Kısmi ve Cüzi Ödemeler Zaman aşımını Kesmez!

Üst Yönetim

Tahsil zaman aşımı Vergi Usul Kanununun 114 ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun’un 102 maddelerinde ayrıca, Vergi Usul Kanununun 113. maddesinde Zaman aşımının Mahiyeti ve 6183 sayılı Kanun’un 103. maddesinde Zaman aşımının kesilmesi hususlarına açıklık getirilmektedir. Vergi Usul Kanunu Zaman aşımının Mahiyeti Madde 113: Zaman aşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkmasıdır. Zaman aşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade eder.

Zaman aşımı Süreleri: Madde 114 Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zaman aşımına uğrar.

Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zaman aşımını durdurur. Duran zaman aşımı mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamaz.

Şarta bağlı istisna veya muafiyet uygulamaları sonucu kısmen veya tamamen alınmayan vergilere ilişkin zaman aşımı süresi, istisna veya muafiyet şartlarının ihlal edildiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren başlar.

Damga vergisine tabi olup vergi ve cezası zaman aşımına uğrayan evrakın hükmünden tarh zaman aşımı süresi dolduktan sonra faydalanıldığı takdirde mezkur evraka ait vergi alacağı yeniden doğar.

6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ USULÜ HAKKINDAKİ KANUN

Tahsil zaman aşımı, Madde 102İ; Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zaman aşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zaman aşımı hükümleri mahfuzdur. Zaman aşımından sonra mükellefin rıza en yapacağı ödemeler kabul olunur.

Zaman aşımının kesilmesi; Madde 103; Aşağıdaki hallerde tahsil zaman aşımı kesilir:

  1. Ödeme,
  2. Haciz tatbiki,
  3. Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat,
  4. Ödeme emri tebliği,
  5. Mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi,
  6. Yukarıdaki 5 sırada gösterilen muamelelerden her hangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması,
  7. İhtilaflı amme alacaklarında kaza mercilerince bozma kararı verilmesi,
  8. Amme alacağının teminata bağlanması,
  9. Kaza mercilerince icranın tehirine karar verilmesi,
  10. İki amme idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı amme idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi.
  11. Amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması.

Kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zaman aşımı yeniden işlemeye başlar. Zaman aşımının bir bozma kararıyla kesilmesi halinde zaman aşımı başlangıcı yeni vade gününün rastladığı; amme alacağının teminata bağlanması veya icranın kaza mercilerince durdurulması hallerinde zaman aşımı başlangıcı teminatın kalktığı ve durma süresinin sona erdiği tarihin rastladığı; takvim yılını takip eden takvim yılının ilk günüdür.

Bu hükümleri göre, Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zaman aşımına uğramaktadır. Diğer bir anlatımla, vadesi 2010 yılı içinde olan bir amme alacağı, bu yılı takip eden 2011 yılı başından itibaren 5 yıl içinde, yani 2015 yılı sonunda zaman aşımına uğramaktadır.

Vergi daireleri tarafından 5 yıllık zaman aşımı süresinin sonunda da ödenmeyen alacakların zaman aşımına uğramaması için 1 TL gibi cüzi ödemelerin yapılarak zaman aşımın kesildiği ve yeniden işlemeye başlatıldığı görülmektedir. Ancak Danıştay’ca bu durumun mükellef tarafından rızaen yapılan bir ödeme olmadığına bu nedenle ödeme sayılmayacağı sebebiyle hukuka uygun bir işlem kabul edilmeyeceği ve zaman aşımının kesilmesinin söz konusu olmayacağına hükmedilmiştir. Danıştay 7. Dairesinin verdiği bir kararda, “İlgili tarafından mahsup isteminde bulunulmamış olunmasına karşın, salt zaman aşımını kesmek amacıyla alacaklı tahsil dairesince re’sen yapılan mahsup işleminin, işlemekte olan zaman aşımını kesmeyeceği hükmedilmiştir.” sonucuna varılmıştır.

Danıştay 7. Dairesi “ilgili kişinin mahsup isteminde bulunmamış olmasına karşın salt zaman aşımını kesmek amacıyla alacaklı tahsil dairesince resen yapılan mahsup işleminin işlemekte olan zaman aşımını kesmeyeceğine” hükmetmiştir.

Bu karardan anlaşılacağı üzere, DANIŞTAY, zaman aşımını kesmek amacı ile vergi idaresinin mükellef yerine geçerek yaptığı işlemlerin zamanaşımını kesmeyeceğine hükmetmiştir.

“AATUHK’nın 103. maddesinde vergi borcuna ilişkin yapılan ödemenin tahsil zaman aşımını keseceği belirtilmiştir. Ancak bu ödemenin kim tarafından yapılacağı veya borç miktarının ne kadarlık bir kısmının yapıldığında zaman aşımını keseceği herhangi bir hükme bağlanmamıştır. Bununla birlikte ödemenin AATUHK’nın 40 ve 41. maddelerinde yazılı esaslar dâhilinde yapılacağı da açıktır. Bu açıdan baktığımızda borçlunun kendi istek ve iradesi ile yapılmayan ödemeler ödeme olarak sayılmaz ve kanunun yüklediği amaç (tahsil zaman aşımını kesme) yerine getiremez. Örneğin zaman aşımının kesilmesini sağlamak amacı ile alacaklı tahsil dairesinin görevlilerince yapılan ödemeler bu şekilde değerlendirilebilir. Bu ödemeleri yapan kamu görevlisi açısından adli ve idari bir suç açığa çıkar.

Ödeme, AATUHK’nın 40. maddesi uyarınca yapılmışsa, bu maddede ön görülen alacaklı tahsil dairesinin yetkili memurları tarafından kesilecek makbuzun tarihi, ödemenin yapıldığı tarihi göstereceğinden zaman aşımı o tarih itibariyle kesilmiş olur.

Burada akla gelen en önemli soru alacaklı vergi dairesinde görevli memur tarafından yapılan ödemenin tahsil zaman aşımını kesip kesmediğidir. Her şeyden önce bir ödemenin tahsil zaman aşımını kesmesi için kanuna uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda borçlunun kendi rızası dışında yapılan ödemenin zaman aşımını kesmesi mümkün olmayacaktır. Çünkü kanunda yer alan ibare açıktır ve borçlunun kendi isteğiyle ödeme yapması durumunu vurgulamaktadır.

Uygulama genellikle zaman aşımı süresinin son günlerine doğru yapılmakta ve çok cüzi miktarlarda olmaktadır. Bu cüzi miktarların hayatın doğal akışı çerçevesinde değerlendirildiğinde kabul edilebilirliği zayıftır.”

Danıştay 3. Dairesi bir kararında  “Davalı İdare tarafından dosyaya sunulan belgelerin incelenmesinden, iptal edilen ödeme emirleri içeriği kamu alacakları için daha önce şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin 07.07.2003 tarihinde ilanen tebliğ edildiği, 22.11.2008 tarihinde ise kamu alacağı için ayrı ayrı olmak üzere 1 kuruş ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

22.11.2008 tarihinde yapılan 1 kuruş tutarındaki ödemenin davacı tarafından kabulü iktisadi icaplara uygun düşmediği gibi hayatın olağan akışına göre normal bir durumda sayılamayacağından söz konusu ödeme nedeniyle zaman aşımı süresinin kesildiğinden bahsedilmesine olanak olmayıp, ödeme emirlerinin ilanen tebliğinin ardından zamanaşımını kesen herhangi bir durumun ortaya çıkmadığı da dikkate alındığında, tahsil zaman aşımı süresinin dolduğu ve 31.12.2008 tarihine kadar tebliğ edilmesi gereken vergi ve cezalara ilişkin ödeme emirlerinin, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra, 14.12.2009 tarihinde davacıya tebliğ edildiği açıktır. “  ifadelerini kullanmıştır.

“Devletin egemenlik hakkına dayanarak vergi koyma yetkisi olan vergilendirme yetkisi, sınırsız değildir. Devletin vergilendirme yetkisini kullanma sınırlarından biri de zamandır. Kanunda belirtilen sürenin dolmasıyla birlikte, devletin vergi alacağı ile mükellefin vergi borcu sona ermektedir. Vergi idaresi kimi zaman vergi alacağının ve vergi borcunun sona ermesini engellemek için çeşitli yollara başvurmaktadır. Zaman aşımını kesmeye yönelik uygulamalardan biri olan vergi dairelerince cüz’i tutarda yapılan ödemeler, çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında Danıştay Kararları doğrultusunda vergi dairelerince yapılan cüz’i tutardaki ödemelerin, zaman aşımı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Mükellefin rızası olmadan yapılan bu ödemelerin Danıştay Kararlarından da hareketle zaman aşımını kesmeyeceği kanaatine varılmıştır.”

Yukarıda belirttiğimiz Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı kanun hükümleri ve Danıştay Kararları ile gene yukarıda belirttiğimiz açıklamalar, çerçevesinde vergi dairesinin mükellef hesabına girmiş olduğu küçük ödemeler ile ilgili işlemlerin zaman aşımını kesmeyeceği anlaşılmaktadır.

Vergi idaresi memurlarının yaptığı ödemeler tahsil zaman aşımını keser mi?

Vergi memurlarının kendi sorumluluklarından kurtulmak için borçluların(mükelleflerin) adına ödeme yapmaları tahsil zaman aşımını kesmez. Tahsil zaman aşımı Vergi memurlarının kendi sorumluluklarından kurtulmak ve zaman aşımını kesmek için mükelleflerin hesaplarına para yatırması geçerli bir uygulama mıdır?

Vergi idaresi memurlarının tahsil zaman aşımını kesmek amacıyla borçluların bilgisi ve iradesi dışında yaptıkları ödemeler tahsil zaman aşımını kesmez.  Ödemenin borçlunun(mükellefin) kendisi, kanuni temsilcisi veya vekili tarafından borçlunun(mükellefin) iradesi ile yapılması zorunludur.

Vergi İdaresi memurları bu şekilde ödemeleri neden yapıyorlar?

Devletin alacaklarını tahsil ile görevli memurların bu alacakları zamanında takip etmeyerek zaman aşımına uğratmaları suçtur.  Devlet, memurun ihmali nedeniyle uğradığı zararı memurdan tahsil edebileceği gibi memur aleyhinde hem disiplin soruşturması açılabilir ve hem de ceza davaları açılabilir. Çünkü burada bir kamu zararı söz konusudur.

Kamu zararı, 5018 sayılı Kamu Yönetimi ve Kontrol yasasının 71. maddesinin birinci fıkrasına göre “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.”  şeklinde tanımlanmaktadır.

  1. maddenin 3. Fıkrasına göre “Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edilir.”

Memurun kast, kusur veya ihmal ile kamu zararına neden olmasının yanı sıra vergi idaresi memurlarının vergi mükelleflerinin işlerini yapmaları ayrıca suç oluşturmaktadır. V.U.K’nun 6. maddesine göre vergi idaresi memurları mükelleflerin vergi işlerini ücretsiz bile olsa yapamazlar.

V.U.K  MADDE 6. “Vergi muameleleri ve incelemeleri ile vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’da görevli olanlar, mükelleflerin vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili hesap, yazı ve sair özel işlerini ücretsiz de olsa yapamazlar.”

Görüldüğü gibi devletin vergi alacağını zaman aşımına uğratma riskinde olan vergi idaresi memuru çapraz ateş altındadır. Borçlunun hesabına para yatırarak zaman aşımını kesme girişiminde bulunsa V.U.K’nun 6. maddesine aykırı davranmış olacaklar aksi halde ise kamunun zararına neden olacaklardır.

Görevi kötüye kullanma

V.U.K’nun 363 maddesine göre 6. Maddeye aykırı davrananlar hakkında Türk Ceza Yasasının 257. maddesine göre görevi kötüye kullanmaktan dava açılır.

  1. maddenin ihlali vergi zıyaına neden olmuşsa ayrıca vergi ziyası cezası kesilir.

MADDE 363- (Değişik: 5728 – 23.1.2008 / m.279) Bu Kanun’un 6 ncı maddesinin son fıkrası gereğince mükelleflerin vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili hesap, yazı ve sair özel işlerini yapmaları yasak edilen memurlardan bu yasağa aykırı harekette bulunanlar Türk Ceza Kanunun ‘nun 257 nci maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre cezalandırılır. Bu hareketlerle vergi zıyaına neden olunması halinde, kişiye ayrıca bu Kanun’un 344 üncü maddesine göre vergi ziyaı cezası kesilir.

5237 TCK

Görevi kötüye kullanma

Madde 257)  (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 6086 – 8.12.2010 / m.1) “menfaat” sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 6086 – 8.12.2010 / m.1) “altı aydan iki yıla kadar” hapis cezası ile cezalandırılır.

İSPAT

Zaman aşımını kesmek amacıyla borçlunun (mükellefin) hesabına vergi idaresi memurunca para yatırıldığının ispatı nasıl yapılacaktır?

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü yasasının  “Ödemenin ispatı”  kenar başlıklı 46. maddesine göre ödemenin ispatı, yetkili ve sorumlu memur tarafından verilen makbuzlar, tahsil daireleri, bankalar veya postaneler tarafından vergi cüzdanlarına yazılarak, imzalanıp mühürlenen tahsile ait kayıtlarla yapılabilir. Ayrıca 6183 sayılı yasanın 42. maddesinin 2. fıkrasına göre mükellefin banka hesabından aynı bankadaki vergi dairesi hesabına veya Merkez Bankası hesabına para aktararak ödeme yapılabilir.

Görüldüğü gibi yasa borçluların(mükelleflerin) ödemelerini belli bir şekle bağlamıştır.

Hayatı doğal akışına aykırı

Borçluların tahsil zaman aşımı süresinin dolmasına çok az bir süre kala küçük meblağlar ödeyerek zaman aşımını kesmeleri hayatın doğal akışına aykırıdır. Borçlu(mükellef) borcunu ödemek istiyorsa zaman aşımının dolmasına rağmen ödeyebilir. Bu durumda borçlunun(mükellefin) vergi borcuna karşılık çok ufak meblağlar yatırması anlamsızdır.

Danıştay 3. Daire 25.9.2012  Tarih, 2010//4340  Esas ve 2012/3047 sayılı kararında “Zaman aşımı Süresinin Dolmasından Önce Yapılan Cüz’i Ödemelerin “Her Kamu Alacağı İçin Ayrı Ayrı 1 Kuruş” Mükellef Tarafından Yapıldığının Kabulünün Ticari İcaplara Uygun Olmadığı – Tahsil Zaman aşımının Kesildiğinden Bahsedilemeyeceği”’ni belirtmektedir.

Uygulamada vergi idaresi memurlarının zaman aşımını kesmek amacıyla yaptığı ödemeler çoğu zaman vergi idaresi lehine sonuç vermektedir. Bunun nedeni; mükelleflerin zaman aşımı konusunda bilgili olmamaları veya süresinde zaman aşımı definde bulunmamalarıdır.

Sonuç olarak, vergi idaresi memurlarının borçluların(mükelleflerin) bilgi ve iradesi dışında yaptığı bu ödemeler hukuka uygun olmadığı gibi bu işlemlere tevessül edenlerin hukuki ve cezai sorumluluğu vardır.  Bu tür muvazaalı ödemeler mükelleflerin itirazı halinde zamanaşımını durdurmayacağı gibi sorumluları hakkında hem disiplin ve hem de ceza davaları açılabilecektir.

AMME ALACAĞININ ZAMAN AŞIMINA UĞRAMASI

T.C. DANIŞTAY

3. DAİRE

Esas. 2010/4340                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      Karar. 2012/3047                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  Tarihi. 25.9.2012

AMME ALACAĞININ ZAMAN AŞIMINA UĞRAMASI

  • AMME ALACAĞININ ZAMAN AŞIMINA UĞRAMASI ( Zaman aşımı Süresinin Dolmasından Önce Yapılan Cüz’i Ödemelerin “Her Kamu Alacağı İçin Ayrı Ayrı 1 Kuruş” Mükellef Tarafından Yapıldığının Kabulünün Ticari İcaplara Uygun Olmadığı – Tahsil Zaman aşımının Kesildiğinden Bahsedilemeyeceği )
  • ÖDEME EMİRLERİNİN İPTALİ TALEBİ ( Amme Alacaklarında Zaman aşımı Süresinin Dolmasından Önce Yapılan Cüz’i Ödemelerin “Her Kamu Alacağı İçin Ayrı Ayrı 1 Kuruş” Mükellef Tarafından Yapıldığının Kabulünün Ticari İcaplara Uygun Olmadığı – İptalin Hukuka Uygun Olduğu )
  • TAHSİL ZAMAN AŞIMININ KESİLMESİ ( Zaman aşımı Süresinin Dolmasından Önce Yapılan Cüz’i Ödemelerin “Her Kamu Alacağı İçin Ayrı Ayrı 1 Kuruş” Mükellef Tarafından Yapıldığının Kabulünün Ticari İcaplara Uygun Olmadığı – Zaman aşımının Kesildiğinden Bahsedilemeyeceği )
  • ZAMAN AŞIMI SÜRESİ DOLMADAN YAPILAN CÜZİ ÖDEMELER ( Her Kamu Alacağı İçin Ayrı Ayrı 1 Kuruş/Mükellef Tarafından Yapıldığının Kabulünün Ticari İcaplara Uygun Olmadığı – Tahsil Zaman aşımının Kesildiğinden Bahsedilemeyeceği/Ödeme Emrinin İptali ) 213/m. 10 6183/m. 102/1, 103/1

ÖZET: Zaman aşımı süresinin dolmasından önce yapılan cüz’i tutardaki ödemelerin “her kamu alacağı için ayrı ayrı olmak üzere 1 kuruş” mükellefler tarafından yapıldığının kabulünün ticari icaplara uygun düşmez. Söz konusu ödeme nedeniyle tahsil zaman aşımı süresinin kesildiğinden bahsedilmesine olanak bulunmamaktadır.

İstemin Özeti: Davacının kanuni temsilcisi olduğu limited şirketten tahsil edilemeyen 2000 yılına ilişkin kurumlar vergisi, katma değer vergisi, fon payı, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden oluşan kamu alacağı nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10’uncu maddesi uyarınca adına düzenlenen 06.11.2009 gün ve 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 39, 41, 43, 46, 47, 48, 49, 50 ve 51 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Adana 1. Vergi Mahkemesinin 25.05.2010 gün ve E:2009/1524, K:2010/805 sayılı kararıyla; şirket adına, komisyon karşılığı sahte fatura ticareti yaptığı yolundaki inceleme raporlarına dayanılarak salınan vergi ve kesilen cezaların şirketten tahsilinin imkânsız hale geldiği sonucuna varılarak dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği, ancak, tescil ve ilan edilmemiş olmasına karşın 18.10.2000 tarih ve 5 sayılı ortaklar kurulu kararı, Adana 1. Noterliğinin 18.10.2000 tarih ve 26863 yevmiye numaralı hisse devir senedi ve söz konusu şirket hakkında düzenlenen 28.3.2002 tarihli vergi tekniği raporunda bulunan tespitlerden, davacının 18.10.2000 tarihinden itibaren şirketteki bütün hisselerini devrettiği dolayısıyla şirketle hiçbir ilişkisinin kalmadığı ve bu tarihten sonra şirketi idare ve temsile yetkili kılınmadığı anlaşıldığından kanuni temsilcilik sıfatının sona ermesinden sonra doğan vergilerin ödenmesi ve beyannamelerin verilmesi hususunda sorumluluğunun bulunmadığı dikkate alındığında, Ekim ila Aralık 2000 dönemlerine ait katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi, Ekim-Aralık 2000 dönemi için aranmayan geçici vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezası ve hesaplanan gecikme faizi, 2000 yılına ilişkin kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezai, gecikme faizi ve hesaplanan fon payından oluşan kamu alacağı nedeniyle sorumlu tutulması mümkün olmadığı gibi, Ekim- Aralık 2000 dönemi için aranmayan geçici vergi üzerinden hesaplanan gecikme faizi, 2000 yılı özel usulsüzlük cezası ve Ekim 2000 dönemi katma değer vergisi borcu için cebri takip prosedürü tamamlanmaksızın davacı hakkında takibe başlandığı anlaşıldığından söz konusu dönemlere ilişkin olarak düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uygunluk görülmediği, şirket hakkında takip yollarının usulüne uygun olarak tüketilmesi neticesinde Ocak ila Eylül 2000 dönemlerine ait katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi, Ocak-Haziran 2000 dönemi için aranmayan geçici vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezai ve hesaplanan gecikme faizi ile Temmuz- Eylül 2000 geçici vergi dönemi için hesaplanan gecikme faizinden oluşan kamu alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinde ise hukuka aykırılık bulunmadığı, öte yandan 48 takip numaralı ödeme emrinin mükerrer olarak düzenlenmesi nedeniyle idarece iptal edildiği gerekçesiyle, 11, 12, 13, 30, 31, 32, 39, 43, 47 ve 51 takip numaralı ödeme emirlerinin iptaline, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 41, 46, 49 ve 50 takip numaralı ödeme emirleri yönünden davanın reddine, 48 takip numaralı ödeme emrinin iptali istemi hakkında ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davalı idare, davacının müdürlük sıfatının sona erdiği hususunun tescil ve ilan edilmediğini, kanuni temsilcilik sıfatı devam eden davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığını ileri sürerek ödeme emirlerinin iptaline ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını istemiştir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakimi: Ümit Kocatepe

Düşüncesi: Kamu alacağının zaman aşımına uğradığı anlaşıldığından temyiz istemine konu edilen hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı düşünülmüştür.

Savcı: Birgül Kurt

Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49’uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacının kanuni temsilcisi olduğu limited şirketten tahsil edilemeyen 2000 yılına ilişkin kamu alacağı nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10’uncu maddesi uyarınca adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptaline ilişkin hüküm fıkrası temyiz edilmiştir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 102’nci maddesinin 1’inci fıkrasında, amme alacağının, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren beş yıl içinde tahsil edilmemesi halinde zaman aşımına uğrayacağı, 103’üncü maddesinde ise tahsil zaman aşımını kesen nedenler hükme bağlanmış olup, 1’inci fıkrasının l’inci bendinde de “ödeme” tahsil zaman aşımını kesen nedenler arasında sayılmıştır.

Mahkemelerince 21.01.2010 tarihinde verilen ara kararı üzerine davalı İdare tarafından dosyaya sunulan belgelerin incelenmesinden, iptal edilen ödeme emirleri içeriği kamu alacakları için daha önce şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin 07.07.2003 tarihinde ilanen tebliğ edildiği, 22.11.2008 tarihinde ise her kamu alacağı için ayrı ayrı olmak üzere 1 kuruş ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

22.11.2008 tarihinde yapılan 1 kuruş tutarındaki ödemenin davacı tarafından yapıldığının kabulü iktisadi icaplara uygun düşmediği gibi hayatın olağan akışına göre normal bir durum da sayılamayacağından söz konusu ödeme nedeniyle zaman aşımı süresinin kesildiğinden bahsedilmesine olanak olmayıp, ödeme emirlerinin ilanen tebliğinin ardından zaman aşımını kesen herhangi bir durumun ortaya çıkmadığı da dikkate alındığında, tahsil zaman aşımı süresinin dolduğu ve 31.12.2008 tarihine kadar tebliğ edilmesi gereken vergi ve cezalara ilişkin ödeme emirlerinin, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra, 14.12.2009 tarihinde davacıya tebliğ edildiği açıktır.

Bu durumda,16.04.1999 tarihinde tescil edilen ve 30.04.1999 tarihinde ticaret sicil gazetesinde yayımlanan şirket ana sözleşmesiyle ilk yirmi beş yıl için şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınan davacının kamu alacağının ilgili olduğu döneme ilişkin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi konusunda yetki ve sorumluluğu devam ettiğinden, vergi mahkemesinin, davacının kanuni temsilciliğinin sona erdiği yolundaki yargısında hukuka uygunluk bulunmamakla birlikte, takip edilen kamu alacağının zaman aşımına uğraması karşısında ödeme emirlerinin iptaline ilişkin hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddine, 25.09.2012 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Yargılama Hukukunda, yargı ( hüküm ), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin, yargılama sürecinin sonunda ulaştığı “sonuç” tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de Yargılama Hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe, hakimin, önüne gelen uyuşmazlıkla ilgili olarak saptadığı maddi olgular ile verdiği hüküm arasındaki hukuki değerlendirmedir. Başka bir deyişle gerekçe, maddi olgular ile hüküm fıkrası arasındaki köprüdür. Gerekçe, aynı zamanda kararın hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesine de olanak tanır. Yargı kararlarının mutlaka gerekçeli olması gerektiği yolundaki ilkenin amacı da budur. Bunun yanında; kararda, hâkimi uyuşmazlığın çözümünde tek başına yargıya götürmeye yeterli bir gerekçe gösterilmiş iken, farklı ikinci bir gerekçeye daha dayanılması, yargı yerinin ilk gerekçeye ve bunun sonucu olan yargıya güvensizliğini gösterdiği gibi, tarafların, aralarındaki uyuşmazlığın adilane bir çözüme kavuşturulduğu konusundaki inançlarını da zedeler.

Vergi mahkemesi kararının, ödeme emirlerinin iptaline ilişkin hüküm fıkrası, biri, cebri takip prosedürünün tamamlanmadığı; diğeri ise, kanuni temsilci sıfatının sona ermesi nedeniyle takip edilen kamu alacağından sorumlu tutulamayacağı şeklinde iki ayrı gerekçeye dayanmıştır. Söz konusu hüküm fıkrası bu haliyle, Yargılama Hukuku kurallarına aykırı ve yukarıda açıklanan sakıncaları doğurabilecek nitelikte olduğundan, isabetli görülmemiştir.

Bu bakımdan; temyiz isteminin bu yönden kabul edilerek mahkeme kararının sözü edilen hüküm fıkrasının bozulması gerektiği oyu ile Dairemiz kararına katılmıyorum.

SORU VE SORUNLARINIZ İÇİN BİZİ ARAYABİLİRSİNİZ!

0 (532) 266 90 86