Vergi Ahlakı Kavramları

Genel

Geçmişten günümüze devletlerin üstlenmiş olduğu görev ve sorumluluklar değişmiş, buna bağlı olarak yaptıkları harcama düzeyleri de değişerek sürekli artış göstermiştir.

Devlet gelirlerinin % 90’lık kısmını oluşturan vergiler tarafından karşılanmaktadır.

Vergiler geçmişte mali amaçla toplanırken XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren sadece mali amaçla değil ekonomik ve sosyal hayata müdahale amacı ile de toplanmaya başlanmıştır.

Vergilere olan önem artmış ve yükümlülerle devlet daha sıkı bir etkileşim içine girmişlerdir.

Devletin vatandaşlarına karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu görev ve sorumlulukların artması devlet, birey ilişkisini daha da önemli kılarak verginin psikolojik ve sosyolojik yönden ele alınması gerekliliğini ön plana çıkarmıştır.

Bu durum ise vergi ahlakı gibi kavramların öneminin artmasına neden olmuştur.

Genel olarak vergiye karşı isteklendirme şeklinde ifade edilen vergi ahlakı vergiye ilişkin görev ve sorumlulukların zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Vergi bilinci, kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesi bakımından verginin önemini bilen toplum bireylerinin, vergi ile ilgili ödevlerini yerine getirmedeki istekliliklerinin düzeyidir. 

Söz konusu isteklilik düzeyi ne kadar yüksek olursa vergilemede amaca o kadar çok yaklaşılmış sayılır.

“Çünkü vergi bilincinin yüksek olduğu toplumlarda vatandaşlar ödedikleri vergilerin kendilerine ne şekilde döneceğinin dolayısıyla ödedikleri vergilerin nerelere harcandıklarını bilirler ve bunun neticesinde üzerlerine düşen vergi ile ilgili yükümlülüklerini kendilerinden beklenildiği gibi ve içlerinden gelerek yerine getirirler.”

Vergi ile sağlanmak istenen hedeflere ulaşabilmek için, vergilemeye karşı yükümlülerin bakış açılarının iyileştirilmesine ve bununla ilgili genel kabul edilebilecek ahlaki normların geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu nedenle de vergi bilinci ve vergi ahlakı kavramları büyük önem taşımaktadır. 

Vergi bilinci ve vergi ahlakının yüksek olduğu bir toplumda mükelleflerin vergisel ödevlerini kendiliğinden yerine getirmeleri idarenin iş yükünün azaltacaktır. 

İş yükünün azalması vergi toplama maliyetini azaltacak ve vergilendirme sürecinin aksamadan minimum sürede tamamlanmasına sebep olacağı için bu durum idareye daha verimli çalışma olanağı sağlamış olacaktır.

Vergi bilinç ve vergi ahlak düzeyi düşük olan bir toplumda ise idare, toplamayı düşündüğü vergi miktarı kadar vergi tahsil edemeyecek ve devletin kasasında açığa neden olacaktır.

Bu durum devlet tarafından sunulan kamu hizmetlerinin aksamasına neden olabileceği gibi söz konusu açığı kapatmak için özelleştirmelerin yapılmasına, para basılmasına iç ya da dış borçlanmaya gidilmesine de neden olabilecektir.

Yani toplumda vergi bilinci ve vergi ahlakının düşük olması her şekilde bir takım olumsuzluklara yol açmaktadır.

Bu olumsuzluklarla karşı karşıya kalmamak için toplumlardaki bireylerde vergi bilinci ve vergi ahlakı düzeylerinin olabildiğince yüksek olması gereklidir.

Vergi, ekonomik yönü kadar toplumu dönüştürme gücü bakımından sosyal yönü de olan bir kanıttır. 

Vergileme sürecinde, taraflar ( Mükellef-İdare) arasında karışık ve çoğu kez çatışma riski taşıyan ilişkiler yaşanmaktadır.

Eğer sosyoloji ile verginin uyumu sağlanabilirse, yaşanan problemlerin çözümünde önemli bir basamak olacak, böylece sosyal barışın önündeki engellerden biri ortadan kalkacaktır.

Mükelleflerin vergiyle ilgili olumsuz tutumları, davranışlara uyumsuzluk olarak yansımaktadır.

Bir “sapma davranışı” olarak tanımlanabilecek kural dışı durumlar, yerleşik bir vergi ahlakının olmamasından kaynaklanmaktadır.

Bu açıdan, mükellefi yeterli bilince ulaştırma adına gösterilecek gayretler doğrudan vergi gelirlerini artırıcı, dolaylı olarak da gelir dağılımını adaletli bir şekle sokucu etkisi nedeniyle oldukça önem arz etmektedir.

Maliye politikasının en güçlü enstrümanı olan vergi, mükellefle devlet arasında tesis edilmiş karşılıklı ilişkinin hukuki bir görünümüdür.

Bu ilişki doğumdan itibaren hayatın her safhasında farklı şekillerde mükellefin karşısına çıkmakla birlikte söz konusu ilişkinin sınırlarını belirleyen taraf, kamu otoritesi yani devlettir.

Borç-alacak ilişkisi olan vergi, karşılıksız ve zora dayalı bir özellik arz ettiğinden, potansiyel bir direncin olması gayet tabiidir.

Taraflar arasında çatışmaya açık olan vergileme alanında süreç bu açıdan oldukça önemlidir.

“Vergi, devletin bakış açısıyla kamu hizmetlerini finanse etmek için egemenlik yetkisine dayanılarak zorla tahsil edilen gelir özelliği taşırken mükellefin bakış açısıyla bir tür yük olarak algılanmaktadır.”                                                                           

Mükellef olarak baktığınızda da hükümetlerin (siyasal iktidar) tamamen eksik, yanlış, yanlı ve tamamen kayırmacı yol izlemeleri yazılı, görsel basın ve sosyal medya kanalları vasıtasıyla şahit olmaları sonucu vergi vermeme olabildiğince alabildiğince kaçmak fikrini beynine kazımaktadır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir