Vergi Kaçırma, Vergi Kaçakçılığı

Genel Üst Yönetim

Vergi ödememek için vergi kanunlarına kasten aykırı hareket edilmesi durumunda vergi kaçakçılığı ortaya çıkmaktadır.

Mükellef, yasaların vergilendirilmesini öngördükleri unsurların (gelir, servet veya harcama) bir kısmını veya tamamını beyan etmez ve saklarlarsa, verginin bir kısmı veya tamamını ödemekten kurtulurlar ancak yasalara da aykırı davranmış olurlar.

 “Aslında vergi kaçakçılığı, mükellefin vergi matrahını azaltması nedeniyle vergi kaybına neden olmasıdır”.

“Vergi kanunlarına aykırı düşen hareketlerle, verginin hiç ödenmemesi haline, ‘vergi kaçakçılığı” diyebiliriz.  

Vergi kaçakçılığı kanuna aykırıdır; kanuna karşı hile vardır ve suç olarak nitelendirilmektedir”.

Vergi kaçakçılığı, bir suç olmanın yanı sıra verginin eşitlik ve adalet ilkesine aykırı düştüğü ve vergiden elde edilen verimi azalttığı için üzerinde şiddetle ve ciddiyetle durulması gereken önemli bir olaydır.

Vergisini dürüst olarak ödeyenler karşısında kanunen vergi borcu doğduğu halde bu borcunu ödemeyen mükellefler adaletsiz, ahlaksız, haksız bir fayda sağlamış olmaktadırlar.

Mükelleflerin vergi kaçırması Vergi Usul Kanunundaki hükümlere göre iki şekilde gerçekleşmektedir.

Vergi Usul Kanunu madde 359’da belirtilen vergi kaçakçılığı suçlarını işleyerek vergi kaçırılması ve VUK 359. maddesinde belirtilen vergi kaçakçılığı suçlarını işlemeden vergi kaçırılmasıdır.

Vergi Usul Kanunu 341. Maddesinde; “Vergi zıyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder” denilmiştir. Vergi Usul Kanunu 359.maddesine göre vergi kaçakçılığı ise; “

a) Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;

1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,

2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.

b) Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.

c) Bu Kanun hükümlerine göre ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükmü uygulanmaz. Kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında bu maddede yazılı cezaların uygulanması 344üncü maddede yazılı vergi zıyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez.” denilmiştir.

Vergi kaçakçılığı; kültür seviyesine, vergi ahlakına, ülkelerin sosyal ve iktisadi yapılarına, gelişmişlik düzeyine, vergi ödeme eğilimlerine ve alışkanlıklarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Her ne kadar toplumsal ahlak, gelenek ve alışkanlıklar veri olarak düşünülse de, vergi kaçakçılığını belirleyen iki temel unsur bulunmaktadır.

Vergi kaçırmanın çekiciliği ve riskidir.

Vergi kaçırmanın riski uygulanan yakalanma olasılığı ve cezalar büyüdükçe artmaktadır.

Vergi kaçırmanın çekiciliği ise bir yandan kaçırılabilecek matrahların büyüklüğüne, diğer yandan ise sıra dışı vergi oranlarına göre değişmektedir.

Bu nedenle, vergi kaçakçılığı girişimlerini engellemeye yönelik herhangi bir vergi politikasında, bu unsurlar üzerinde dikkatlerin toplanması gerekmektedir.

Vergi Kaçırma Nedenleri

Ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile vergi kayıp ve kaçaklarının boyutu doğrudan ilişkilidir ve ülkemizde de çok büyük oranlarda vergi kayıp ve kaçaklarının olduğu bilinen bir gerçektir.

Vergi kaçakçılığı genel olarak; kamu açıklarının süreklilik kazanması ve boyutlarının büyümesi, siteminin etkisizleşmesi ve kayıt dışı faaliyetlerin artması gibi olumsuz etkileri vergi sistemimizde bulunmaktadır. Dolayısıyla vergi kaçakçılığının boyutlarının büyümesi giderek büyümektedir. Diğer yandan vergi adaleti gibi vergisel normlar olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu durum vergiye uyumu azaltmaktadır. Ayrıca, vergi kaçakçılığı sosyal, hukuki ve ekonomik yapı üzerinde de çok olumsuz durumlar yaratabilmektedir.

Vergi kaçırmanın birçok nedeni vardır.

Bu nedenleri alt başlıklar halinde inceleyeceğiz.

Kişisel Nedenler Mükellefler, suç işlemeleri halinde elde edecekleri menfaat ile karşılaşacakları cezaları düşünerek suç işlemeye karar vermektedir. Kişisel nedenler vergi suçlarının kişiye yüklenilen kusur ve eksikliklerinden dolayı işlenmesi halinde söz konusu olmaktadır. Verilen vergi kadar kamu hizmetlerinden yararlanılmadığı, gelirin devlete ait olmadığı, haksızlığa uğranıldığı, vergilerin doğru yerlere ve hukuka uygun harcanmadığı gibi kişisel nedenler vergi kayıp ve kaçaklarına sebep olmaktadır.

Mükellefler kazançlarından devlete verilmesi gereken vergiyi bir yük olarak gördükleri için vermek istememektedirler.

Verilen vergilerin kamu hizmetlerinde kullanılmadığı, kazançlarında devletin payının olmadığı, haksızlığa uğramış oldukları gibi sebepler mükelleflerin vergi kaçırma isteğini artırmaktadır.

Verilen Vergi Kadar Kamu Hizmetinden Yararlanılmadığı Görüşü Mükellefler kişisel faydalarının oluşmasının yanında ödemiş oldukları vergilerin topluma yararlı işler yapılıp yapılmadığına bakmaktadır. Ancak idare yapılan faaliyetlerde toplumsal yararı daha önemsemektedirler. Şahsi hizmetlerden yararlanamadığını düşünen mükellefler devlete karşı direnç gösterebilmektedirler. Şeker’e göre; “Her ne kadar ödenen vergilerin tekrar insanlara hizmet olarak geri ödeneceği anlatılsa da vergi yükümlüsü ödediği vergi karşılığında ne alacağını somut olarak görmek istemektedir”.

Kazançta Devletin Payının Olmadığı Görüşü Mükellefler kendi emekleriyle çalışıp kazanılan paralarda devletin bir katkısının olmadığı, devletin bu gelirden herhangi bir pay alma hakkının olmadığını, gelirlerin kendilerine ait olduğunu düşünmektedirler. Bu nedenle de vergi kaçırma yoluna başvurabilmektedirler.

Haksızlığa Uğramış Olma Duygusu Çoğu suç işleme durumlarında kişi üzerinde haksızlığa uğramış olma hissi etkili olan bir nedendir. Uygulamadaki haksızlıkları bizzat yaşayan ve vergi mevzuatındaki haksızlıkları gören kişiler vergi kaçırmayı bir savunma hakkı olarak görebilmektedirler.

Ekonomik ve Mali Nedenler

Vergi Oranlarının Yüksek Olması Mükellefleri vergi kaçırma yoluna iten nedenlerden birisi de vergi oranlarının yüksek olmasıdır. Vergi oranlarının artması mükelleflerin kazançlarından daha yüksek oranda vergi vereceğinden tepkiye neden olmakta ve mükellefleri vergi kaçırmaya teşvik etmektedir. Kıldiş ’e göre “Teorik çapta birçok çalışmayla Vergi oranlarının yüksek oluşunun ekonomik faaliyetlere olan etkisi kanıtlanmıştır. En çok bilineni Arthur Laffer tarafından ortaya çıkarılan arz yönlü iktisadın en önemli dayanağını oluşturan vergi gelirleri ile vergi oranlarının ters yönlü işlediğini anlatan çalışmasıdır. Vergi oranları olması gereken seviyenin üzerine çıktığı zaman vergi gelirleri azalmaya başlamaktadır. Çünkü kişiler çalışmak yerine vergisiz kazanç sağlama yollarını ararlar” (Kıldiş, 2000: 193). Vergi oranların artması ile mükelleflerin vergisel davranışları arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Çünkü ödenen veya ödenmesi gereken vergiler, kişilerin tüketim güçlerini ve tasarruflarını azaltmaktadır.

Vergi Yükü Dağılımındaki Adaletsizlik Yükümlülerin gelirleri ile devlete ödediği vergi arasındaki ilişkiye vergi yükü denilmektedir. Gelir aynı kalmak kaydıyla verilen vergi tutarı arttığında vergi yükü de artmaktadır. Bireysel vergi yükünün ağır olması vergiye karşı direncin en önemli nedenlerinden birisidir. Bu durum kişilerin vergiye tabi gelirlerini gizlemelerine sebep olabilmektedir. Aygen’e göre; “Artan oranlı vergileme sistemlerinin bulunması enflasyonist dönemlerde vergi kayıplarını oluşturan nedenlerinden birisidir. Çünkü enflasyonist dönemlerde yüksek gelir elde eden kişilerin reel olmayan kazanç elde etmektedirler. Kişilerin kazançlarında ki bu artışlar gelir vergisi tarifesinde bir üst dilimde yer alan dilimden vergi ödemelerini gerektirmektedir. Bu sebepten dolayı da mükellefler vergi tarifesinde bir üst dilime yükselmemek için kazançlarını gizleme yoluna başvurmaktadır” (Aygen, 2003: 30). Ülkemizde dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki oranının yüksek olması yüksek gelir grubuyla düşük gelir grubunun ödediği vergilerin birbirine yakın olmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla vergi yükünün adaletsiz bir şekilde dağılmasına sebep olmaktadır. Adaletsiz vergi yükünü daha çok hisseden mükellefler vergi kaçırma yoluna başvurabilmektedirler.

Gelir Dağılımından Kaynaklanan Nedenler Gelir dağılımı açısından bakıldığında; vergi kaçırma ile gelirlerin kaynağı ile pozitif bir ilişki olduğu söylenebilir ve bu durumun da vergi sisteminden kaynaklandığı açıktır. Yapılan araştırmalar sonucunda, ücret gelirleri kaynakta vergilendirildiğinden vergi kaçırma olanağının olmayışına karşılık; doktor, avukat vb. serbest meslek kazanç sahiplerinin, vergilendirmeye esas gelirlerini, çeşitli harcama kalemlerini gider olarak göstererek ya da fatura düzenlemeyerek kendi beyanlarına göre beyan etmesi vergi kaçırma olanağını artırmaktadır.

Sosyal Nedenler Vergi, mükelleflerin daha rahat hayat standardına ulaşmak ve geleceklerini daha sağlama almak için gerekli olan gelirlerinde bir engel olarak görülebilmektedir. Kazanç elde eden mükellefler, bu kazançlarının önemli bir bölümünü devlete ödemek istemezler. Vergi ödemelerinin tüketim ve tasarruflarını azaltacağını düşündüklerinden vergi ödemeye karsı direnç gösterirler. Bu durumu minimum düzeye indirebilmek için, vergilerin aslında kamu hizmetlerinin bir karşılığı olduğunu, vergilerin ödenmediği takdirde kamusal harcamaların enflasyonist etkiler doğuran borçlanma veya para basma ile karşılanacağını ve sonuç olarak yine mükelleflerce dolaylı bir şekilde ödeneceğini mükelleflere iyi anlatılması büyük önem taşımaktadır. Mükellefler; geleceğe yönelik belirsizlikler, ekonomik istikrarsızlıklar, gibi nedenlerden kazançlarını ileride ortaya çıkabilecek riskli dönemlerde kullanmak üzere ihtiyat amaçlı saklamayı düşünebilmektedir.

Türkiye’de vergide şeffaflığın sağlanamaması ve ayrıca insanlarla devlet arasında bir güven eksikliği, sosyal bilincin gelişememesinin en önemli nedenlerinden birisidir. İnsanların devlet harcamalarına bakış açısı vergiye karşı koymalarına sebep olmaktadır. Eğer toplumda ödenen vergilerin başka yerlere harcandığına ilişkin bir kanaat oluşmuşsa, mükelleflerin vergiye karşı direnç göstermeleri artacaktır.

Vergi Bilinci ve Vergi Ahlakı Vergi bilinci ve ahlakının oluşmasında toplumun genel kültür düzeyi ve gelişmişlik düzeyi seviyesinin doğrudan etkisi bulunmaktadır. Verginin kanuniliği ilkesine rağmen insan hakları içerisinde düşünülen mükellef hakları geliştikçe, mükelleflerin vergiye uyumunu artırmak için Gelir İdareleri’nin çalışmaları da artmaktadır. Hiçbir gelir idaresinin, vergi ödemek vatandaşın devletine karşı bir ödevidir diyerek, cebri ve tek taraflı yöntemlerle vergi almaya ve vergisel uygulamaları hayata geçirmeye günümüz dünyasında imkânı bulunmamaktadır. Vatandaşların ve vergi mükelleflerinin her konuda olduğu gibi vergi konusunda da sorgulama, bilgi alma, hak ve hukuklarını arama hakkı her geçen gün artmaktadır. Bu süreç devam ettikçe vergi hukuku alanında soyut kavramlar olan vergi ahlakı ve bilinci, kişilik hakları ve vergiye gönüllü uyum müessesesi gelir idareleri tarafından daha çok dikkate alınacaktır. Çünkü mükellefin vergiye uyumu artıkça, vergi toplama maliyeti düşecek ve vergi gelirlerini artırmak mümkün hale gelecektir.

Eğitim ve Kültür Düzeyi Vergi kayıp kaçaklarını etkileyen faktörlerden birisi de kişilerin eğitim ve kültür düzeyidir. Alınan vergilerin mükellefler tarafından kabullenilmesinde mükelleflerin eğitim ve kültür seviyesi önemlidir.

Bana göre; “Eğitim ve kültür seviyesi düzeyi, mükellefin vergi bilincini geliştirmesi bakımından önemlidir. Eğitim ve kültür seviyesinin düşük olması, mükellefin vergi bilincini düşürür. Vergi bilinci gelişmeyen mükellef, daha fazla vergi kaçırmaktadır. İspanya’da yapılmış olan bir çalışmada, teknik okuldan mezun olanların ortalamanın üzerinde, üniversiteden mezun olanların ise ortalamanın altında vergi kaçırma istekleri içerisinde oldukları belirlenmiştir”.

Mükelleflerin Kamu Harcamalarına Bakışı Mükelleflerin üzerinde durduğu konulardan birisi de toplanan vergilerin nerelere harcandığıdır. Vergilerin nasıl toplanacağı ayrıntılı bir biçimde düzenlendiği halde, toplanan vergilerin nasıl harcanacağına ilişkin düzenlemeler bulunmamaktadır. Toplanan vergilerin nerelere harcandığına ilişkin olumsuz düşüncelerin oluşması, vergiye karşı bir direncin oluşmasına neden olacaktır. Kamu harcamalarının insanların beklentilerini karşılayacak düzeyde olmayışı vergi ödeyenler için olumsuz bir durumdur. Sağlık, adalet, eğitim ve savunma gibi konularda ortaya çıkan sorunların çözülmemesi karşısında sosyal ve ekonomik yatırımların yeterli olarak yapılmaması vergi verenleri, vergi vermekten caydırmaktadır.

Kamu harcamalarının israfa varacak nitelikte harcanması verimli alanlarda kullanılmaması gibi durumlar mükellefleri vergi kaçırma yoluna başvurmalarına sebep olmaktadır.

Ülkemizde bu konuda yapılan bir araştırmada, vergi mükelleflerinin % 97’sinin ödedikleri vergilerin layıkıyla gerekli yerlere sarf edilmediğini düşündüğünü göstermektedir.

Hukuki Nedenler

İstisnalar ve Muafiyetler Vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gerekirken kanunlarla vergi konularının vergi dışı bırakılmasına vergi istisnası, kişilerin veya grupların vergi dışı bırakılmasına ise vergi muafiyeti denilmektedir. İyi hazırlanamamış kanunlar boşluklar içermektedir. Bu boşluklardan yararlananlar vergiden kaçınabilir ya da vergi kaçırabilir. Öte yandan, muafiyet ve istisnaların iyi bir şekilde seçilememesi; vergi mevzuatında çok sayıda muafiyet ve istisnanın bulunması vergi kaçakçılığına yol açmaktadır.

Vergi sistemimizde, vergideki kaybı artıran ve büyümesi konusuna etkisi olabilen kanuni ve idari düzenlemelerin sayısı yeteri kadar vardır.

Vergi yasalarında konu edilen bu düzenleme ve uygulamaların bir kısmı, aşağıda sıralanmıştır:

(Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, 2001: 32)

*Gayrimenkul Sermaye İratlarında İstisna,

*Serbest Meslek Kazançlarında İstisna,

 *Diğer Kazanç ve İratlardaki İstisna,

*Serbest Bölge Kanunundan Doğan İstisnalar,

*Esnaflara İlişkin Muaflık, *Diplomatlarda Muaflık,

*4325 Sayılı Kanuna Göre Uygulanan İstisnalar ve Muafiyetler,

*Kurumlar Vergisi Kanunu’ndaki Muafiyet ve İstisnalar,

*KDV Kapsamındaki Bazı İstisna ve Muafiyetler. Vergi kanunları dışında doğrudan veya dolaylı olarak başka kanunlarla getirilerek sisteme sokulan vergi muafiyet ve istisnası uygulamaları, mükelleflerin ve idarenin vergi mevzuatına nüfuz etmesinde zorluklar yaşamasına sebep olmakta, vergi sisteminin bütünlüğünü ve izlenebilirliğini zedelemekte, gerek yurtiçi gerekse yurtdışı yatırımcılar açısından öngörülebilir bir ortam oluşturmasını engellemektedir. Ayrıca söz konusu uygulamaların rekabet eşitsizliğini ortaya çıkaracağı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Çeşitli ekonomik ve sosyal sebeplerden kaynaklanan istisna ve muafiyetlerin yaygınlığı ve uygulama alanlarının genişliği vergi denetimindeki aksaklıklardan dolayı vergi kaçakçılığına imkân hazırlamaktadır.

Vergi Affı Sürekli çıkan vergi afları, mükellefleri vergi kaçırmaya iten sebeplerden birisidir. Çünkü mükelleflerin “nasıl olsa af çıkacak” beklentisi mükellefleri vergi kaçırmaya teşvik edebilmektedir.

İnsanların ve devletlerin gelirlerinin ekonomik kriz dönemlerinde çıkmaza düşmesi vergi aflarının en önemli nedenlerinden birisidir.

2016 yılında çıkarılan “6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun” hükümlerinde VUK 359. maddesinde belirtilen sahte belge düzenleyicileri de af kapsamına alınmış bu durum sahte belge düzenleyicilerini ve sahte belge kullanıcılarını daha da teşvik etmiştir.

Bu durumda vergi kaçırmış olan mükellefler matrah artırmak suretiyle vergi incelemesine tabi tutulmayacak olup kaçırdığı herhangi bir vergisi olmayan dürüst mükellefin ise bu durumdan olumsuz etkilenmek suretiyle vergiye gönüllü uyum seviyesi düşecektir. Mükellef haklarına saygı duymanın altında yatan temel nedenlerin başında vergiye gönüllü uyumu sağlamak geldiği düşünüldüğünde bu durum mükellef haklarının ihlal edilmesi sorununu gündeme getirecektir.

Sürekli ortaya çıkan vergi afları, uzun sürede vergi kaçakçılığını artırdığı söylenmektedir.

Bu gibi süreçlerde vergi afları, vergi uygulamalarının şahsiliği, vergi hasılatları, vergi uygulamasının geleceği ve vergi yönetimi açısından olumsuz sorunlar ortaya çıkarmaktadır.

Uzlaşma 1963 yılında ilk olarak Türk Vergi Sistemi’ne giren ve 1987 senesinde kapsamı daha genişletilerek halen uygulanmakta olan uzlaşma müessesesi ile vergi idaresi, vergiyi hiç tahsil edememektense belli bir indirim veya ödeme kolaylığı ile verginin ödenmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Uzlaşma müessesesine sık sık başvurulması vergi kayıp ve kaçaklarına neden olmaktadır.

Cezalarında uzlaşma müessesesine sokulması vergisini zamanında ödeyen dürüst mükelleflerin, vergi kaçırma faaliyetlerine kaymasına zemin hazırlamıştır.

Vergi Usul Kanununda yer alan tarhiyat öncesi ve sonrası uzlaşma “VUK Md. Ek-1 – Ek-13” cezalarda indirme müessesesi “VUK Md. 376” mükellefleri vergi kaçırmaya iten nedenlerdendir. Uzlaşma ve cezalarda indirim müesseselerin varlığı mükelleflerin vergi kaçırsalar dahi çok ağır cezalar almayacakları algısını oluşturmaktadır.

Vergi Mevzuatının Karmaşıklığı ve Mevzuatta Yapılan Sık Değişiklikler Vergi kanunları genel olarak karışık kanunlardır.

Vergi mevzuatlarına alışmakta zorluk yaşayan mükellefler vergi kanunlarının sürekli değişmesi sonucu mevzuata alışmalarını daha da zorlaştırmaktadır.

Vergi kanunlarının çok fazla olması ve vergi kanunlarının idareye verdiği yetki sonucu ilgili idareler tarafından vergi ile ilgili çok sayıda tebliğ, sirküler, genelge vb. çıkarılması bu durumu daha da karmaşık hale getirmektedir.

Vergi yasalarında sık sık değişikliğe gidilmesi, vergileme konusunda açıklık ve kesinlik ilkelerine zarar vermektedir.

Vergi mükelleflerinin vergilendirme konusunda en önemli isteklerinden biri vergi borçlarının ne kadar olduğunu ve hangi dönemde ödeme yapacaklarını bilmek istemeleridir.

Sürekli yapılan değişikliler açıklık ve kesinlik ilkesine zarar verdiği gibi, sade vergi mükellefleri bir yana, konu ile ilgili uzmanların bile yapılan değişiklikleri izlemesi zorlaşmaktadır (Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, 2001: 5).

Mevzuatın sık sık değiştirilmesi, karmaşık bir yapıya sahip olması, çok sayıda vergi kanunun uygulamada olması yüzünden kanunlar arasında bağlantı kurulamaması, kanun hükümlerinden birinin vergilendirdiği vergi konusunun bir diğer kanun maddesi ile istisna veya muafiyet kapsamına alınması gibi haller sonucunda karmaşık bir hal alan vergi kanunları bizzat vergi kayıplarına neden olabilmektedir.

Vergi kanunlarının karmaşıklığı doğru beyanda bulunulmasına engel teşkil etmektedir. Böyle durumlarda vergi müfettişlerinin düşük beyanları tespit etmeleri ve cezalandırmaları da zorlaşmaktadır.

Cezaların Caydırıcı Olmaması Kamu harcamalarını finanse etmek için devlet gelir elde etmek zorundadır. Fakat yaptırımı olmadan bu gelirleri gönüllülük esasına göre alması olanaksızdır. Mükellefler gelirlerinde bir azalma meydana getiren vergiyi isteyerek devlete vermek istemezler. Dolayısıyla devletin kamu harcamalarını finanse etmek için ihtiyacı olan geliri toplayabilmesi, verginin mükellefler tarafından ödenmemesi durumunda uygulanacak olan cezaların etkinliğine bağlı olmaktadır. Vergi ceza hukuku alanında yapılan uygulama ve düzenlemelerin hukuka aykırılıklar içermesi, adaletsizliğe, güvensizliğe ve keyfiliğe yol açmaktadır (Dokuzuncu Kalkınma Planı, 2006: 28).

Günümüzde gelişmiş ülkelerin vergi sistemleri incelendiğinde vergi suçlarının cezalarının oldukça ağır olduğu görülmektedir. Ancak, bu durum Türk vergi sistemi açısından değerlendirildiğinde cezaların caydırıcı özellikte olmadığı görülmektedir. Özellikle vergi sistemimizde yer alan cezalarda indirim müessesesi vergi cezalarının etkinliğini azaltıcı sonuçlara yol açmaktadır.

Cezaların caydırıcı olması verilen cezaların ağır olmasının önemi olduğu kadar hızlı ve yaptırımı kesin bir hukuki sürecin de olmasına bağlıdır. Ancak vergi davalarının çok fazla olması, yargının hızlı ve etkin işlemesini etkilemekte ve yaptırımları çok uzun zaman sonra uygulanabilmektedir.

Siyasi Nedenler

Mükelleflerin Siyasi Yapı ve Siyasi İktidarların Kararlarına Bakışı Vergi yükümlülerinin kayıp ve kaçakları konusunda davranışlarını etkileyen en önemli belirleyicilerinden biri de siyasi yapı ve siyasi iktidarların tutumudur.

Siyasal partilerin vergileme konusundaki farklı görüşleri, birbirinden zıt uygulama projeleri bulunduğundan, politik istikrarın bulunmadığı ülkelerde seçim dönemlerinde mükelleflerin beklentileri başlamaktadır.

Kişilerin vergisel olarak kendilerini korumalarının demokratik sistemdeki en önemli unsuru seçimlerdir. Seçmenler, kararlarını siyasi partiler aracılığıyla ortaya koymakta siyasi partiler ise seçmenlerin tercihleri doğrultusunda hareket edeceklerini vaat ederek, seçmenlerden oy istemektedirler. Ayrıca devletin egemenlik hakkıyla belirlenen, hangi oranda vergiler toplanacak, vergi konuları ne olacak, hangi kesimlerden ne miktarda vergiler alınacak gibi konular siyasi birer karar olduğu bilinmektedir.

Siyasi Değişimlerin Sık Gerçekleşmesinden Kaynaklanan Vergi Kayıp ve Kaçakları Yeryüzünde bulunan ülkelerin hemen hemen hepsinde az çok siyasal sorunlar vardır. Fakat genel olarak azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde siyasi tabanlı sorunlar daha yoğundur. Ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerde siyasal ve toplumsal alanlarda istikrar yakalanmıştır. Buna karşın siyasal ve toplumsal alanda istikrar yakalayamayan ülkelerde ekonomik krizler baş göstermektedir. Siyasi nedenler çoğunlukla ekonominin gelişmesini etkilemekte ve bunun sonucunda da ekonomik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Devletin gerçekleştirdiği harcamalar karşısında duyulan şüpheler vatandaşlardaki vergi ödevi bilinci konusunda zayıflamalara sebep olmaktadır.

Görüşüme göre; “Diğer yandan, siyasi değişimler çerçevesinde uygulanan farklı vergi politikaları vergi kayıp ve kaçaklarının da artmasına yol açmıştır. Vergi politikalarındaki istikrarsızlıklar ve bu duruma vergi mükelleflerinin gösterdiği tepkiler, ek vergi düzenlemeleri şeklinde geçici vergi artışına yönelik politikaların uygulanması, verginin tabanının genişletilememesi ve toplumun gelir düzeyinin düşüklüğü ülkede vergi kayıp ve kaçaklarını arttırmıştır. Sayılan bu nedenlerin hepsinin altında yatan ana neden ise, siyasi değişimlerin sık yaşanması olmuştur. 1950 yılından günümüze kadar vergi kanunlarında yapılan değişiklikler, ekonomik kriz dönemlerinin hemen arkasından kamu gelirlerinin arttırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Uygulanan ek vergiler, yeni vergi kanunları, vergi afları ülkede vergi mevzuatının oturmamasına ve mükellefin vergi konusunda bilinçlenmesine engel olmuştur. 1980 sonrası dönemde verilen teşvikler, konulan istisna ve muafiyetler de gelir dağılımında dengeyi bozduğu gibi, bazı alanlarda da vergi kayıp ve kaçaklarının artmasına yol açmıştır”.  

İdari Nedenler Vergi kayıp ve kaçakçılığının nedenlerinden bir diğeri de idareden kaynaklanan nedenlerdir. Vergi kanunları kusursuz dahi olsa, kanunları uygulamaya geçirecek yapıya sahip olamayan bir idare vergi kaçakçılığına engel olamayacaktır.

İdarenin Yapması Gereken Vergi Denetimi Mekanizmasından Kaynaklanan Vergi Kayıp ve Kaçakları Vergilemede başarı, yasal düzenlemeler kadar mevcut yasaları gereği gibi uygulayabilmeyi de gerektirir.

Yani, vergi tahsilatında iyi bir vergi mevzuatı kadar, iyi işleyen ve organize bir şekilde çalışan bir vergi idaresinin varlığı da önemlidir.

Kanunlara uyulup uyulmadığının denetlenmesi vergi kayıp ve kaçaklarının engellenmesinde en etkili araçlardan birisidir.

Denetimin amacı, mükelleflerin vergi kanunlarına uygun davranmasını sağlamaktır. Denetim, mükellefler üzerinde önleyici ve caydırıcı etki yaratmaktadır.

Vergi denetim birimi tarafından izlendiğini ve vergi denetimine tutulmasının çok düşük bir ihtimal olduğuna inanan mükellefler, vergi kaçırma yoluna başvurabilmektedirler.

Türkiye’de denetim oranı oransal olarak çok düşük olduğundan dolayı mükellefler vergi kaçırma yoluna başvurmaktan çekinmemektedirler.

Denetimin; vergi bilincinin yerleşmesi, eğitim verme, vergide eşitlik ve adalet ilkelerinin oluşması gibi başka emelleri de vardır.

Mükelleflerin bir gün denetlenebileceklerini düşünmeleri, kanunlara uygun davranma isteklerini artırmaktadır.

5 yıl olan zamanaşımı süresi içerisinde her mükellefin en az bir defa denetlenmesi gerektiğinden dolayı % 20 olması gereken denetlenme oranı % 1- 2’lerde kalmaktadır.

Bu duruma göre ülkemizde vergi inceleme riski oldukça azdır.

Vergi kaçakçılığının büyük boyutlara ulaşmış olması sonucu idare üzerindeki iş yükü idarenin vergi kaçakçılığı ile mücadelesinde idareyi etkileyen faktördür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir