Vergi Suçları İncelemesinin Yapılması, Rapor ve Mütalaanın Yazılması Hakkındadır.

Üst Yönetim V.U.K. Md. 359 Vergi cezalarından Kurtulmak ve İdari Çıkış Yolları

Vergi suçları incelemesi, vergi kaçakçılığı veya sahte fatura düzenleme ve kullanma şeklindeki vergi suçlarının ispatı açısından önemli bir araç olarak kullanılmaktadır.

Vergi incelemesi, vergi dairesinde veya işyerinin müsait olması şartıyla işyerinde yapılabilir (VUK m.139).

Mükellef incelemenin işyerinde yapılmasını istiyorsa, talebini ilgili Grup Başkanlığı’na bildirmelidir.

İncelemeyi yapacak olan vergi müfettişi, defterlerin ibrazı için mükellefe yazı tebliğ eder.

Genellikle istenmesi halinde 15 günlük ibraz süresi mükellefe verilir.

Mükellef, inceleme memurlarının çalışması için uygun ortamı sağlamak ve inceleme kapsamındaki taleplerini yerine getirmek zorundadır (VUK m.256, m.257).

Vergi müfettişi, hakkında inceleme yapılan mükellefle işlem yapan tüm gerçek ve tüzel kişilerden bilgiler ve belgeler isteyebilir.

Gerektiğinde ilgili kişilerin ifadesine başvurabilir (VUK m.148, m.257).

Vergi müfettişi, vergi suçlarının ortaya çıkarılması amacıyla pos cihazı kullanılarak kredi kartıyla yapılan çekimleri kart sahibine ulaşarak araştırmak için bilgilerine başvurabilir.  

Vergi müfettişi, BA-BS / BS-BA formlarını karşılaştırır, alım-satım ilişkilerinin ilgili yasalara göre uygun olup olmadığını denetler.

Gerektiğinde, mükellefin belge basım işlemlerini yapan kurumlar dahi incelenebilir.

Şirket ortak veya müdürlerinin, diğer şirketlerdeki ortaklıkları ve müdürlükleri tek tek inceler gereğinde ifadelerine başvurabilir.

Vergi incelemesi yapılacak şirketin tasfiye edilmiş olması inceleme yapılmasına engel değildir.

Tasfiye edilerek kapatılmış şirketlerin yetkili temsilcisinin resmi mernis ikamet adresine defter, belge, bilgi isteme yazısı tebliğ edilir.

Bu yazı tebliğ edilemezse, inceleme, tarh dosyası, GİB İnternet ve diğer veriler kullanılarak yapılır.

Vergi suçları nedeniyle ceza davası açılabilmesi için vergi idaresi tarafından “vergi tekniği raporu” ve “vergi suçu raporu” olmak üzere iki tür rapor tanzim edilir:

1-Vergi Tekniği Raporu: Vergi tekniği raporu, mükellefin yaptığı iş ve işlemleri, girdiği ticari ilişkileri, incelenen defter ve belgelerden edinilen bilgileri teknik açıdan analiz ederek usulsüzlük olup olmadığını tespit eden bir rapordur.

2-Vergi Suçu Raporu: Vergi suçu raporu, vergi incelemesi sonucu düzenlenen vergi tekniği raporu değerlendirilerek hazırlanır. Vergi suçu raporu, mükellefin usulsüz işlemlerinin suç oluşturuyorsa suçun unsurlarının neler olduğu ve ne şekilde oluştuğu konusunda hukuki bir değerlendirme içeren bir rapordur. İşlenen suç, vergi suçu raporuyla açıklığa kavuşturulduğunda Cumhuriyet Savcılığa suç duyuru süreci başlatılır. Vergi idaresi tarafından usulüne uygun bir şekilde hazırlanmış “vergi tekniği raporu” ile “vergi suçu raporu” olmadan mükellef hakkında vergi suçu nedeniyle ceza davası açılamaz.

Vergi Suçu Raporlarının Hukuki Niteliği;

Vergi suçu raporu, vergi suçunu tespit eden, bu konuda incelemeye yetkili gerekli incelemeleri yapan memurun mütalaasını içeren bir belgedir.

Vergi suçu raporu bir delil olarak ceza muhakemesi şartıdır.

Soruşturmanın veya kovuşturmanın başlatılması için gerçekleşmesi gereken veya bulunmaması gereken olay ve olguları Ceza Muhakemesi Şartını ifade etmektedir.

Vergi suçu raporunun ceza yargılamasında son derece önemlidir.  

Soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılıklarının vergi suçu raporunun incelenmesi ve değerlendirmesinde bazı unsurlar üzerinde özenli ve dikkatli davranılması gerekmektedir.

Uygulamada karşılaştığımız şudur ki; Cumhuriyet savcılarınca herhangi bir bilirkişi incelemesi yapılmaksızın sadece vergi suçu raporuna dayanılarak iddianameler tanzim edildiği ve bu iddianameler doğrultusunda davalar açıldığıdır.  

Vergi Suçu Raporlarında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar;

Düzenlenen vergi suçu raporuyla birlikte rapor değerlendirme komisyonun mütalaasının da vergi dairesi başkanlıkları veya defterdarlıklar tarafından Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi gerekmektedir.

213 Sayılı VUK’nun 367.maddesi, 23.07.2010 tarih ve 6009 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13.maddesiyle değişikliğe uğramıştır.

213 sayılı Kanunun 367 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Yaptıkları inceleme sırasında 359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden maliye müfettişleri, hesap uzmanları ile bunların yardımcıları ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörleri tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi mecburidir.”

Konuyla ilgili olarak 31.12.2010 tarih ve 27802 sayılı Resmi Gazetede “Rapor Değerlendirme Komisyonlarının Teşekkülü ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” yayımlanmıştır.

04.01.1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 140.maddesine dayanılarak hazırlanan bu yönetmeliğin amacı, rapor değerlendirme komisyonlarının teşekkülü ile çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.

Adı geçen Yönetmeliğin 14.maddesine göre; Rapor değerlendirme komisyonlarınca verilecek mütalaalarda suçun unsurlarıyla, fiil ile fail arasındaki ilişki değerlendirilir.

Komisyonlar gerekli gördüğü durumlarda ya da talepleri üzerine mükellefi veya vergi inceleme elemanını dinleyebilir.

213 Sayılı VUK’nun 367.maddesinde değişiklik yapan 6009 sayılı yasanın da kabul tarihi 23.07.2010, Resmi Gazetede yayımlandığı tarih de 01.08.2010 tarihidir.

Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılacak olan bildirimlere rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasının da eklenmesi gerekmektedir.

Bu mütalaanın bulunmaması Kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi dava şartının gerçekleşmemesi nedeniyle davanın açılmaması sonucunu doğuracaktır.

Dava şartlarının gerçekleşmemesi durumunda, savcılık dava açmayacak takipsizlik (kovuşturmama) kararı verecektir (m. 172 CMK).

Her nasılsa, şartların gerçekleşmediği gözden kaçırılarak dava açılmışsa, iki ihtimal söz konusu olur; şartın gerçekleşmesi mümkündür veya mümkün değildir.

Şartın gerçekleşmesi mümkün değilse, yine iki ihtimal vardır: uyuşmazlık daha önce yargılanmıştır veya yargılanmış değildir.

Uyuşmazlık daha önce yargılanmış değilse, düşme kararı verilir (m. 223/8 CMK).

Uyuşmazlık daha önce yargılanmışsa yani yargı varsa, davanın reddi kararı verilir (m. 223/7 CMK).

Şartın gerçekleşmesi mümkün ise ve yargılama başlamışsa durma kararı (m. 223/8 CMK) verilir.

Rapor değerlendirme komisyonu süreçte aslında bir süzgeç rolü üstlenmektedir.

Komisyonca yapılacak bir çalışma neticesinde belki vergi suçu raporunu tanzim eden kişi tarafından yapılan değerlendirme hataları ortadan kaldırılacak ve iş yargıya intikal etmeyerek mahkemeler gereksiz iş yükünden kurtulmuş olacaklardır.

Yargıtay 9 Ceza Dairesi de 06.11.1990, E. 1990/2860, K. 1990/3641 kararında vergi suçu raporu ve gerekiyorsa mütalaa olmadan karar verilmesini bozma nedeni olarak görmüştür.

Vergi suçu raporunda “kastın bulunup bulunmadığı” hususu ile ilgili olarak gerekli ve yeterli düzeyde değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Türk Ceza Kanununda (TCK 21/1) suçun oluşması kastın varlığına bağlanmıştır.

Şayet suçun işlenmesinde kasıt yok ise suçun diğer unsurları tamamlanmış olsa bile ceza uygulanamayacaktır.

Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır.

Kastın olmaması suçun oluşmasına engeldir.

Suçun oluşması için failin bu suçu bilerek ve isteyerek işlemesi gerekmektedir.

Çünkü TCK’nın mad. 21/1’de kasıt suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir.

Vergi suçları açısından suçun manevi unsurunun değerlendirilmesinde taksirden bahsedilemeyeceği için vergi suçlarına karşı bir cezalandırmada kastın varlığı önem arz eder.

18.06.2002 tarih ve 24789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 306 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde de; kaçakçılık suçunun oluşmasının sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin bilerek kullanılıp, kullanılmadığının; diğer bir anlatımla, bu kullanımda kastın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine ve belirlenmesine bağlı bulunduğunun, bu nedenle yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasının gerektiği ifade edilmiştir.

Vergi suçu raporunda suçu işlediği düşünülen kişilerin isimleri ve suç teşkil eden fiil ile ilgilerinin açıkça ortaya konması gerekir.

Uygulamada bazı vergi suçu raporlarında; suça konu eylemle ilgili olduğu düşünülen kişilerin isimleri zikredilmekte, bununla ilgili genel bir niteleme yapılmakta ancak bu şahısların suçla ilgileri ortaya konulmamaktadır.

Ceza Kanununda iştirak hallerinden “yardım eden” in cezai sorumluluğu azmettiren yahut müşterek faile nazaran daha azdır.

Suçun varlığının ispatında ve cezalandırılmasında en önemli husus suçun unsurlarının tam olarak oluşmasıdır.

Cezayı gerektiren fiilin tüm unsurları tam olarak oluşmadan kişinin cezalandırılamayacağı ceza hukukunun temel düsturu olup, varsayımlara dayalı ve kıyas yoluyla ceza verilemeyeceği ceza hukukunun temel ilkelerindendir.

Vergi Suçu raporlarının tanzimi ve kovuşturulması esnasında Ceza Yargılamasının temel ilkelerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Bu açıdan bakıldığında özellikle soruşturma evresi, kovuşturma evresinde izlenecek seyir ve hatta uyuşmazlığın nihayete erdirilmesi noktasında son derece önem arz eden evredir.

Bu evre daha geniş tutularak ve fakat deliller sağlam ve hukuka uygun şekilde elde edilerek, olay bütün yönleriyle araştırılarak geçirilirse kovuşturma evresi o kadar çabuk ve o kadar isabetli kararlar ile sonuçlanacaktır.

Vergi suçu raporlarının da savcılık ve mahkemelerce yukarıda yer verildiği şekilde dikkatle incelenmesi ve bu inceleme sonucunda elde edilecek sonuçlara göre değerlendirilmeye tabi tutulması isabetli olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir