Vergi Kültürü Nedir?

Genel

Ben, Vergi kültürü, ifadesini “kişilerin sorumluluk bilinci ile hür vicdanlarında severek, isteyerek ve zevk duyarak, görev addederek vergi verme mecburiyetlerini duymaları” şeklinde tanımlamak istiyorum.  

Kişilerin bu kültür düzeyine ulaşabilmesi öncelikle aileden başlayan, okullarda devam eden ve diğer iletişim araçlarıyla dinsel kurumlarca desteklenecek bir eğitim almaları gerektiğine ilave olarak siyasilerin ve devleti yönetenlerin ahlak anlayışını da eklemek istiyorum.  Vergi kültürünün oluşması için başlı başına eğitim alınması bence yeterli değildir. Edinilen vergi kültürünün çeşitli şekillerde ve  bilhassa devletin vergi politikası ile  de yıpratılmaması gerekir. Bunun içinde devletin,  vergi politikasını oluştururken ve uygularken verginin genel ve esas  prensiplerine  saygı ve bağlılık göstermesi gereklidir.” 

Bence Vergi Kültürü kavramı daha belirgin olarak ortaya şöyle ortaya çıkmaktadır.

“vergi kültürü dediğimiz gerçek; ekonomik, sosyal, kültürel, tarihsel, coğrafik, psikolojik bireysel ilkeler ve toplumların birbirinden farklılık arz eden, devleti yönetenlerin sağlam duruş sergilemesi gereken karakterleri ve diğer kültür unsurları tarafından etkilenmektedir.”

Halk olarak devleti yönetmeye talip olanları seçerken eğitim durumlarına da bakmaları, görmeleri ve anlamaları lazım geldiğine inanıyorum.                                                                                                            

Kamu yönetimi ve maliyesini bilmeyen bir kişi devleti nasıl yönetecek ki? 

İnsanların bütün davranışlarının altında bir neden yatar.                                                                                        

İnsanların biri birine benzeyen müşterek davranışlarının arkasında bir gerçek yatmaktadır. Vergi kültürünü kısaca “toplumu oluşturan bireylerin hür vicdanlarında neden ve niçin vergi verme gereğini duymaları”  şeklinde tanımlanabiliriz.  Kişilerin ve dolayısı ile toplumun bu kültür düzeyine ulaşabilmeleri için öncelikle aileden başlayan okullarda devam eden yazılı ve görsel yazılar ile birlikte dinsel kurumlarca da desteklenerek eğitim almaları gerekir.                                                                 

Buradan hareketle neden, vergi vermemeye çaba gösteren bireyler ve giderek böyle bir toplum haline gelmemizin nedenlerini araştırmamız gerekmektedir.                                                              

Toplumumuzda vergi kültürü;

Toplumların ve giderek insanların biri birine benzeyen müşterek davranışlarının arkasında bir gerçek yatmaktadır. O da, bu insanların müşterek bir kültür yapısına sahip olmalarıdır. Yurdumuzda, vergi kaçağı ve kayıt dışı ekonominin bulunduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Bunun, yanında toplumsal bir olay karşısında bütün halkın tek bir yürek olarak hareket ettiği, sıkıntılar karşısında üzüldüğü, yardıma koştuğu da ayrı bir gerçektir. Bu müşterek hassasiyeti toplumun bir kesiminin sıkıntıya düşmesi durumunda bütün halkımız büyük bir duyarlılıkla göstermiştir. İşte, 1999 yılında Marmara Bölgesinde olan depremde ve Soma Maden Faciasında gösterilen muhteşem toplumsal duyarlılık. Peki, birçok uzmanın belirttiği ve genel olarak kabul edildiği üzere neden yurdumuzda kayıt dışı ekonomi uzun seneler boyunca % 50 düzeyine kadar ulaşmış hatta bazı yıllarda bunun üzerine çıkmıştır. Neden insanlarımızın çoğunluğu bu kayıt dışı ekonominin içindedir. Ve neden bundan nemalanmayı arzu etmektedir. Devletin birçok hizmeti yerine getirebilmesi için kaynağa ihtiyacı varken, bu husus bütün Hükümet ve Parti Programlarında yer alıyorken ve bir toplumsal yara iken, hatta bütün bireylerin kayıt dışı ekonomiyi biliyor ve kabul ediyor olmasına karşın, neden Devlete karşı vergisel görevlerimizi yerine getirmede isteksiz davranıyoruz?

Söz konusu isteksizliğin bir nedeni olmalıdır. Daha açık bir ifade ile toplumumuzun kayıt dış ekonomiyi yaratmasının ardında bir gerçek yatıyor olmalıdır. Bunun sosyolojik, felsefi ve özellikle ekonomik birçok nedeni bulunmalıdır. 

Topluma düşen görev ise, bütün kesimleri ile bir araya gelerek tam bir birlik içinde, bu nedenleri ortaya çıkartmak ve sorunlara çare bulmaktır. 

Toplumu meydana getiren bireyler hemen hemen aynı kültür yapısına sahiptir. Bu nedenle ilk önce kültürün ne olduğuna bakmamız ve giderek vergi konusunda toplumdaki kültürü incelememiz gerekecektir. 

Toplumumuzdaki vergi ödememe isteğinin sebepleri;

Toplumumuzda vergi ödememe isteğinin artmasının temel nedenlerinden biri de siyasal iktidarların tutumudur. Ülkemizde siyasal iktidarlar, genellikle baskı gruplarının istekleri doğrultusunda kararlar alarak oy uğruna vergilendirmeden vazgeçebilmekte ve vergi yükünü belirli kesimlere yükleyebilmektedirler. Siyasal partilerin vergileme konusunda da anlaşılamaz nitelikte değişik görüşleri, birbirinden zıt uygulama projeleri bulunduğundan, politik istikrarın bulunmadığı ülkemizde her seçim döneminde mükelleflerin beklentileri başlamaktadır. Her şeye yeniden başlanacak havası verilen “vergi paketi” projelerinin çokluğu, ciddi ve istikrarlı vergi politikası olmadığı izlenimini uyandırdığından, yükümlüler kendi kararlarıyla kişisel çıkarlarını korumaya yönelmektedirler. Siyasi karar mekanizmalarına baskı imkânı olan grupların faaliyetleri yasal olarak vergi dışı bırakılmıştır Ayrıca verilen teşvikler, konulan istisna ve muafiyetler, dengesizliği büyüttüğü gibi, piyasa payı yüksek; her alanda faaliyet gösteren işletme türlerini (holdingleri)  ortaya çıkarmıştır. Vergi aflarına mümkün olduğunca yer vermemeye çalışılmalıdır. Çünkü mükelleflerin ileride bir vergi affı olabileceği yönünde beklentisinin olması vergi ödeme konusunda esnek davranmalarına yol açacaktır. Vergi aflarının diğer olumsuz bir etkisi de vergilendirmede adalet ilkesinde görülmektedir. Vergisini zamanında ödeyen mükellefler, vergisini ödemeyip cezalı duruma düşen fakat sonrada bu cezaları affedilen mükellefleri gördüklerinde gelecek vergilendirme dönemlerinde ödemeleri gereken vergiyi ödememe yollarını aramaktadır.                                                                     

Yurdumuzun çok büyük çoğunluğu köy kökenlidir. Bu nesillerin başlangıcının da köy kökenli olduğunu ve ekonomik güçlerinin kısıtlı olduğunu unutmamak gerekir. Bu şekilde işe başlayan özel teşebbüs hareketi kısıtlı sermaye ile zor günler yaşadı. Bürokrasinin anlaşılamaz ve aşılamaz katı kuralları, resmi yollarla işletme kurmada karşılaşılan zorluklar, daha işin başında istenilen yüksek kuruluş giderleri ve vergilerin yüksekliği müteşebbisin öz sermayesini oluşturmasını imkânsız kıldı.  Sonuç olarak kayıt dışılığa kadar vardı. 

Kısıtlı sermayesine takviye olarak büyük çoğunluğu bankalara kredi için başvurmak zorunda kaldı ve kalıyor. Ancak banka kredi faizlerinin yüksekliği onlara ikinci darbe olarak gelmektedir. Bunun yanında yurdumuzda çok uzun yıllar süren enflasyonist ortam ve sık sık yapılan kur ayarlaması bir türlü oluşturulamayan sermayenin tamamen yok olmasına yol açmaktadır.  Bu manzara yanında, enflasyonist ortamda kazanılmayan paranın vergisinin ödenmesi ile karşı karşıya kalınıyor. Bürokrasi vatandaşa katı şekilde uygulanıyor.  Zaman zaman Başbakan’lar, bakanlar ve Cumhurbaşkanları bile bürokrasiden yakındı.  Ancak vatandaş da buna karşın mecburen kendine göre tedbirler alma yoluna gitti. 

Zaten yoksulluktan gelen bir toplulukta yukarıda sözü edilen etkenler ışığındaki şartlarda ister, istemez bir kültür oluştu. Bu kültür, vergi ödememe isteği kültürüdür. Sonuç, Devletin az vergi toplayabilmesine kadar vardı. Bunun yanında yukarıda sözünü ettiğim vergi ödememe isteği kültürünü meydana getiren olgular içerisinde vergi uyumsuzluğundan söz etmemiz gerekmektedir.  Vergi uyumsuzluğu, vergi yükümlülüğünün vergi yasalarına aykırı olarak hem düşük, hem de yüksek gösterilmesini ifade etmektedir. 

Vergi uyumsuzluğu vergi yükümlülüğünün cezai yaptırımlar gerektiren bir şekilde (kasıtlı) düşük gösterilmesini kapsadığı gibi yanlış bilgilendirme, yanlış anlama, dalgınlık, ihmal ve benzeri nedenlerden dolayı düşük gösterilmesini içermektedir. Yani vergi mükellefi vergisel açıdan risk alarak cezai yaptırımları kabullenerek, vergi uyumsuzluğunu yaratabilmektedir. Yapılacak iş, toplumda var olan vergi ödememe isteği kültürüne el atmak olmalıdır.  Bu el atma katı tedbirlerle olmamalıdır.  Vergi ahlakı; vergi bilinci ve vergi kültürü iç içedir ve üçgeni andırmaktadır.                           

Denetimin az olması, vergi oranlarının, kredi faizlerinin yüksekliği ile iş insanının aldığı ham maddeden, yatırım için gerekli olan makine satın almalarına kadar dışarıya bağımlı olması, dövizlerin Türk Lirası karşısında devamlı yüksek olması vergi mükellefinin bu etik değerlerden ister istemez taviz vermesi sonucunu doğurmaktadır. 

Vergi ve kültür kavramları bir bütün olarak ele alındığında, vergi kültürü belli bir ülkeye özgü devam eden karşılıklı iletişimlerin neden olduğu bağımlılıklar ve bağlar dâhil edilerek ülkenin kültürü içerisine tarihsel olarak dâhil edilen uygulamalar ve ulusal vergi sistemiyle bağlantılı resmi ve gayrı resmi kurumların bütünü olarak ifade edilebilir. Bu açıdan vergi kültürü ve vergi ödeme kültüründen daha fazlasını içeren bir kavram özelliği taşımaktadır. Günümüzde vergi sistemleri beyan usulüne dayanmakta, mükellefler ödeyecekleri vergi miktarını kendileri tespit etmektedir. Mükelleflerin bu beyanlarının ve ödedikleri vergi miktarlarının doğruluğu ise vergi denetim elemanlarınca denetlenmektedir. Mükelleflerin vergi denetimleri sonucunda yakalanma ve cezalandırılma riskini göze alarak vergi kaçırma davranışında bulundukları göz önüne alınarak değerlendirme yapıldığında, vergi denetimlerinde etkinliği sağlayacak politikaların geliştirilmesi gerekli görülmektedir. Belirli bir ülkeye özgü vergi kültürü, “bir ülkedeki vergi sistemi ve vergi uygu-lamaları ile ilgili bütün resmi ve gayri resmi kurumların tamamını kapsayan ve ülkenin kültürel tarihi içine gömülmüş, diğer etkenlerle etkileşimleri ve bağları olan bir kavram” olarak düşünmeliyiz. Kayıt dışı ekonomi, vergi afları ve siyasi otoritenin anlaşılmaz tuhaf uygulamaları vergi kültürünün oluşumunda her şeyi darmadağın eden olumsuz bir faktördür. Bir toplumda vergi ahlakının sosyal uygunluk olarak yerleşmesi ve yerleştirilmesi kayıt dışı ekonomi ile mücadelede önemli bir rol oynayacaktır. Buna karşın kayıt dışı ekonomik faaliyetler vergisini ödeyen bireylerde isteksizliğe yol açarken toplumda vergi bilinci ve vergi ahlakının da erozyona uğrayarak yerleşmemesi de kayıt dışılığı normal bir davranış kalıbı haline dönüştürecektir. Özellikle vergi yükümlülerinin diğer vergi yükümlülerinin kayıt dışı faaliyet gösterdiğine ilişkin algısı, piyasalarda buna tanık olması, vergi yükümlüsündeki ahlaki düşüncenin azalmasına neden olmakta ve kendi aktivitelerini kayıtlı olmaktan çıkarıp, kayıt dışı faaliyetlere geçme isteğini arttırmaktadır. Böylelikle vergi muhatabındaki vergi ödeme konusunda içsel istek ortadan kaybolmuş olmaktadır.  Vergi kültüründeki olumsuz etkili olan diğer bir unsurda, halk arasında Vergi Affı olarak adlandırılan birikmiş olan vergi borçlarının belli şartlar dâhilinde uzun vadede  taksitlendirilmesidir. Vergi yükümlüleri vergi ödeme konusunda her ne kadar gerçekçi davranmaya çalışsalar da bir takım psikolojik, sosyolojik ve çevresel faktörler ışığında vergi dengesizliği ortaya çıkmaktadır. Ve bu vergi uyumsuzluğu sonuç olarak zaman içinde vergi ödememe isteği kültürünü oluşturmaktadır. Vergi kültürü, her ülkeye göre değişiklik arz etmektedir. Bunda Devletlerin vergi politikaları, bu konuda almış oldukları tedbirler ve özellikle ekonomiye bakış açıları önemli bir unsurdur. Bunun dışında bireylerin vergiye yaklaşımları, ekonomik durumları ve toplumsal dürtüler önem kazanmaktadır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir