Vadesinde ödenmeyen kamu alacağı için 6183 sayılı kanunun 55. maddesine göre ödeme emri çıkartılır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ödeme emri düzenleme yetkisi alacaklı kamu idaresine tanınmıştır.

Ödeme emrinin içeriği 55. maddede detaylı olarak belirlenmiştir.
Ödeme emri vergi dairesi tarafından vadesinde ödenmemiş kamu alacakları için borçlulara yapılan tebligattır. Ödeme emri ile borçlunun borcunu 15 gün içerisinde ödemesi veya mal bildiriminde bulunması istenir. Ödeme emrinin düzenlemesi ile vergi dairesi cebri tahsilat işlemlerine de başlamış olur. Kesinleşmiş amme alacağının tahsil ve takibi için düzenlenen ödeme emri, daha önce tesis edilmiş bir idari işlemin gereğinin yerine getirilmesi, başka bir ifadeyle kesinleşmiş bir kamu alacağının tahsili amacıyla tesis edilmiş idari işlemin icrasına yönelik yeni bir işlemdir. .

Amme alacağının takip ve tahsil sürecinin başlatılabilmesinin ön koşulu ödeme emrinin tebliğ edilmesidir.

Bu bağlamda amme idaresince kendi kanunlarında belirtilen vade bitiminden sonra amme borçlarını ödemeyen borçlulardan vadesinde ödemedikleri vergi borçlarını ödemeleri ödeme emri gönderilmek suretiyle talep edilir. Bu yönüyle ödeme emri tebliğ edilmeden cebri icra süreci başlatılamaz. Bu yönüyle ödeme emri, mükellefe borcunun durumunu bildiren ve ödenmesi için talimat içeren bir belgedir. Bu belge icrai takibatın başlatılması için borçluya mutlak surette tebliği gerekir. Ödeme emri tebliği Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca yapılır.


Kişi ödeme emri ile gelen borcun kendisine ait olmadığını, borcun sona erdiğini, borcun zaman aşımına uğradığını, borcun vadesinin henüz gelmediğini, borcun şarta bağlı bir borç olduğunu veya borcunun ödeme emrinde yazan borçtan farklı bir borç olduğunu düşünüyorsa ödeme emrine itiraz eder.

Ödeme emrine itiraz süresi ödeme emrinin borçluya ulaşmasından itibaren 15 gündür. Yazılı şekle tabi olan ödeme emrinde borcun 15 gün içinde ödenmesi veya mal bildiriminde bulunulması aksi takdirde mal beyanı için zorlama hapsi uygulanacağı da borçluya bildirilir.
Ödeme emrinin belli şekillere uygun olması zorunluluğu vardır. Amme alacağının takip ve tahsilinde, ödeme emri cebri icranın temelini oluşturur. Amme idaresi ödeme emri tebliğ ettirmeden, kamu alacağının tahsil işlemini yapamaz. Ödeme emrine itiraza ilişkin düzenlemeler 6183 sayılı kanunun 58. maddesinde yapılmıştır. Madde metni aynen aşağıdaki gibidir.

Ödeme emrine itiraz:

Madde 58 – Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zaman aşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur.
Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır, aksi halde itiraz edilmemiş sayılır.
(Mülga üçüncü fıkra: 28.1.2010-5951/1 Md.)
İtiraz komisyonu bu itirazları en geç 7 gün içinde karara bağlamak mecburiyetindedir.
İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı % 10 zamla tahsil edilir.
İtiraz komisyonlarının bu konudaki kararları kesindir.
Madde hükmünden açıkça görüleceği üzere; ödeme emrine itiraz 6183 sayılı kanun ile sınırlandırılmıştır.
Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 58.maddesine göre, kendisine ödeme emri tebliğ edilen mükellef, üç sebepten dolayı dava açma hakkı vardır.
Bunlar;
1. Böyle bir borcun olmadığı,

2. Borcun kısmen ödenmiş olduğu ve


3. Kamu alacağının zaman aşımına uğramış olduğu iddialarıdır.

Görüldüğü üzere, davacının iddiaları sadece bu üç nedenle sınırlandırılmıştır. Bunun nedeni ise, önceki aşamaları geçip bu aşamaya gelen borca karşı öne sürülecek iddiaların tahsil aşamasına özgü olması gerektiğinden tahsil aşamasında ortaya çıkmış ve şekillenmiş bir borç olması sebebiyle dava nedenleri de tahsile ilişkin olarak kısıtlandırılmıştır. Dolayısıyla, esasa ilişkin olarak ödeme emrine karşı açılan dava yalnızca yukarıda belirttiğimiz nedenlere dayanmalıdır. Ödeme emrinin düzenlenmesi ve tebliğ ile ilgili usul ve şekil hataları nedeniyle de dava açılabilir.

Mükellefler uygulamada ödeme emrinin dayanağı olan vergi aslı veya cezalara kanuni itiraz ve dava sürelerinde itiraz etmediği için asıl alacak kesinleşmiş olduğundan dolayı alacağını doğruluğu ya da yasallığı gibi konulara itiraz etme hakkı bulunmamaktadır.

Ödeme emir aşamasında artık ortaya çıkmış, şekillenmiş ve kesinleşmiş bir borcun alınması söz konusu olduğundan dava nedenleri de, sırf tahsile ilişkin olmak üzere kısıtlanmıştır. Önceki aşamaları geçip bu aşamaya gelen borca karşılık sürülecek iddiaların tahsil aşamasına özgü olması gerekmektedir. Ancak ödeme emrinin düzenlenmesi ve tebliğ ile ilgili usul ve şekil hataları nedeniyle de dava açılabilir.
Ödeme emrine itirazı, öncelikle 6183 sayılı Kanunda belirtilen itiraz nedenleri daha sonra da idari işlem unsurları açısından incelemek sistematik açıdan daha yararlı olacaktır.

1- Böyle Bir Borcun Olmadığı İddiası:

Ödeme emrine karşı açılacak davada ileri sürülebilecek en önemli nedenlerden bir tanesi böyle bir borcun olmadığı iddiasıdır. Kamu borçlusu, borcun hukuken doğmamış olması, borcun maddi olarak mevcut olmaması, borcun mahsup edilmediği, vadenin gelmemiş olması, borcun idarece tecil veya terkin edildiği, borçlu da hata yapıldığı veya tahakkuk ile ilgili tebligatın geçersiz olduğu gibi sebeplerden dolayı böyle bir borcu olmadığı iddiasında bulunabilir.
Ödeme emri ile istenilen kamu alacağı asıl borçlusuna usulüne uygun olarak tebliğ edilmek suretiyle tahsil edilebilir hale gelmiş bulunmasına karşın, borç doğuran maddi olay mevcut olmayabilir. Vergiyi doğuran olay ortaya çıkmamış olabilir. Hukuken mevcut olmayan bir alacağın vadesinde ödenmediğinden söz edilemez.
Örneğin; gelir getirici faaliyetleri bulunmayan ya da gelir vergisinden muaf olan kişiye, beyanname vermediğinden dolayı re’sen gelir vergisi tarh edilerek usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş ve tarh işlemi idari davaya konu edilmediğinden ya da edilemediğinden vergileme işlemi kesinlik kazanmış olabilir.
Ya da kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin gelir getirici faaliyeti bulunmakla birlikte idare tarafından hesaplanan vergide bir hata yapılmış; re’sen takdir nedeni bulunmadığı halde matrah bu yolla takdir edilmiş veya hesaplamada hata yapılmış olabilir. Kısacası kamu alacağını doğuran idari işlem(tarh, tahakkuk v.s)yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurlarından bir veya birkaçı ile hukuka aykırı hale gelmiş olabilir.

2- Borcun Kısmen veya Tamamen Ödenmiş Olduğu İddiası:

Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 58.maddesine göre, kesinleşmiş bir kamu alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan dava, kamu borçlusu, borcun bir kısmının daha önce ödendiği iddiasında da bulunabilir. Kamu borçlusu, borcun bir kısmını ödemiş olmasına rağmen, tahsil dairesi kamu alacağının tamamı için ödeme emri göndermiş olabilir.
Kamu borçlusu borcun varlığını kabul etmekte fakat bir kısmını ödediğini ileri sürmektedir. Bu durumda ödenen tutar ile ne şekilde ödendiğinin borçlu tarafından belirtilmesi ve ödemeye ilişkin kanıtların vergi mahkemesine sunulması gerekir.
Ödeme emrinin düzenlenerek tebliğ edildiği tarihte mevcut olan borcun bu tarihten sonra ödenmesi, ödeme emrini hukuka aykırı hale getirmez, bu durum borçlunun borcunu ödemesi anlamını taşır. Borcun bu şekilde ödenmiş olması, ödeme emrinin yasal süresi içinde idari davaya konu edilerek hukuk açısından tartışılmasına engel teşkil etmez, dava devam ederken dahi ödeme emrinin konusu olan borç ödenebilir. Davacı tarafından yargı yerine verilecek dilekçe ile davadan açıkça vazgeçilmediği müddetçe, borcun ödenmiş olması yargının devam etmesi açısından hukuki sorun çıkarmaz.

3- Kamu Alacağının Zaman aşımına Uğradığı İddiası:

6183 sayılı kanunun 102.maddesinde, zaman aşımı süresi, para cezaları ile ilgili özel kanunlarla öngörülenler saklı tutularak, beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu süre kamu alacağının vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılı başından başlar, beşinci yılın sonunda sona erer.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58.maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, açacağı idari davada, alacağın zaman aşımına uğradığı iddiasında bulunabileceği öngörmüştür. Burada söz konusu olan kamu alacağının tahsil edilebilir hale gelmesinden sonraki aşamayı ilgilendiren tahsil zaman aşımıdır.
Tahsil zaman aşımına uğrayan kamu alacağı, tahsil edilebilirliğini kaybedeceğinden bu sürenin geçtiği iddiasıyla vergi mahkemesine dava açılması durumunda düzenlenmiş olan ödeme emri iptal edilir. Açılan davada borcun zaman aşımına uğradığı ileri sürülemese bile bu husus mahkemece kendiliğimden dikkate alınır. Tarh ve tebliğ zaman aşımına uğrayan kamu alacağı ise hukuken hiç doğmamış sayıldığından bunun ödeme emri ile istenilmesine olanak yoktur, Tahsil zaman aşımına uğrayan kamu alacağı tahsil edilebilirliğini yitirir. Ancak borcun rızaen ödenmesi halinde ödeme geçerlidir. Bu tür borç için ödeme emri düzenlenemez.

4- Ödeme Emrine İtirazlarda Usul;

6183 Sayılı kanunun yukarıda verilen 58. madde hükmü gereği İTİRAZ KOMİSYONLARINA itiraz yapılması gerekmektedir.
Bununla birlikte İtiraz Komisyonları artık yürürlükte değildir.
6.1.1982 tarihinde kabul edilen 2576 sayılı Kanun’la bu tabirlerin anlamları değişti. İtiraz Komisyonu ibaresi Vergi Mahkemesi olarak değişti.
Sonuç olarak ÖDEME EMİNE İtiraz için Vergi Mahkemesinde dava açılması gerekmektedir.

Bununla birlikte madde hükmündeki itirazın 7 gün içerisinde sonuçlandırılacağı hükmünün uygulaması mümkün değildir.
Çünkü dava açma süreçleri ve sürelerini düzenleyen İdari yargılama Usulü kanunu devreye girecektir. Bu durumda dava açılınca vergi mahkemesinden savunma istenilecek ve 30 gün süre verilecektir. Sonuç olarak 7 gün içinde cevap verilmesi hukuken ve fiilen mümkün değildir. Maddenin yeniden yazılması gerekmektedir. Bununla birlikte haklı bir nedenin varlığı halinde uygulamada aynı anda vergi dairesine de itiraz edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.