, elbette suç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmiş olması aranmamaktadır.                                  

Çoğu kez savcıyı harekete geçirip soruşturma başlatan olay, suç failinin öğrenilmesinden daha çok suç teşkil eden fiilin öğrenilmesidir.                                                                                                      

Şüphe kavramının takdir edilmesi de ayrıca belli bir yetkinlik gerektirir.                                                       

Ceza yargılamasında soruşturma için başlangıç şüphesinin; dava açmak için de yeterli şüphenin olup olmadığını takdir etmek savcıya aittir. Yine savcının emri ile başlatılabilecek olan koruma tedbirlerine başvurma durumunda şüphenin takdiri savcıya aittir.

Soruşturma sonunda yeterlilik konusunda takdir savcılığa ait ise de, bu takdir denetimsiz istediği şekilde keyfi sonuçlandırabileceği anlamına gelmemektedir.                                                   

Belirtelim ki, iddianamenin hazırlanması halinde savcılık eksiklikler nedeniyle CMUK 174’e göre iade müessesesinin varlığı savcı için önemli bir denetim mekanizmasıdır.                                            

Diğer yandan kovuşturmaya yer olmadığına karar verirse, CMK 173’e göre itiraz edilmesi riski altındadır. Böylece savcı bakımından şüphenin yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi önemli bir takdiri gerektirir.                                                                                                                                        

Hâkim kararı ile başvurulabilecek olan koruma tedbirlerinde durumuna göre, kuvvetli şüphe veya somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin olup olmadığını hâkim takdir eder.

Ancak bu takdirlerde keyfiliğin önlenmesi bakımından gerekçelendirilme zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca itiraz halinde dosya kapsamına göre bu takdirin yerinde kullanılıp kullanılmadığı itirazı inceleyen merci tarafından denetlenir. Yerine bir karar vermek durumunda ise o zaman şüphe durumunu kendisi takdir eder.

Her şüphenin kendine göre değerlendirme zamanı da farklıdır. Basit şüphe soruşturmanın başında söz konusu iken; yeterli şüphenin varlığı, soruşturma evresinin sonunda değerlendirme konusu yapılmaktadır. Kuvvetli şüphenin olup olmadığı ise soruşturmanın her aşamasında koruma tedbirinin çeşidine göre ihtiyaç duyulan hallerde değerlendirilmeye tabi tutulur. Bu anlamda somut olguların varlığını savcıya ve kararı verecek olan hâkime takdim etmek kolluk için yasal bir sorumluluktur.

ŞÜPHE KAVRAMININ KORUMA TEDBİRLERİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

Delilleri karartmaya ve etkilemeye yönelik kuvvetli şüphe

Ceza Muhakemeleri Kanununun 100. maddesine göre; tutuklama kararı verilebilmesi için iki ayrı ön koşul aranmaktadır. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunması ve bir tutuklama nedeninin varlığı şeklinde belirtilen iki koşul mutlaka birlikte bulunmak zorundadır.

Tutuklama nedenleri de sınırlı olarak sayılmıştır. Ceza yargılaması hukukunda sanığın lehine de olsa aleyhine de olsa kıyas kural olarak serbest ise de, Ceza Muhakemeleri Kanununun 100. maddesindeki tutuklama nedenleri bu kuralın istisnalarından biridir. Bu tutuklama nedenlerinin kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. Basit bir şüphe ile başvurulamayacak olan tutuklama kararı için hâkim kanıtlara dayanacaktır.                                       

Özellikle sanığın kaçması, delilleri karartma şüphesi konusunda nedenlerin bulunduğuna kanaat getirmek için somut delillere dayanması gerekir.                                                                          

Soyut bir kaçma şüphesi ve ihtimali yeterli değildir.                                                                                  

Kanaat oluşturmak için somut nedene dayanmalı, somut olguları da kararına yansıtmalıdır.             

Bu şekilde itiraz yasa yolunda da bunların denetlenmesi sağlanmalıdır. Bu gün yürürlükte olan düzenlemeye göre, tutuklama için şüpheyi haklı kılan somut delillerin bulunması gerekir. Varsayım genel deneyimler veya akıl yürütmeler tutuklama kararına dayanak oluşturamaz. Tutuklamaya dayanak ve gerekçe olan şüphenin somut ve yaşanmış olaylara dayanması şarttır. Oysa uygulamaya bakıldığında, kolayca tutuklama kararları verilebilmekte, şüpheli tutuklu iken, iddianamenin hazırlanması aylarca sürmektedir.                                                           

Tutuklama hala öne alınmış bir ceza olarak görülmekte ve tutuksuz yargılanma nerdeyse istisna haline gelmiş bulunmaktadır.  Uygulamadaki uzun tutukluluk hallerinden her zaman eksik olmayan eleştirilerin sona erdirilmesinin yolu ceza yargılaması pratiğindeki uzun yargılama sorununun çözülmesidir. Uzun yargılama sorunu devam ettiği sürece bu sorunların da sona ermeyeceği kanaatindeyim.

Kanunda, şüpheli veya sanığın davranışlarının, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık ve mağdura etki etme hususunda “kuvvetli şüphe oluşturması” durumunun tutuklama nedeninin varlığına karine olarak kabul edileceği belirtilmiştir.

Delilleri karartma ve etkilemeden ne anlaşılması gerektiği maddede zaten açıklanmıştır. Kişinin davranışları, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirmeye, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı oluşturmaya yönelik girişimde bulunduğuna dair kuvvetli şüphe oluşturuyorsa, bu koşul gerçekleşmiş sayılır.                                                                                          

Üzerine atılı suça ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunan kişinin davranışları delilleri karartacağına veya etkileyeceğine ilişkin olarak da kuvvetli şüphe oluşturuyorsa, hakkında tutuklama kararı verilebilecektir.

Uygulamada klişe olarak kullanıldığı ve aynı zamanda eleştirildiği gibi soruşturmanın henüz sonuçlanmamış olması suça karışan diğer kişilerin yakalanmamış bulunması, delillerin henüz toplanmamış olması, önemli bazı tanıklara henüz ulaşılmamış bulunması gibi hususlar tek başına delilleri karartma tehlikesinin bulunduğuna gerekçe olarak kullanılamaz ve kullanılmamalıdır.

Bu tür durumlarda karar verirken gerekçelendirme adına kişinin somut davranışlarının gösterilmesi gerekir. Delilleri karartacağı veya yargılama süjelerini etkileyeceğine dair gerçekten somut deliller bulunduğu gerekçeden anlaşılmalıdır. Burada delillere yönelik hareketlerin yani onları yok etme, değiştirme, gizleme veya üzerinde sahtecilik yaparak etkisiz hale getirme ya da tanık ve bilirkişileri etkileyici girişimlerde bulunmaya yönelik davranışlarının, yargılamada aranan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını önleyeceğine ilişkin ciddi kuşkular bulunmalıdır. Kişinin deliller üzerindeki etkileme çabaları ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını güçleştireceğini gösteren belirli bazı davranışlar içerisine girmiş olması ve bunun deliller üzerinde etkide bulunacağı konusunda yüksek bir olasılık bulunması gerekir. Dolayısıyla eğer tutuklamanın değerlendirme konusu yapılacağı zaman itibariyle ulaşılması gereken delillere ulaşılmış ve dinlenecek süje kalmamış ise delilin karartılması veya etkileme imkânı olasılık olarak kalmamış demektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir