Kredi Kartlarının ( Pos Cihazlarının ) Amacının Dışında Kullanılmasının Vergisel Boyutu;

Üst Yönetim Vergi cezalarından Kurtulmak ve İdari Çıkış Yolları

Finans sorunlarına, öz kaynak yetersizliği de eklenince firmalar ödeme güçlüklerine düşüp iflasa sürüklenebilmektedirler. Bu durum firmaları, krizle mücadelede çeşitli arayışlara itmektedir. Finans Kuruluşlarından kredi ( borç para ) alamayan, piyasadan tahsil etmesi gereken alacaklarını tahsil edemeyen ve borçlarını zamanında ödeyemeyen firmaların kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını karşılamak için, tanıdıklarının kredi kartları ile satış yapmış gibi işlem yaptıkları görülmektedir. Bu yöntem ile firmalar bir nevi faizsiz kredi kullanma olanağına kavuşmaktadırlar. Ancak bu uygulama sonucu vergisel açıdan çeşitli sorunlar doğmaktadır. Söz konusu durumun gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi açılarından ve ceza hukuku açısından değerlendirilmesini yapacağım.

Kredi Kartlarının  ( Pos Cihazlarının ) Kullanımı Genel Bilgi ve Borçlanma Yönünden Değerlendirilmesi;

Bankalar müşterisi olan firmalarla sözleşme yaparak pos makinalarını kullandırmaktadırlar. İki taraf arasında imzalanan sözleşmelerde pos makinası kullanılırken firmaların yükümlülükleri ve kullanım koşulları izah edilerek belirtilmektedir. Firmalar pos cihazını kullanırken, kullanılan kartın geçerlilik süresinin dolup dolmadığını, kart kullanan kişinin gerçek kart hamili olup olmadığını, kart sahibinin kimlik ve imza kontrolünü ve pos makinasının kullanımından doğan her türlü usulsüz işlemleri kontrol etmekle güvenliği sağlamakla yükümlüdürler. Aksi durumlarda bankalar sözleşmeyi fesh edip verdikleri pos cihazlarını geri alma hakkına sahiptirler. Finans sıkışıklığı olan insanlar kredi kartlarını zaman zaman faizsiz borç alma amacı için de kullanabilmektedirler. Pos cihazını kullandıran Finans Kuruluşları ( Bankalar ) Kredi kartı ile yapılan satışları Gelir İdaresi Başkanlığı’na aylık olarak ilgili yasalar gereği bildirmeleri sebebiyle Gelir İdaresi tarafından mükelleflerin bu cihazları kullanarak yaptıkları satış tutarları ile beyanları karşılaştırılmakta söz konusu bilgiler arasında uyumsuzluk tespit edilen mükellefler hakkında denetimler yapılmaktadır. Mükellefler pos makinalarının kullanımları ile ilgili olarak birçok sorun yaşayabilmekte ve fiş, fatura gibi belgeleri vermediğinden bahisle özel usulsüzlük, KDV, gelir ya da kurumlar vergisi açılarından vergi cezaları ile karşı karşıya kalabilmektedirler.

Kredi Kartları (Pos Cihazları) ile Borçlanmanın Gelir ve Kurumlar Vergisi Yönünden Değerlendirilmesi;

Gelir Vergisi Kanunu’nun birinci maddesi, “gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.” Vergiye konu olan kazanç ve iratlar, yedi başlık halinde GVK’nin 2. maddesinde sayılmıştır. Bunlar ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlarını kapsamaktadırlar.  Kurumlar Vergisi Kanunu’nun birinci maddesinin iki numaralı fıkrasında kurum kazancının gelir vergisinin konusuna giren ve yasada sayılan gelir unsurlarından oluştuğu belirtilmiştir. Kurumlar vergisi gelir unsurlarından oluşan kazançları niteliğine bakılmaksızın ve topluca “kurum kazancı” olarak adlandırılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu ettiğimiz olayın bir kurumlar vergisi mükellefi tarafından gerçekleştirilmesinde de işlemin bir gelir unsuru değil bir borç alma şekli olduğu sonucuna ulaşmaktayız.  Kaldı ki, çeşitli yargı kararlarında da bu yönde kararlar verilmiştir.

Örnek verecek olursak; Danıştay 4. Dairesi’nin, kararında “Davacı kurumun pos cihazı kullanarak, kredi kartı ile yaptığı satışları hasılat olarak defterlerine kaydetmediği iddiasıyla cezalı kurumlar vergisi tarhiyatı yapılmıştır. Davacı, söz konusu kredi kartı kullanımlarının büyük bölümünün satışlara ilişkin olmadığını, nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla annesi, babası, kendisi ve kardeşinin kredi kartlarını kullandığını ileri sürerek dava açmıştır. Vergi mahkemesince, inceleme aşamasında öne sürülmeyen bu hususun, dava aşamasında tarhiyata dayanak teşkil eden inceleme yönteminden hareketle doğruluğunun tespit olanağı bulunmadığı gerekçesiyle bu iddia kabul edilmeyerek cezalı vergi aslına yönelik dava reddedilmiştir. Ancak, davacı kurumun kredi kartı ile yaptığı satışların büyük bir bölümünün şirket ortağının annesi, babası, kardeşi gibi çok yakın akrabalarına yapılmış olması, Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, ekonomik ve ticari icaplara uygun görülmemektedir. Söz konusu kişilere ilişkin kredi kartı kullanımlarının satış olarak kabul edilmesi mutat olmadığından, davacı kurumun defter ve belgeleri ile dosyadaki belgeler incelenerek bu kişilerin kullandığı kredi kartı işlemlerine ait miktarların matrah farkından tenzil edilmesi gerekmektedir. Yine matrah farkı bulunması halinde ise, hasılatın tamamı kazanç olarak nitelendirilemeyeceğinden inceleme elemanınca hiç dikkate alınmayan ve davacı tarafından % 30 olduğu ileri sürülen mal maliyeti dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, davacının ekonomik ve ticari icaplara uygun görülen bu iddiaları dikkate alınmadan cezalı vergi aslına yönelik davayı reddeden mahkeme kararında isabet görülmemiştir.” Danıştay 4. Dairesinin E.2005/433, K.2005/1724 sayılı Kararı. Sonucuna ulaşılmıştır. Yargı kararında görüldüğü gibi mahkeme vergi hukukunda olayın gerçek mahiyeti esastır ilkesine göre karar vermiş, kişilerin gerçek iradelerini göz önüne almıştır.

Literatürde de belirtildiği gibi hukuk uygulayıcıları gerçekleşen olay yerine gerçekleşmeyen bir olayı varsayamaz, ikame edemez. Sonuç olarak söz konusu olayda davacı kurumun gerçekte bir satış yapmadığı bu nedenle de vergi doğmadığını kabul edilmiştir. Ancak mahkemeler her zaman bu yönde karar vermemektedir. Söz konusu iddiaları ileri süren ancak kanıtlayamayan ya da kanıtları yetersiz görülen mükelleflerin kayıt dışı satış yaptıkları da kabul edilebilmektedir. Örneğin Vergi Dava Dairelerinin, Kararı’nda “Düzenlediği toplam fatura tutarı pos cihazı ile yapılan satış tutarı ve beyanları arasında uyumsuzluk olduğu açıkça tespit edilen yükümlü adına yapılan tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir” ( VDD’nin, 06.07.2006 tarih ve E.2006/59, K.2006/212 Kararı). Denilmiştir. Söz konusu olayda mükellefin iddialarını kanıtlayamadığı öne sürülmüştür. 

Kredi Kartı ( Pos Cihazı ) İle Borçlanmanın Katma Değer Vergisi Yönünden Değerlendirilmesi;

K.D.V genel tüketim vergilerinin en yaygın ve gelişmiş şekli olup, Avrupa Birliği ve çok sayıda ülkede uygulanmaktadır. Bu vergi yayılı ve geniş muamele vergisi özelliğini taşımakta, ekonomideki üretimden satış dâhil her aşamalarında alınmaktadır. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun konusunu teşkil eden işlemler KDV Kanunu’nun 1. maddesine göre; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler; her türlü mal ve hizmet ithalatı ve posta, telefon, telgraf, teleks ve bunlara benzer hizmetler ile radyo ve televizyon hizmetleri gibi özellikli olarak sayılan bazı diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetlerden oluşmaktadır. Kanun’un ikinci maddesinde teslimin, üçüncü maddesinde hizmetin tanımı yapılmıştır. Teslim bir mal üzerindeki tasarruf hakkını malik veya onun adına hareket edenlere devredilmesidir. Bir malın alıcı veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdii teslim hükmündedir. Malın alıcıya veya onun adına hareket edenlere gönderilmesi halinde malın nakliyesine başlatılması veya nakliyeci veya sürücüye tevdi edilmesi de her halükarda mal teslimidir. Hizmet ise bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebilir. Bir kişinin POS cihazından borç almak niyetiyle çektiği bir paranın KDV kanununda ifade edilen teslim ya da hizmet tanımının içerisine girmemektedir. Ortada bir mal ya da bir şeyi yapmak ya da işlemek, meydana getirmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmayı taahhüt etmek gibi bir durum yoktur. Konu ithalat bendine ya da özellikli olarak bazı durumların sayıldığı diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetlere de girmemektedir.

Kredi Kartı ( Pos Cihazı ) İle Borçlanmanın Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi Olarak Değerlendirilmesi;

B.S.M.V. 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu içinde yer alan hizmet vergilerinden biridir.  25.10.1984 tarihinde kabul edilen Katma Değer Vergisi Kanunu ile Gider Vergileri Kanunu’nun istihsal vergisi, nakliyat vergisi, PTT hizmetleri vergisi, ilan ve reklam hizmetleri vergisiyle ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılırken, BSMV ile ilgili hükümler uygulamada bırakılmıştır. Bu bakımdan Gider Vergileri Kanunu’nun BSMV ile ilgili hükümleri halen uygulanmakta ve banka ve sigorta işlemlerinden katma değer vergisi yerine bu vergi alınmaktadır. Böylece BSMV ile katma değer vergisi dışında bırakılan finansman işlemlerinin vergilendirilmesi amaçlanmıştır. Kredi Kartı ( Pos Cihazı ) ile borç almanın bir finansman işlemi olduğu düşünüldüğünde bazı koşullar altında B.S.M. vergisinin konusu içine girmesi mümkündür.  Devamlı ve mutat meslek halinde faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişilere ikrazatçı denilmektedir. 2279 sayılı kanuna göre ikraz işleriyle uğraşanlar banker sayılmaktadırlar. Bankerlerin yapmış oldukları banka ve muamele hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesabına aldıkları paralar (kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymet alıp, satmayı, alım satıma tavassut etmeyi veya alıp sattıkları menkul kıymet karşılığı borçları ödemeyi taahhüt etmeyi meslek haline getirenlerin bu faaliyetleri dolayısıyla lehlerine kalan paralar ile mevduat faizi vermek veya sair adlarla faiz ve benzeri menfaatler sağlamak üzere devamlı olarak para toplama işiyle uğraşanların topladıkları paralara sağladıkları gelir ve menfaatler üzerinden komisyon, ücret, hizmet karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar dâhil) da banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir. Kişilerin kredi kartlarından satış yapmadığı halde para çekenler eğer bu işi sürekli olarak yapıyorlarsa ve karşılığında kartını kullandığı kişiye bir menfaat sağlıyorsa, banker olarak nitelendirilebilirler. Bu durumda BSMV mükellefiyeti getirebilir.

Kredi Kartı ( Pos Cihazı ) İle Borçlanmanın Kredi Kartını Kullandıran Kişi Açısından Değerlendirilmesi;

Kredi Kartını kullandıran kişinin tefecilik suçlamasının mümkün olduğu düşünülebilir. İvaz (faiz) karşılığı ödünç para verilmesi işleminin hukuka uygun yapılmaması Türk Ceza Kanunu’na göre tefecilik suçudur. İkrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan faiz veya her ne suretle olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işten meslek ittihaz edilmesi ve ikrazatçılık izni iptal edildiği halde ödünç para verme işlerine devam edilmesi tefecilik sayılmaktadır. Sürekli olarak borç vermeyi adet haline getiren kişiler tefeci kapsamında değerlendirilebilirler. Nitekim bazı olaylarda Yargıtay kişilerin tefecilik suçu işlediğine karar vermiştir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin Kararı’nda “Aralarında yakın akrabalık ve iş ilişkisi bulunmayanların birbirlerine karşılıksız borç para vermesi düşünülemeyeceğinden sanığın birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir biçimde çıkar karşılığı ödünç para verme eylemini gerçekleştirdiği gözetilerek atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekir” ( Yargıtay 7. Ceza Dairesinin E.2004/17311, K.2007/3525 sayılı Kararı ).

Dolayısıyla sürekli olarak borç verme maksadıyla kredi kartını kullandıran kişilerde tefeci olarak cezai sorumluluk altına girebilmektedirler. Tefecilik kanun koyucu tarafından kamu davasına konu olan bir suç olarak öngörülmekte ve bu tür eylemler TCK Md. 241 kapsamında cezai yaptırıma tabi tutulmaktadır.

Sonuç Değerlendirmeleri;

Ekonomik sıkıntı içinde olan işletmelerin, düşük komisyon ile kısa vadeli borç sağlamak amacıyla, tanıdıklarına ait kredi kartlarını satış yapıyormuş gibi pos makinasından geçirerek, kısa süreli finansman sağlama gibi tehlikeli ve seçimli bir yola gittikleri görülmektedir. Bu durum vergi yükümlülerinin iş yerlerinde ticari emtia satış hasılatlarının olduğundan daha yüksek çıkması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Maliye Bakanlığı denetim elemanlarının vergi incelemesi yaparken kullandıkları bir yöntem, kredi kartı hesap özetleri ile satış faturalarını karşılaştırmaktır. Vergi inceleme elemanları çoğu zaman, aradaki farkı, faturası kesilmemiş satış olarak değerlendirip, mükellefe cezalı tarhiyat yapmaktadır. Olayın esasında bir satış olmadığı için, mükellefler açtıkları davaları gerçekte bir satış yapmadıklarını ispat edebilirlerse kazanmaktadırlar. Ancak gerçekte bir satış yapmadıklarını iddia eden kanıtlayamayan ya da kanıtları yetersiz görülen mükelleflerin kayıt dışı satış yaptıkları da kabul edilebilmektedir. Kayıt dışı satışın varlığının kabulü gelir vergisi, geçici vergi, katma değer vergisi, kurumlar vergisi açılarından vergi ziyaı cezalarını ve özel usulsüzlük cezalarını beraberinde getirmektedir. Mükellefin kayıt dışı satış yapmadığını ispat etmesi durumunda olayın niteliğine ve sürekliliğine göre borç alan mükellef açısından BSMV borç veren kişiler açısından ise tefecilik suçu ortaya çıkması mümkündür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir