Vergi Davasında Düzeltme ve Şikâyet;

Vergi cezalarından Kurtulmak ve İdari Çıkış Yolları

Vergiye ilişkin yapılan idari işlem ve eylemlerin yargı denetimine tabi tutulması sosyal hukuk devleti olmanın gereklerindendir.

Bu işlemler için ilgililerin yargı yoluna başvurmaları ancak “vergi davası” yoluyla sağlanmaktadır.

1982 tarihinde düzenlenen İdari Yargı düzeni içeresinde örgütlenmiş vergi yargı çevresinde ilgililerin açtıkları vergi davalarının iki tür dava içeresinde olabileceği 2577 sayılı kanunda hükme bağlanmıştır.

Ancak idarenin yapmış olduğu işlem ve eylemler dolaysıyla hakları ihlal edilen kişilerin hangi hak ihlali sonucunda hangi tür dava yoluna başvurması gerektiği doktrinde tartışma konusu olmuştur.

Vergiye konu olabilecek durumların yanı sıra vergi davalarının hangi durumlar da açılabileceği ve açılacak vergi davalarıyla hangi durumların sona erdirilmesi veya hangi durumlar için zararın telafi edilmesi istemi ayrıca tartışma konusu yapılmıştır. Dava Açma Hakkının Doğması Mükellefler ve ceza muhatapları açısından dava açma hakkının doğabilmesi için hangi durumların ortaya çıkması gerektiği konunun açıklanması için önem taşımaktadır.

Mükellefler aşağıda belirtilen hususların ortaya çıkması durumunda dava açabilirler;

1- İlave bir verginin tarh edilmiş olması durumunda,

2. Ceza kesilmiş ve muhataba tebliğ edilmiş olması durumunda,

3. Vergi hatasının şikâyet yoluyla düzeltilmesi başvurusunun reddi durumunda,

4. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi durumunda,

5. Uzlaşma komisyonlarının uzlaşma talebini yetkisizlik ve süre aşımı nedeniyle reddetmeleri durumunda,

6. Takdir Komisyonlarının bazı kararlarına karşı,

7. Tebliğ edilen ödeme emirlerine karşı,

8. İhtiyati tahakkuk ve İhtiyati haciz işlemlerine karşı,

9. Teminat isteme yazısına karşı ( VUK Md. 378 ) İlave bir vergi tarh edilmiş olması durumunda, tarhiyatın ikmalen, re ’sen ya da idarece yapılmış olmasının önemi yoktur.

Mükellef tarafından vergi davaları kural olarak salınan vergi ve kesilen cezanın iptali istemiyle açılır.

Salınan vergi veya kesilen cezaya doğrudan dava açabilmenin ilk koşulu bunun beyan üzere tahakkuk etmemiş olmasıdır.

Ya da beyanname ibraz edilirken bu yönde sunulmuş bir ihtirazı kayıt ileri sürülmüş olmalıdır.

Bunun yanında kişilerin ister kendi beyanları üzerine tahakkuk etsin, ister idarece kendiliğinden salınsın, beyannamede ihtirazı kayıt bulunsun, bulunmasın bir vergi veya cezaya dava açmanın yollarından birisi de yapılacak başvuruların ardından düzeltme, şikayet başvurusunun reddine dair işlemin iptali istemiyle dava açmaktadır. Ancak düzeltme ve şikayet başvurularının ardından açılacak davanın tarhiyata karşı açılan dava kadar koruma sağlamadığını ve etkinlik alanının yalnız bir kısım vergi hatalarına dayandığını söylemek mümkündür.

Bu nedenle tarhiyata karşı dava açılabildiği her durumda doğrudan dava açma yolu benimsenip tercih edilmelidir.

Düzeltme ve şikayet başvurularında ileri sürülebilecek tek itiraz türü vergi hatalarıdır.

Vergi hukukunda genel olarak iki grup hata türüne yer verilmiştir.

Bunlar hesaplarda yapılan hatalar ile vergilendirmede yapılan hatalardır.

Herhangi bir vergi hatasından bahsetmek için ise temel koşul, verginin haksız yere fazla veya eksik istenmiş veya alınmış olmasıdır.

Eksik isteme durumunda ortaya çıkan hata vergi dairesince resen düzeltildiğinde bu işlemin iptali istemiyle dava açılabilir.

Hesap hataları özetle matrahta yapılan hatalar, tarh araçlarının yanlış uygulanması sonucu ortaya çıkan isabetsizlikler, aynı verginin birden çok kez alınması nedeniyle meydana gelmiş olan haksız uygulamalar olarak ifade edilebilir.

Vergilendirme hataları ise mükellefin tespitinde yapılan hata, mükellef olmayan ya da vergiden muaf olan birinden vergi istenmesi durumunda ortaya çıkan haksızlık, verginin yasallığı ilkesine aykırı olarak kanunda yer almayan bir konu üzerinden vergi alınması veya istisna uygulanmaması durumunda meydana gelen yanlışlık ve vergi dönemi uygulamasında yapılan kusurlardan meydana gelir.

Vergilendirme hadisesinde hata bulunduğunu düşündüğünüz zaman yapmanız gerekenlere ve bunların koşulları şunlardır.

Vergi hangi şekilde tahakkuk ederse etsin vergi hatası bulunduğunu düşündüğünüz tüm durumlarda (ancak tarhiyat işlemine veya ceza kesme işlemine karşı doğrudan dava açma süresini kaçırdıysanız) düzeltme, şikayet ve ardından dava yolunu seçmelisiniz.

Unutmamalıdır ki, bununla birlikte düzeltme ve şikayet başvurularının verginin zaman aşımı süresi içerisinde yapılması gerekmektedir.

Bu süre kanuni kural olarak beş yıldır.

Bu nedenle daha eski tarihli vergilerde hata bulunduğundan bahisle düzeltme ve şikayet yoluna başvurulması reddedilir ve bir sonuç doğurmaz.

Düzeltme ve şikayet yolunun işletilebilmesinin bir diğer diğer koşulu ise hata hakkında vergi mahkemesince verilmiş bir karar bulunmamasıdır.

Burada önemli olan düzeltmeye konu olacak vergiye karşı dava açılmış olması değil, hata hakkında karar verilmemiş olmasıdır.

Bu nedenle yargı mercinin incelemesinden geçmiş bir vergide hata olduğu durumda bile düzeltme-şikayet yolu işletilebilir.

Düzeltme başvurusunu tarhiyat işlemini yapan vergi dairesi müdürlüğüne yazı ile veya taahhütlü posta ile yapmanız gerekmektedir.

Vergi dairesi müdürlüğü başvurunuz üzerine düzeltme kararını verirse zaten sorun çözülmüş olacaktır.

Düzeltmenin gerçekleşmesinden sonra ödenmesi gereken bir iade varsa bunu almak için bir yıl içerisinde müracaat etmeniz gerekmektedir.

Mahkeme kararına rağmen idare gerekeni yapmıyorsa vergi mahkemesinde tazminat davası açama hakkınız doğacaktır.

Düzeltme başvurusunun reddedilmesi durumunda veya 60 gün içerisinde cevap verilmeyerek reddedilmiş sayılması halinde ise düzeltmenin gerçekleştirilmediğine ilişkin şikâyet yolu ile Maliye Bakanlığı bünyesindeki Gelir İdaresi Başkanlığı’na başvurmanız gerekmektedir.

Düzeltmenin reddedilmesinden ne kadar süre sonra şikayet yoluna gidilmesine dair kanunda bir düzenleme bulunmadığından herhangi bir süreye bağlı kalınmaksızın zaman aşımı süresi içerisinde bu yol işletilebilir.

Bununla birlikte düzeltme başvurusunun reddi üzerine beklemenin de hiçbir faydasının olmayacaktır.

Şikayet yoluna başvurmaksızın düzeltme işleminin reddine karşı dava açmanız durumunda davada merciine tevdi kararı verilerek istem Gelir İdaresi Başkanlığı’na mahkeme aracılığıyla intikal ettirilecektir.

Bu şekilde işletilen şikayet yolunun ardından verilecek ret cevabına karşı yeni bir dava açmanız gerekmektedir.

Şikayet başvurusu reddedildiği takdirde veya 60 gün içerisinde cevap verilmeyerek reddedilmiş sayıldığı durumda şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlem vergi mahkemesinde dava edilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta iptali istenen işlem tarhiyat işlemi ya da düzeltme isteminin reddine ilişkin işlem değil, nihai işlem olan şikayet başvurusunun reddine ilişkin idari işlemdir.

Tarhiyat ve ceza kesme işlemlerine karşı dava açılmasıyla idari işlemin yürütmesi kendiliğinden durmaktadır.

Şikayet işlemine karşı açılan vergi hatası davasında ise, eğer o zamana kadar yapılmış bir ödeme ya da tahsilat yok ise, cebri tahsil işlemleri dava açmakla durmayacağından davada yürütmenin durdurulması istenebilir.

Diğer taraftan ödeme ya da tahsilat var ise açılan davada iptal istemiyle birlikte iade istemine de yer verilebilir.

Dava düzeltme ve şikayet işlemine konu vergiyi tarh ve tahakkuk ettiren vergi dairesinin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesinde şikâyet başvurusunun reddine ilişkin işlemin tebliğinden itibaren otuz gün içerisinde açılmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken nokta, davalının Gelir İdaresi Başkanlığı olması bu davanın Ankara vergi mahkemelerinde çözüleceğini gerektirmemesidir.

Diğer bir deyişle yetkili mahkeme, düzeltme başvurusu yapılan vergi dairesinin işlerine bakan vergi mahkemesidir.

Bunun yanında kanunda vergi hatalarından bahsetse de vergi cezaları için düzeltme-şikayet yolunun işletilmesi mümkündür.

Bu nedenle hata bulunan vergi cezaları için de düzeltme-şikayet başvuru yollarının işletilebilir.

VUK 375. madde bu konuda açık atıf içermektedir.

Yine, bir vergi veya cezanın beyan üzere tahakkuk etmiş, yapılandırmaya konu olmuş veya üzerinde uzlaşılmış olması da vergi hatası kapsamında düzeltme-şikâyet-dava yolunun işletilmesine engel olmamaktadır.

Son olarak vergi mahkemeleri ve üst mahkemeler tarafından şikayet başvurusunun reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davalarda verilen ret kararları genelde, davanın çözümünün yorum gerektirdiği, ihtilafın hukuki uyuşmazlık olduğu, bu nedenle olayda ilk bakışta anlaşılabilecek bir vergi hatası bulunmadığı gerekçesine dayanmaktadır.

Dolayısıyla bu tür davalarda ileri sürülecek itirazların çerçevesini belirlemesi gereken en önemli husus, tarhiyatın özüne dair ileri sürüldüğünde hukuki uyuşmazlık olarak değerlendirilebilecek yorum gerektiren konuların düzeltme-şikayet davalarında incelenemeyeceğini bilinmesidir.

Diğer bir deyişle eğer ileri sürdüğünüz vergi hatası sarih değilse ya da açık olduğu konusunda mahkemeyi ikna edememişseniz muhtemelen dava bu gerekçe ile reddedilecektir.

Bu nedenle ihtilafta kabul edilebilir bir vergi hatası bulunduğunun ikna edici olması, diğer bir deyişle mahkemeyi olayı çözerken hukuki uyuşmazlık çözüm yöntemlerini kullanmaya teşvik etmeden sonuca yönlendirebilme vergi hatası davasında ileri sürülebilecek itirazların en önemli yanıdır.

Dolayısıyla vergi hatası davalarında gereksiz mevzuata yer verilmesi uyuşmazlığın karmaşık yanını ortaya çıkaracağından, dava dilekçesinde beyan edilen hukuki sebeplerin seçimi çok önemlidir.

Sahte fatura davalarında fatura konusu işle ilgili ödeme belgeleri, çekler, sevk irsaliyeleri hiçbir işe yaramaz.

En etkili kanıt, alış yapılan mükellef hakkındaki vergi tekniği raporundaki, fatura dönemlerine tekabül eden yoklamalardaki veriler, bu verilerin fatura konusu emtia veya hizmet satışı ile uyumu, vergi beyannameleri, ödenen vergiler gibi vergi ödevleriyle ilgili tespitlerdir.

Başka açıdan, alıcının ortaya koyduğu ispat araçları değil, satıcı nezdinde tespit edilen deliler davaya yön verir.

 Vergi davasının tam yargı davası mı yoksa bir iptal davası mı olduğu hukukçular ve akademisyenler arasında tartışma konusudur.

Ülkemizde akademik alanda bu konuyu inceleyen birçok akademisyen vergi davalarının tam yargı davası olduğu üzerinde görüş birliğine varmışlardır.

Sonuç olarak, vergi davası genelde vergilendirme işlemlerine yönelik yapılan işlemin iptali için mükellef, sorumlu veya alacaklı kamu idaresince açılabilmekte ve uygulamada genel olarak iptal davası şeklinde önümüze çıkmaktadır.

Her ne kadar vergi davalarının doktrinde tam yargı davası olarak genel görüş hâkim olsa da iptal davası kimliği daha açık olarak ortaya çıkmaktadır.

Vergi davalarının iki istisnayla birlikte tam yargı davası şeklinde dava konusu yapılabildiği açıktır.

Bu durumlar dışında idarenin işlem ve eylemlerinden mükelleflere vereceği zararlar; örneğin ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk işlemlerinden kaynaklanan ve haczedilen gayrimenkullerin korunamaması sonucu ortaya çıkacak sorumluluk hali sosyal hukuk devleti ilkelerince tazmini gerekli dava konusu yapılabilecek haklar arasında yer almıştır.

Son olarak, vergi mahremiyetinin ihlali sonucunda da şerefi, hasiyeti zedelenen mükellefin manevi kayıpları göz önünde bulundurulmaktadır.

Danıştay Yedinci Dairesinin E. 1982/2796 K. 1983/445 nolu 18/0/3/1983 sayılı kararında tam yargı davası için şu açıklamalarda bulunulmuştur; “Geniş anlamı ile vergi; devletin, kamu hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak üzere gerek özel ve tüzel kişilerden, gerekse bazı kamu tüzel kişilerinden belli bir menfaat karşılığı olmaksızın, onların mali güçlerine göre ve kamu kuvvetine dayanarak aldığı paralardır.                                       

Bu tanımdan dahi anlaşıldığı üzere, vergi hukukundan doğan uyuşmazlıklarda özel hukuk hükümlerinin uygulanması olanağı bulunmadığından, fazla, gereksiz, yersiz alınmış bir verginin geri istenmesinde de takip edilecek ve uygulanacak yöntemlerin genel hukuk kaidelerinden farklı olacağı kuşkusuzdur.

Her ne kadar, doktrinde vergi davalarının, idare hukukuna özgü tam yargı davaları içinde sayılması gerektiği yolunda görüşlerde var ise de, bu düşünce, daha doğru bir ifade ile böyle bir sınıflandırma, vergi davalarında rakamla ifade edilen bir miktarın söz konusu olmasından kaynaklanmaktadır.

Yoksa vergi davalarında tam yargı davalarının esas unsurlarından olan, bir zararın giderilmesi ve ihlal edilen bir hakkın yerine getirilmesi bahis konusu olmamaktadır.

Bu nedenle vergi davalarında idare hukukunun tam yargı ile ilgili genel hükümlerini de uygulama olanağı bulunmamaktadır.

Danıştay 7. dairesi verdiği bu kararla yargı kararını yerine getirmeyen idare için açılan davanın vergi mahkemesince ret edilmesi kararını bozmuş ve davaya bir iptal davası türü yaklaşımıyla bakmıştır.