Aciz Vesikası Ne Demektir? Neye Yarar?

Üst Yönetim Vergi cezalarından Kurtulmak ve İdari Çıkış Yolları

Aciz Vesikası Borçlunun kanuni yönden takip edilen alacağı ödemeye yeterli malı bulunmadığına dair icra dairesi tarafından verilen resmi belgeye aciz vesikası denir. Diğer bir ifade ile de Aciz vesikası icra takibi sonunda alacaklıya alacağının ödenmeyen kısmı için icra dairesince verilen belgedir. Aciz vesikası İcra İflas Kanununun 143.maddesinde düzenlenmiş olup madde başlığı ‘’Borç Ödemeden Aciz Vesikası’’ şeklindedir.

Bilindiği gibi şirketler bir takım faturalı alacaklarını tahsil edememektedir. Bu durumda alacaklılar borçlunun batık olduğunu ve kendisinde herhangi bir şey tahsil edemeyeceğini düşünüp masraf yapmamak için bazen icra takibine bile konu etmemektedirler. Oysaki faturalarda bilindiği gibi kesilen faturanın KDV si bulunmaktadır. İşte bu KDV alacaklı tarafından Devlet e ödenmiştir. Aslında alacaklı asıl alacağını alamadığı gibi Devlete ödediği KDV oranında da zarar etmektedir. Aciz vesikası ise bu zararı önlemektedir. Örneğin 100.000TL lik bir mal sattığınızda 18 KDV si ile birlikte 118.000TL lik bir fatura kesersiniz. Kestiğiniz faturadaki KDV’yi ödersiniz. Borçlu borcu ödemediğinde ayrıca KDV anlamında da büyük bir zarara uğrarsınız. İşte bu zararı en aza indirebilecek yöntem aciz vesikasıdır. Aciz vesikası aldığınızda bu vesikayı muhasebecinize verirseniz bu belgede yazılı olan 118.000TL alacağa karşılık ayırıp yani zarar yazıp yıllık gelir vergisi beyannamesinde matrahtan düşebilir. Bu sayede ödeyeceğiniz yıllık gelir vergisi miktarı da azalmış olur.                                  

Alacaklıyı en çok ilgilendiren kısım olan Vergi Usul Hukuku anlamında ise borç ödemeden aciz belgesi ile alacağın şüpheli veya değersiz alacak haline gelmesi söz konusu olmaktadır. Amme, (vergi) borçlusunun aciz halinde olması, onun hiç mal varlığının bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Borçlunun mal varlığı olsa dahi, bu mal varlığının haczi olanaklı değilse veya haczi olanaklı olmasına karşın, satılması halinde bedelinin kamu alacağını karşılayamadığı anlaşılırsa, kamu borçlusu, yine, aciz halinde sayılmaktadır. Bu durumda hakkında haciz vesikası düzenlenen vergi borçlusu için gecikme zammı tatbik edilmez. Başka bir ifade ile, hakkında 6183 sayılı kanunun 76. maddesi hükmüne göre aciz vesikası düzenlenen amme borçluları için o tarihten sonra gecikme zammı uygulanamaz.Aslında mükellefleri ilgilendiren en önemli kısımlardan birisi de burası olmaktadır. Şüpheli alacak olarak kaydedilen değerlerin daha sonra ödenme imkanı bulunduğu için vergi anlamında bir gider olarak gösterilmemesine rağmen değersiz alacak halinde gelen alacaklar ise vergi anlamında gider olarak gösterilebilmektedir.

Şöyle ki;

Vergi Usul Kanununun 322. maddesi değersiz alacaklardan bahsedilmektedir. Madde metnine göre; “Kaza-i bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar, değersiz alacaktır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler” denmektedir. İşte aciz vesikası VUK anlamında değersiz alacak olduğunu kanıtlayan bir belgedir. Bu nedenle aciz vesikası, üzerinde yazan tutar açısından ya “zarar” ya da “gider” gösterilerek fayda sağlar. Mukayyet kıymetten kasıt ise muhasebe anlamında iktisadi değerin muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeridir.  Bu durum alacaklının alacağını alamamış olduğundan dolayı doğan zararını tamamen ortadan kaldırmasa da büyük bir fayda sağlayarak zararı en aza indirmiş olacaktır.  

Vergi Usul Kanununun 323.maddesinde ise şüpheli alacaklar düzenlenmiştir.

Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;  Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;  Şüpheli alacak sayılır. Şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.  Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.  Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir. Bu nedenle alacaklının elinde bulunan belgeler ile veya tutmuş olduğu cari hesaba göre borçludan alacağını nasıl olsa borç tahsil edilemeyecek diyerek icra takibi yapmaması daha fazla zararına olacaktır. Her ne kadar icra takibi için yapılacak masraf zarar gibi görülecek olsa da aslında bir külfet değil yukarıda da anlattığımız üzere bir kâr olacaktır. Açıklamaya çalıştığımız nedenlerden dolayı borçlulardan tahsil edilemeyen, tahsil kabiliyetinin olmadığı düşüncesi ile takipten vazgeçmek vergi mükelleflerinin zararına olacaktır. Bu sebeple tahsil kabiliyeti olmasa bile muhasebeleştirmiş olduğunuz alacaklarınızı icra takibine konu ederek şüpheli alacağa atılmasını veya aciz vesikası alarak değersiz alacak haline getirip zarar veya gider yazarak yok etme imkanına sahip olduğunuzu bilmeniz önemlidir. Vergi mevzuatı haricinde aciz vesikasının diğer faydaları da aşağıda sıralanmıştır. Aciz vesikası İcra İflas Kanunu 68.madde anlamında takip hukuku bakımından borç ikrarını içeren bir belgedir. Yani itirazın kesin kaldırılmasını sağlayıcı bir belgedir. Alacaklı borç ödemeden aciz belgesini aldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde borçluya karşı takip yaparsa borçluya yeniden ödeme emri tebliğ edilmesine gerek yoktur. Yani alacaklı eski takip dosyası üzerinden borçlunun yeni bulunan malları üzerine hemen haciz konulmasını isteyebilir. Aciz vesikası alacaklıya İcra İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerinde yazılı olan iptal davası (tasarrufun iptali davası) açabilme hakkını verir. Aciz veya iflasın açılmasından önceki iki seneye kadar olan süre içindeki ivazsız (karşılıksız) tasarrufların (bazı istisnalar mevcuttur) butlanı, yani borçlunun karşılıksız olarak yapmış olduğu mal satışlarının iptali istenilebilir. Hacizden veya iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde borçlu tarafından bir borcu temin için yapılmış rehinler, para veya mutat ödeme araçları dışında bir suretle yapılan ödemeler, vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler, mal varlığı borçlarını ödemeye yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemlerin iptali istenilebilir. Elinde aciz vesikası bulunan alacaklı İcra İflas Kanununun 100.maddesindeki şartlara göre hacze iştirak edebilir. Aciz belgesi ile borç yenilenmiş yani tecdit edilmiş olmaz. Aciz vesikasına bağlanmış olan alacak borçluya karşı aciz vesikası düzenlenmesinden itibaren 20 yıl geçmesi ile zaman aşımına uğrar.

Bu çok uzun bir zaman aşımı süresidir. Borcunuzun maddi durumu düzelir ve mal edinmeye başlar ise aciz vesikası sayesinde 20 yıl içinde bu borçluya karşı işlem yapıp tahsil etme hakkınız devam etmektedir. Aciz belgesi alacaklıya borçlu hakkında İcra İflas Kanununun 331 ve 332.maddeleri gereğince ve 338.maddeleri gereğince ceza davası açma hakkı verir. 331.madde gereğince alacaklısını zarara sokmak kastı ile mevcudunu eksiltme suçundan, 332.madde gereğince aczine kendi fiili ile sebebiyet verenlerin veya vaziyetinin fenalığını bilerek ağırlaştırma suçundan, 338.madde gereğince hakikate muhalif beyanda bulunma suçundan cezalandırılması için şikayette bulunulabilir. Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere aciz vesikası önemli bir belgedir. Birçok fayda sağlamaktadır. Aciz vesikası sayesinde kamunun zarar etmesini önlemekte ve kendilerine fayda sağlamaktadır. 

Borç ödemeden aciz belgesi ve vergileme;                                                   

6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre borçlunun kamu borcunu ödeyememekten aciz halini değerlendirmiştik. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununda düzenlenmiş olan borçluların alacaklı gerçek veya tüzel kişilere borçlarını ödeyememesi sonucunda düzenlenen “Borcunu ödemeden aciz vesikası ‘’ ve gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine etkisi üzerinde duralım. Vergi uygulamalarında sıkça karşılaşılan sorunlardan birisi de alacaklı vergi mükelleflerince tahsil edilemeyen veya tahsili şüpheli hale gelen alacakları dolayısıyla icra dairesi tarafından verilen borçlunun borcunu ödemekten aciz belgesinin varlığı halinde nasıl bir işlem yapılacağıdır. Sorun İcra iflas Kanununun ilgili maddelerinde yer alan hükümlere göre aciz belgesinin niteliği ve ilgili hükümler incelenerek çözüme kavuşturulabilir. 

Borç ödemeden aciz vesikası Kanunun 143. maddesine göre; yargı veya icra yoluna başvurmuş ‘’Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir. Bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tabi değildir. Aciz vesikasının bir nüshası da her il merkezinde Adalet Bakanlığınca tespit edilen icra dairesi tarafından tutulan özel sicile kaydedilmek üzere bu icra dairesine gönderilir. Aciz vesikası sicili aleni olup ne şekilde tutulacağı ve hangi hususları içereceği Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle belirlenmiştir. 

Vesikanın alacaklıya sağladığı haklar

Bu vesika ile 105. maddedeki vesika (borçlunun haczi kabil malı bulunmazsa haciz tutanağı da aciz vesikası hükmündedir.) borcun kabul edildiğini gösteren senet mahiyetinde olup alacaklıya 277. maddede yazılı hakları verir. 277. maddede belirlenen haklar, borçlu tarafından yapılmış bazı işlemlerin iptali için alacaklılarca dava açılabilmesidir. 

Bunlar;

a) haciz veya iflasın açılmasından önceki iki seneye kadar olan süre içindeki ivazsız tasarrufların (bazı istisnalar mevcuttur) butlanı (Madde 278), 

b) hacizden veya iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde borçlu tarafından bir borcu temin için yapılmış rehinler, para veya mutat ödeme araçları dışında bir suretle yapılan ödemeler, vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler (Madde 279), 

c) Mal varlığı borçlarını ödemeye yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler (Madde280).

Alacaklı aciz vesikasını aldığı tarihten bir sene içinde takibe teşebbüs ederse yeniden ödeme emri tebliğine lüzum yoktur.

Borçlu ve kefilin durumu ve acizlik durumunun kaldırılması

Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemez. Kefiller, müşterek borçlular ve borcu tekeffül edenler bu miktar için vermeye mecbur oldukları faizlerden dolayı borçluya rücu edemezler. Bu borç, borçluya karşı, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle zaman aşımına uğrar. Borçlunun mirasçıları, mirasın açılmasından itibaren bir sene içinde alacaklı hakkını aramamışsa, borcun zaman aşımına uğradığını ileri sürebilirler. Borçlu, aciz vesikasını düzenlemiş olan icra dairesine borcunu işlemiş faizleriyle birlikte her zaman ödeyebilir. İcra dairesi ödenen parayı alacaklıya verir veya gerektiğinde Kanun’un 9. uncu maddesi hükümleri dahilinde bir bankaya yatırır. Borcun bu şekilde tamamının ödenmesinden sonra aciz vesikası sicilden terkin edilir ve borçluya borcunu ödeyerek aciz vesikasını sicilden terkin ettirdiğine dair bir belge verilir. Aynı şekilde, icra takibi batıl ise veya iptal edilirse yahut borçlunun borçlu olmadığı mahkeme kararıyla sabit olursa ya da alacaklı icra takibini geri alırsa, aciz vesikası sicilden terkin edilir ve borçluya buna ilişkin bir belge verilir.                       Alacakların Şüpheli Alacak veya Değersiz Alacak Haline Gelmesi ve Aciz Belgesi;

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere aciz vesikası borçlunun borcunu ödeyemediğini ve ödeme gücünün kalmadığını gösterir niteliktedir. Ayrıca be belge alacaklıya ve borçluya bazı imkanlar sağlamaktadır. Alacaklı belge tarihinden sonrada takibat yapabilir. Bir yıl içindeki takiplerde ödeme emri düzenlenmesine gerek yoktur. Borçlunun yaptığı bazı işlemlerin dava yoluyla iptal ettirilmesi ve alacağın bu suretle tahsili de mümkündür. Borçlu borcu için faiz ödemekten kurtulmaktadır. İmkan bulduğu zaman borcunu ödeyerek acizlik belgesini sicilden sildirebilir. Yirmi yıl geçmekle alacak zaman aşımına uğramaktadır. Vergi Usul Kanununun şüpheli alacak ve değersiz alacak hükümlerini de göz önünde tutarak özellikle ticari kazanç erbabı gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükellefleri yönünden konuyu değerlendirebiliriz. Şüpheli alacaklar VUK’un 323. maddesine göre, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1-  Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,

2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar, şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir. Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder. Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir. Alacakların yukarıdaki maddede öngörülen işlemlere rağmen tahsil edilememesi alacağın tahsilini şüpheli hale getirmektedir. Karşılık ayrılarak gider yazılabilir. Tahsil edilememesi yanında borçlunun durumunu gösteren borcunu ödemekten aciz belgesi verilmiş olması bu alacağın tahsili imkânını tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle aciz vesikası aşağıda açıklayacağımız nedenlerle, alacağı değersiz alacak haline getirmemektedir. Maliye İdaresinin özelgelerle açıkladığı görüşü de bu yöndedir.

Değersiz alacaklar;

VUK’un 322. maddesinde, “Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkân kalmayan alacaklar değersiz alacaktır’’ denilmiştir. Yine maddeye göre, değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler. Kanaat verici belgelerden, ödemenin imkânsız hale geldiğini gösteren belgelerin anlaşılması gerekir. Kanundaki açıklama yeterli olmamakla beraber uygulamada, aşağıda belirtilen türden belgelerin varlığı bir alacağın değersiz alacak olarak kabul edilmesi için yeterli sayılmıştır. Kanaat verici belgeler aşağıda sayılanlarla sınırlı değildir. 

– Borçlunun her hangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü ve mirasçıların da mirası reddettiklerine dair resmi belgeler,

– Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgi masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş bulunan iflas kararlarına ilişkin belgeler,

– Borçlunun dolandırıcılıktan mahkûm olması ve her hangi bir mal varlığı bulunmadığını belgeleyen resmi evrak,

 – Mahkeme huzurunda alacaktan vaz geçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,

– Borçlunun gaipliğine ilişkin ilişkin mahkeme kararı ve buna bağlı olarak her hangi bir mal varlığının bulunmadığına dair resmi makam belgesi, kanaat verici belge niteliğindedir.

ÖZELGE;

Sayı: B.07.1.GİB.4.26.15.02-105[323-2017/2]-8

Tarih: 02/01/2018

T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI ESKİŞEHİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü  
   
Sayı : 64950229-105[323-2017/2]-8 02.01.2018
Konu : Aciz Vesikasının Muhasebeleştirilmesi  
         
İlgi : …. tarihli ve … sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile, güncel olarak … TL olan alacaklarınızı tahsil etmek için yapılan icra takiplerinin neticesiz kaldığını, 11.07.2017 tarihli haciz işlemi neticesinde borçlunun bulunamadığı ve şirketin hacze kabil mal varlığı olmadığının haciz tutanağı ile belgelendiği, 03.10.2017 tarihli ek dilekçenizde borçlu hakkındaki 11.07.2017 tarihli araç takyidat belgesinde borçlunun üzerinde yıllardır yakalama kararı olmasına rağmen yakalanamayan ve çok miktarda haczin bulunduğu… Model motosikletin tespit edildiği, söz konusu aracın yakalanıp satış işlemi yapılmadan icra dairesince aciz vesikasının düzenlenemediği belirtilerek, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 105 inci maddesinde yer alan “haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir.” hükmü gereği haciz tutanağı belgesinin aciz vesikası olarak kullanılıp muhasebeleştirilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda görüşümüzün bildirilmesi istenilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde, kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacakların değersiz alacak olacağı, değersiz alacakların, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybedecekleri ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edileceği, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin de bu madde hükmüne giren değersiz alacaklarını gider kaydetmek suretiyle yok edecekleri hüküm altına alınmıştır.

Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacak olarak nitelendirilmiştir. Görüldüğü gibi değersiz alacak; kaybedilmiş, tahsiline artık imkan kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacaktır. Kanuni düzenlemeye göre alacağın tahsil imkanının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile tevsik edilmesi icap etmektedir. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olması; kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkansız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.

Aynı Kanunun 323 üncü maddesinde ise, “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükme göre, ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olarak dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmakta ve münhasıran maddede belirtilen şartları haiz alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Ayrıca, şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında temel unsur, ortada bir alacağın olması ve bu alacağın tahsilinin mezkûr maddede belirtilen kapsamda şüpheli hale gelmiş bulunması olup, Kanunun 323 üncü maddesinde bir ayrım yapılmaksızın, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla, dava ve icra safhasında bulunan bütün alacaklar için karşılık ayrılabileceği öngörülmüştür.

Bunun yanı sıra, mahkemeye dava veya icra merciine takip dilekçesinin verilmiş olması, alacağın dava veya icra safhasına intikal ettiğini göstermektedir. Ancak şekli bir başvuru alacağın şüpheli sayılması için yeterli değildir. Bir alacağın dava veya icra safhasında olduğunun kabulü için mahkemeye dava veya icra merciine takip için dilekçe verilmiş olması ve gerek mahkemeye gerek icra merciine yapılan başvuruların ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir.

Kanun hükmü, teminatlı alacaklarda bu karşılığı teminattan geri kalan miktarla sınırlamakta, alacağın ipotek, haciz, rehin, kefil vs. suretlerle teminata bağlanmış olması halinde, şüpheli alacak karşılığı ayrılmayacağını kabul etmiş bulunmaktadır. Şüpheli alacak uygulamasında teminat sayılan haller arasında bulunan (alacaklının alacağının tahsili için icra daireleri aracılığıyla uygulanan) hacizler, alacağın tahsilinin kuvvetle muhtemel olduğunu ve alacağın teminatsız kalmadığının göstergesi olarak değerlendirilmekte olup, borçluların mal, hak veya alacaklarına haciz konulması suretiyle söz konusu alacağın haciz konulan kısmı teminatlı hale gelmektedir.

Diğer taraftan, teminat sayılan haller arasında bulunan hacizler, alacağın tahsilinin kuvvetle muhtemel olduğunun ve alacağın teminatsız kalmadığının göstergesi olarak değerlendirilmekle birlikte alacaklı şirketin önceki toplam haciz alacakları tutarının hacze konu gayrimenkullerin veya menkullerin değerinin üzerinde olması bir başka deyişle alacaklı şirketten önce sırada bulunanların alacaklarını tahsil ettikten sonra paraya dönüştürülecek borçlu mallarından alacaklı şirkete kalacak bir tutar kalmayacağının anlaşılması, dolayısıyla söz konusu alacağın tahsil kabiliyetinin bulunmadığı durumlar için şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun;

– 143 üncü maddesinde, “Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tabi değildir.

Bu vesika ile 105 inci maddedeki vesika borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde olup, alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. Alacaklı aciz vesikasını aldığı tarihten bir sene içinde takibe teşebbüs ederse yeniden ödeme emri tebliğine lüzum yoktur. Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemez. Kefiller, müşterek borçlular ve borcu tekeffül edenler bir miktar için vermeye mecbur oldukları faizlerden dolayı borçluya rücu edemezler. Bu borç borçluya karşı aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar…“,

– 102 nci maddesinde, “Taşınır bir malı haciz için mahallinde bir tutanak tutulur. Tutanakta alacaklı ve borçlunun isim ve şöhretleri, alacağın miktarı, haczin hangi gün ve saatte yapıldığı, haczedilen mallar ve takdir edilen kıymetleri ve varsa üçüncü şahısların iddiaları yazılır ve haczi icra eden memur tarafından imza edilir. Haczi talep edilen mal taşınmaz ise icra dairesi 91 inci madde mucibince haczi ait olduğu daireye tebliğ eder ve mahallinde tutulacak tutanakta taşınmazın nevi ve mahiyeti ve hududu ve lüzumlu vasıfları dercolunur. Evvelce ihtiyaten haczedilen şeylere icra haczi vazedildiği surette tutanağa ihtiyati haciz sahibinin dahi iştirak hakkı işaret olunur. Haczi kabil mallar kafi gelmezse veya hiç bulunmazsa bu hal tutanağa kaydolunur.“,

– 105 inci maddesinde, “Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir. İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliği anlaşıldığı surette dahi tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir.” hükümleri bulunmaktadır.

Buna göre;

1- İcra takibi halinde borçlunun haczedilen bütün mallarının satışı sonucu, alacaklıların alacaklarının tamamına kavuşamamaları halinde veya borçlunun haczi olanaklı hiçbir malı bulunmaması durumunda tutulan haciz tutanağı anılan Kanunun 105 inci maddesi uyarınca aciz vesikası hükmündedir.

2- Aciz vesikası, alacağını tamamen alamamış olan alacaklıya, ödenmeyen alacak miktarı için verilen bir belgedir. Bu belgenin verilmesi ile alacaklının alacağı son bulmaz, hatta alacaklının durumu kısmen kuvvetlendirilmiş olur. Örneğin alacağın zamanaşımı süresi belgenin düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl olur ve artık borçlu borcunun olmadığını iddia edemez. Başka bir deyişle aciz belgesi İcra İflas Kanununun 68 inci maddesi anlamında borç ikrarını içeren bir belge olup, alacağın değersiz olduğuna ilişkin bir vesika değildir. Bu nedenle bir alacağın aciz belgesine bağlanmış olması, alacağın gelecekte tahsil edilme imkânını ortadan kaldırmamaktadır.

Dolayısıyla, somut durumda yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalar çerçevesinde icraya konu edilen ve teminatsız bulunan alacaklar için söz konusu icra takibinin başladığı hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır. Ancak ilgili dönemde ayrılmayan karşılık için sonraki dönemlerde karşılık ayrılamayacağı tabiidir.

Diğer taraftan yapılan takip sonucu aciz vesikası alınan alacakların değersiz alacak olarak kabul edilerek değerleme yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

   

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız halinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir