M.İ.Y.B.’nin 5237 Sayılı T.C.K. Ve 213 Sayılı V.U.K. Yönüyle Değerlendirilmesi;

V.U.K. Md. 359 Vergi cezalarından Kurtulmak ve İdari Çıkış Yolları

Sahte ve Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belgenin Türk Ceza Kanunu Ve Vergi Usul Kanunu Yönüyle Değerlendirilmesi;

T.C ve V.U.K Yönünden sahte belgenin Kavram Olarak tanımı,

Vergi Usul Kanunu’nda, sahte belgenin tanımına yer verilmemiştir. Türk Ceza Kanunu’nda sahtekârlık suçlarının konusunu oluşturan belgelerde sahtecilik ”Resmi evrakta sahtecilik” ve “Özel evrakta sahtecilik” yapılarak işlenmektedir. Özel evrakta sahtecilikte, belgenin düzenlenmesi yanında önemli olan, belgenin kullanılması olmakta ve suçun unsuru sayılmaktadır.

Anılan kanunda sahte veya yanıltıcı belge olarak düzenlenmesi de kaçakçılık suçunu meydana getirmektedir.

Evrakta sahtekârlık Türk Ceza Kanunu’nun 339-349. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu aşamada, Vergi Usul Kanunu’nda yazılı belgelerin özel evrak mı, yoksa resmi evrak mı sayılacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 349. maddesinde, resmi evrak olarak “emtiayı temsil eden evrak ve ciro yolu ile nakledilen evrak” kabul edilmiştir. Oysa Vergi Usul Kanunu’nda hizmet ifası için düzenlenen bir fatura Türk Ceza Kanunu’ndaki resmi evrak olarak sayılmamıştır.

Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinin 2. bendinde yer alan durumu, özel evrak olarak ele almak ve buna göre değerlendirmek daha uygun olacaktır.

Türk Ceza Kanunu’na göre, belgelerde sahtecilik olayında vergi ziyaı olması dahi, genel zarar mutlaka vardır. Oysa Vergi Usul Kanunu’nda vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde kaçakçılık cezası uygulanmaktadır. Sahtekârlığın sonucu ne olursa olsun, bu belgeler güvenilmeyi gerektiren belgeler olduğundan, sonuçta güven sarsılması olacaktır. Bu durumda Türk Ceza Kanunu’nun 344-347. maddeleri ve dolandırıcılıkla ilgili olan 503. maddesi uygulanacağından, iki kanun arasındaki uyum sağlanmasında yarar vardır. Sahte olarak düzenlenen belgenin resmi nitelikte veya özel nitelikte olması, vergi kaçakçılığı suçu açısından fark etmemektedir. Ancak, hakim resmi nitelikte olan vesikalarda yapılan sahteciliği, Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde yer alan hapis cezasının alt ve üst sınırının tayin edilmesi açısından dikkate alınabilmektedir.

Örnek: Yapılan bir vergi incelemesinde mükellef (B)’nin sahte evrak düzenlendiği ve bu vesikayı bilerek kullandığı saptanmıştır.

Bu durumda söz konusu fiil, Vergi Usul Kanunu’nun 344/2. maddesi hükmü gereğince kaçakçılık suçu sayılır. Ayrıca bu fiille Türk Ceza Kanunu bakımından da ayrı ceza kesilir ve suçlar birleştirilemez.

Sahte belge kavramına girmeden önce vesikanın ne olduğuna kısaca değinmekte fayda vardır. Bazı yabancı ülkeler hukukunda, belge (vesika) tanımı yapılmıştır. Fakat ülkemizde belgenin tanımı ne Türk Ceza Kanunu’nda ne de Vergi Usul Kanunu’mda yapılmamıştır.

Her yazı belge değildir. Bir yazının belge sayılabilmesi için, belli niteliklerinin olması gereklidir. Türk Ceza Kanunu’nda sahtekârlığın konusunu oluşturan varaka “taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da bir kimliği olan ve hukuki hüküm ifade eden bir olayı ispata yarayan yazıdır.

Yargıtay ise, belgeyi şöyle tanımlamıştır “Vesika, hukuki hüküm ifade eden ve bir hakkın doğmasına ve bir vakayı ispata elverişli yazıdır.”

Vergi Usul Kanunu’ndaki belgeler (Fatura, serbest meslek makbuzu, gider pusulası, taşıma irsaliyesi vb) Türk Ceza Kanunu’ndaki varaka (vesika) olarak kabul edilmektedir. Fakat Vergi Usul Kanunu’ndaki her vesikanın Türk Ceza Kanunu’ndaki varaka olmasına karşılık, Türk Ceza Kanunu’ndaki her varaka Vergi Usul Kanunu’ndaki vesika değildir. Yani Vergi Usul Kanunu’nda yer alan varaka kavramı Türk Ceza Kanunu’ndan daha dar kapsamlıdır. Vesika varakanın alt kümesidir.

Vergilerle ilgili olarak düzenlenen, matrahın tayin ve tespitine ilişkin bulunan belgelerin gerçeği yansıtması ve Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen türden belge niteliğini taşıması gereklidir.

Sahte belge ile kanun koyucunun ifade ettiği gerçekte olmayan, alınması ya da verilmesi gerekmeyen bir belgenin olayın faili tarafından yaratılmış olmasıdır. Burada taklit şeklinde bir sahtecilik söz konusudur. Örneğin, gerçekte yapılmayan bir satış için fatura düzenlenmesi, sahte belge düzenlenmesi olarak adlandırılabilir.

Herhangi bir kimsenin, hizmet ifasında bulunmadığı halde bulunmuş gibi sahte belgelerle gösterdiği halde, naylon fatura olayı ortaya çıkmaktadır.

Sahte belgede, gerçekte olmayan bir belge durumu söz konusudur. Yani gerek bir belgenin üzerinde silinti, ilave gibi sonradan değişiklik yapılması olayı değildir. Bu tür belgeleri kullananlar gerçek matrahı gizleyebilmekte ve ödenmesi gerekenin altında vergi ödemektedir. Sahte belge, gerçekte hiç yapılmayan bir satış için fatura düzenlenmesidir.

Bu konuda farklı görüşler vardır.

Bir görüşe göre; sahte belge veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge birbirinden farklı değildir.

Bir başka görüşe göre; bu iki belge birbirinden farklıdır.

İleride yapılacak açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu iki belge birbirinden farlıdır.

Çünkü sahte belgede olmayan bir satış için fatura düzenlenmesi olayı söz konusudur.

Yanıltıcı belgede ise, gerçekte olan fakat üzerinde yazılı bilgilerin yanlış olduğu alım satım belgesi vardır.

Sahte belgede yer alan hususlar tamamen gerçek dışıdır.

Örneğin faaliyet konusu otobüs işletmeciliği olan bir firmanın otobüs tamiri yaptırmadığı halde sağladığı tamirci faturası böyledir.

Üzerindeki imzalar ve miktarlar sahte olan her türlü belgeler ve makbuzlar, geçmiş yıllarla ilgili olduğu halde cari yıl işlemleri için kullanılmak istenen belgeler sahte vesikalara örnektir.

Görüldüğü üzere, burada önemli olan husus, belgenin gerçekmiş gibi ilk olarak düzenlenmesi ve bilgiler üzerinde tahrifat yapılmamasıdır.

Maddi Sahtekârlık ve Fikri Sahtekârlık;

Ceza Hukuku’nda hakiki bir varakanın taklit ve tağyirine (bozma-değiştirme) sahtekârlık denir.

Çünkü belgeyle ilgili ortada alım satım olayı ve hizmet ifası yoktur.

Sahte evrak maddi sahtekârlıkla ya da fikri sahtekârlıkla düzenlenebilir.

Maddi sahtekârlıkta evrakın maddi varlığında değişiklik yapılmıştır.

Bir görüşe göre özel bir evrakta sadece maddi sahtekârlık kabul edilmiştir.

Fikri sahtekârlık olayı yoktur.

Maddi sahtekârlık, vesikanın dış görünüşünde yapılan bir sahtekârlıktır. Belgenin dış görünüşü incelenerek bu belgenin sahte olduğu ortaya çıkarılabilir.

Bir başka görüşe göre ise, fikri sahtekârlığın sadece bir memur tarafından yapılabileceğidir.

Belge tanzimi sırasında gerçeğe uymayan muhtevanın konmasına fikri sahtekârlık denir.

Fikri sahtekârlıkta belgenin içeriği doğru değildir.

Bu tür bir belge gerçektir, fakat içeriği gerçek değildir.

Özel evrakta fikri sahtekârlığın olup olmaması durumu önemlidir.

Vergi Hukuku’nda sahte belge ve içeriği itibariyle yanıltıcı belge ayrımı, özel evrakta fikri sahtekârlığın olup olmayacağı hakkındaki tereddütten kaynaklanmaktadır.

Vergi Usul Kanunu’nun 344/2. maddesinde yer alan sahte belgelerin düzenlenmesiyle ilgili olarak, özel evrakta fikri sahtekârlığın kabul edilip edilmemesinin ayrı ayrı ele alınmasında yarar vardır.

Vergi Usul Kanunu, mükellef veya sorumluyu, vergi matrahının tespitine yarayan vesikaları düzenlemekle yükümlü tutmuştur.

Bu yükümlülük, doğru beyanda bulunmayı da kapsamaktadır.

Bu nedenle özel varaka niteliğindeki bir vesikada, fikri sahtekârlık mümkündür.

Buna örnek olarak, tacir olan bir mükellefin, muhteviyatı itibariyle gerçeğe uygun düzenlediği müstahsil makbuzunun kendisinde kalan nüshasında satıcı çiftçinin imzasını taklit etmesi gösterilebilir.

Bu durumda vergi zıyaı olmadığı için kaçakçılık cezası kesilemez.

Özel evrakta fikri sahtekârlık kabul edildiğinde sahte belge ve yanıltıcı belge ayrımına gerek kalmamaktadır. Sahte belge deyimi her ikisini de içine almaktadır. Vesikanın özel varaka niteliğinde olması ve özel evrakta fikri sahtekârlığın reddedilmesi durumunda; sahte vesika sadece gerçek olmayan vesikaları içine alır, gerçekte olan bir ticari ilişki için düzenlenmiş fakat muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge sahte belge sayılamaz.

İşte bu nedenle, Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinde ikinci bent olarak, sahte vesika düzenlenmesi yanında “yanıltıcı vesika” deyimine de yer verilmiştir. Böyle bir ayrım yapılmasaydı, özel evrakta fikri sahtekârlık reddedildiğinde vergi kaybına neden olan yanıltıcı belgeler düzenleyen ve kullananlar hakkında Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi uygulanamazdı. Kötü niyetli mükellefler lehine büyük bir kanun boşluğu yaratılmış olurdu.

Görüldüğü gibi, hukuk düzeninin kişiyi bir konuda özel varaka düzenlemekle ve doğru beyanda bulunmakla yükümlü tuttuğu hallerde, özel evrakta fikri sahtekârlık olabilir.

Yanıltıcı Belgenin Tanımı ve Yanıltıcı Belge Olarak Nitelendirilebilecek Belgeler;

Yapılan muameleyi aslından farklı bir şekilde aksettiren vesika yanıltıcı bir vesikadır.

Örneğin, gerçekte bir mal satışı olduğu halde mal miktarı veya fiyatının aslından farklı bir şekilde gösterilmesi hali, faturanın içeriği itibariyle yanıltıcı bir vesika niteliğini almasını sağlar.

Bir tanım verilecek olursa, “alınması ya da verilmesi gereken bir belgenin içerik ve biçiminin, gerçek hukuki durumu yansıtmayacak şekilde düzenlenmesidir”.

Bir başka tanıma göre ise “yanıltıcı belge, maddeten bozulmamış evrak, içeriğinde doğru olmayan isimler, yer, zaman, olay kaydedilerek gerçekleştirilen belgedir.

Görüldüğü gibi, yanıltıcı belgede alınması ya da verilmesi gereken bir belgenin içeriği gerçek hukuki durumu yansıtmamaktadır. Muameleyi aslında farklı bir şekilde aksettiren vesikaların yanıltıcı belge olduğu görüşü yaygındır.

Yukarıda da açıklandığı gibi, gerçek bir ilişkiyi yansıtan fakat üzerindeki bilgilerin doğru olmaması halinde yanıltıcı belgeden söz edilebilir. Örneğin alınan mal miktarı veya birim fiyatı olduğundan fazla veya az gösterilebilir.

Bu tür belgeler yanıltıcı nitelik taşır.

Yanıltıcı belgede, belenin ve düzenlenmesini gerektiren muamelenin gerçek olmasına karşılık işlemin gerçek hukuki niteliğinin gizlenerek yanılmaya sebep olacak şekilde ifadelendirilmesidir.

Örneğin;

  • Kişisel giderlerin, işletmeye ait giderlermiş gibi gösterilmesi (kişinin evine ait elektrik, telefon vb. faturaların işletmeye aitmiş gibi gider faturası olarak kullanılması.)
  • Faiz karşılığında borçlanılmış gibi belge düzenlenmesi, (Oysa burada elde edilen faiz geliri kar’a eklenmelidir. Eklenmediği için vergi matrahı azaltılmaktadır.)
  • Bir inşaat şirketinin gerçekte 600 ton demir kullandığı halde 900 ton demir faturası alıp, bunu inşaatın maliyetine yazması gerçek harcamanın üzerinde düzenlenen bir yanıltıcı belgedir.
  • Satılan bir mal için düzenlenen faturada satış bedelinin düşük gösterilmesi,
  • Satılan bir malla ilgili faturada satış miktarının düşük gösterilmesi,

Vergi Usul Kanunu’nda yer alan sahte belge ve içeriği itibariyle yanıltıcı belge ayrımının yapılması ve her ikisinin de kanunda belirtilmesi gereklidir.

Yoksa Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda tereddütler olması kaçınılmaz bir durumdur.

Sahte veya Yanıltıcı Belge Düzenlenmesi ve Kullanılması Olayında Suçun Faili;

Sahte belge veya yanıltıcı belgeyi düzenleyen ve kullananlardan her ikisi de mükellef veya vergi sorumlusudur.

Fatura alıp verme ya da düzenleme işini yapanlar, tüzel kişi-gerçek kişi, gerçek kişi-gerçek kişi, gerçek kişi- tüzel kişi ya da tüzel kişi- tüzel kişi şeklinde olabilir. Burada önemli olan, suçun varlığıdır.

Suçun tespiti halinde sonuç olarak aynı cezai müeyyideler şartı aranmaz. Fakat vergi cezaları açısından durum farklıdır.

Bir kimsenin cezaya muhatap olması için cezai ehliyete sahip olması gereklidir.

Ceza muhatabının belirlenmesinde özellik gösteren durumlar aşağıda olduğu gibidir.

Küçük veya Kısıtlıların Ceza Muhatabı Olmaları;

Küçük veya kısıtlılar, vergi kanunlarına aykırı hallerden dolayı vergi cezalarına muhatap olamazlar. Vergi cezası veli, vasi, kayyım adına kesilir. Bunların mal varlıklarından alınır. Daha sonra, vergi cezası için küçük veya kısıtlılara rücu etme hakkı yoktur.

Tüzel Kişilerin Sorumluluğu;

Tüzel kişilerin idare ve tasfiyesinde vergi kanunlarına aykırı hareketlerden dolayı doğan vergi cezaları tüzel kişilik adına kesilir ve onun varlığından alınır. (VUK. Mad. 333)

Ancak tüzel kişilerin kanuni temsilcileri vergiyle ilgili görevlerini yerine getirmezlerse ve vergi cezası kesilirse, tüzel kişilikten kısmen veya tamamen alınmayan vergi cezaları kanuni temsilciden alınan vergi alacağı da tüzel kişilikten alınamazsa kanuni temsilcinin mal varlığından alınır.

Fakat kanuni temsilcinin asıl mükellefe rücu hakkı vardır.

Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinin ikinci bendinde yazılı suçun işlenmesi halinde Madde 359’a yer alan ceza mahkemelerinde yargılanan suçların muhatabı kanuni temsilcidir.

Cezalar gerçek kişiler adına düzenlendiğinden ve cezanın suçu işleyen kimseye çektirilmesi cezaların şahsilik prensibi gereği olduğundan tüzel kişilik ceza sorumlusu olarak tutulamaz.

Fakat genel Ceza Hukuku’nun prensiplerine uyum sağlamak için yapılan bu düzenlemedeki esas amaç, suçun şekil sorumlusu olan kanuni temsilcileri değil, suçun ayrıntılarını bilen ve oluşumunda rolü olan temsilcileri cezalandırmaktadır.

Sonuç:

Vergi Usul Kanunu’nda yazılı belgelerin özel evrak mı, yoksa resmi evrak mı sayılacağı sorunu ortaya çıktığı belirtilmiş olup, Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinin 2. bendinde yer alan sahte ve içeriği itibariyle yanıltıcı belgelerin özel evrak olarak ele alınıp bu doğrultuda değerlendirmeye tabi tutulmasının daha uygun olacağı belirtilmiştir. Ayrıca sahte belge kavramı ile içeriği itibariyle yanıltıcı belge kavramları birbirinden farklı kavramlar olduğu; sahte belgede olmayan bir satış için fatura düzenlenmesi olayı söz konusu olduğu, yanıltıcı belgede olmayan bir satış için fatura düzenlenmesi olayı söz konusu olduğu, yanıltıcı belgede ise, gerçekte olan fakat üzerinde yazılı bilgilerin yanlış olduğu bir alım satım belgesi mevcut olduğu açıklanmış olup söz konusu belgeleri düzenleme ve bilerek kullanma fiili Türk Ceza Kanunu ve Vergi Usul kanunu açısından değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

Sahte ve içeriği itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek ve bilerek kullanmak fiilini işleyenlerin Vergi Usul Kanunu’nun 344/2. maddesi hükmü gereğince kaçakçılık cezası ile cezalandırılmalarının yanında ayrıca bu fiilden dolayı Türk Ceza Kanunu bakımından da cezalandırılacakları ve suçların birleştirilmeyeceği açıklanmıştır.

son bölümünde ise sahte veya içeriği itibariyle yanıltıcı belge düzenlenmesi ve kullanılması olayında suçun faili ve cezai muhatabı açıklanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir