Vergi Usul Kanunu

Madde 3 – (Değişik: 30.12.1980-2365/1 Md.)

  1. A) Vergi kanunlarının uygulanması: Bu Kanunda kullanılan “Vergi Kanunu” tabiri işbu Kanun ile bu Kanun hükümlerine tabi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade eder. Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır.
  2. B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. 3476 Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz. İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.

Yorum, bir olayı belli bir görüşe göre açıklama, değerlendirme anlamına gelir. Yorum bir kanun hükmünün anlamının tespit (tefsir) edilmesi anlamına da gelmektedir. Metodolojiye ilişkin olarak; kanunun sözü ( lafzı ); kanunun açık metni, maddelerin açık ve seçik olan ifadesi, anlamı demektir. Kanunun özü ( ruhu ); tümünde egemen olan esaslara göre kanunun belirli bir maddesinden çıkan anlamdır. Maddenin söz konusu hükmünden hâkimin, önüne gelene başvuracağı anlamı çıkartılmamalıdır. Burada davadaki soruna kanunu önce sözüyle ( lafzıyla ) uygulayacağı, ancak sözünden bir sonuç alamazsa o zaman kanunun özüne ( ruhuna ) başvuracağı anlamı çıkartılmamalıdır. Tam aksine hâkim hükmün hem sözü hem de özü itibariyle uygun olmasını kesinlikle arayacaktır. Yani, Kanunun sadece somut olayın özelliklerine uygun gelen özel ve açık bir hükmün bulunduğu hallerde değil, fakat böyle bir hükmün ister kanunun belli bir maddesinden ister kanunun tümünden yani ruhundan çıkabileceği hallerde de uygulanacağıdır. Hâkim sözü itibariyle olaya uygun olan bir hükmün özü itibariyle de uygun olup olmadığını araştıracaktır ve ancak her iki şekilde de verilen anlam örtüşüyorsa o zaman hükmü uygulayacaktır. Kanunun sözünün anlamı ile yorum sonucu varılan anlamı birbirinden farklı ise kanunda bir boşluk olduğu kabul edilir ve bu boşluk yorumla varılan sonuca göre, yani hükmün özü itibariyle anlamına göre doldurulur. 

Yani kanunu ruhu ile bağdaşmayan bir sözel anlam ( lafzı yorum ) kabul edilemez bir gerçektir.

Yargıtay’ın 27. 3. 1957 tarih ve 1/ 3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da bu yöndedir:

‘Kanun hükmünün manasını tayin etmekte ilk esas, metnin meydana geldiği sözlerden çıkan manadır ve ancak bu şekilde metne verilmesi gereken mana, hükmün kanuna konulmasıyla güdülen gayeye aykırı neticeler doğuracak olduğu takdirde, lafızdan çıkan mana yerine, kanunun ruhundan çıkan manaya göre hüküm verilmesi gerekir’.

  1. 2. 1959 tarihli ve 14/ 6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da bu yöndedir:

‘Kanun hükümlerinin sadece lafzına göre değil, hem lafzına hem de ruhuna göre yorumlanması ve kanunun lafzına dayanılarak konuluş maksatlarına aykırı sonuçlara varılmasına meydan bırakılmaması, bu günün hukuk ilminin ve tatbikatının kaideleridir’.

Amaca Yönelik Yorum Metodu fakat tek başına yeterli değildir.Kanun yorumlanırken öncelikle tespit edilmesi gereken hükmünün düzenlenme amacı yani yasanın amacı olmalıdır. TMK m. 1’de; A. Hukukun uygulanması ve kaynakları;

Madde 1 – Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.

  1. Hukukî ilişkilerin kapsamı
  2. Dürüst davranma

Kanun koyucu yasa hükmünün ruhunun araştırılmasını zorunlu kılarak “amaca yönelik (teolojik) yorum” yöntemine yer vermiştir. Anayasaya Uygunluk, kanun maddesi yorumlanırken kanun sistemi, hazırlık çalışmaları ve amacının yanında bulunulan zaman ve koşullar da dikkate alınmalıdır.Zira kanun maddeleri toplumsal düzeni sağlamak amacıyla hüküm altına alındığı için bulunulan zamanın koşullarına cevap vermek zorundadır.Bir hükme zamanın şartları ve ihtiyaçları dikkate alınarak mümkün olan en yakın anlam verilmelidir.Bu anlam yürürlükteki Anayasaya aykırı olmamalıdır.Soyut hukuk kuralları ve durum, işlem ve olaylara uygulanabilmesi için tam olarak anlamının ortaya konulması gerekir.Hukukta yorum bir yasa metninin açık olmadığı hallerde önem kazanır.

Yoruma gidilmesini zorunlu kılan nedenleri sıralamak gerekirse;

  • Kanun hükmünün başlangıçta yeter derecede açık ve belirgin yazılmaması
  • Kullanılan terimlerin zaman içinde anlam değişikliğine uğraması ve anlamını yitirmesi
  • Kanun hükmünün uygulanması gereken hallerde zaman içinde değişiklik olması
  • Kanunda kullanılan genel ifadelerin özel durumlara ve olaylara tam olarak uymaması

Vergi hukukunda yorumun çok önemli bir yönü vardır. Vergi idaresi, vergi yasalarını uygularken ve vergi yargısı organları, önlerine gelen vergi uyuşmazlıklarını çözümlerken zorunlu olarak mecburen yorum yaparlar. İdare ve yargı organları önce vergi doğuran olayın özelliklerini araştırarak maddi olayı saptarlar; ikinci olarak da söz konusu olaya uygulanacak yasa hükümlerini belirlerler. Nitelendirmesini yapılan olayın yasa kapsamına girip girmediğine karar verirler. Hukukta yorum yapılırken mantığın tümdengelim kuralları, tasım işlemi uygulanır. Yasa hükmü büyük önermeyi, vergiyi doğuran olay küçük önermeyi ve idare/yargı organın kararı, sonucu (vargı) oluşturur.

VERGİ HUKUKUNDA YORUM ÇEŞİTLERİ;

Hukukta yorumu yapan organ ya da kişilere göre dört çeşit yorumdan söz edilir.

Yasama yorumu

Yasa koyucu tarafından yapılan yoruma yasama yorumu denir. Yorum çeşidinde yasama organı duraksama konusu olan bir yasa kuralının nasıl uygulanması gerektiğini belirtir. (1924 anayasasında (m.26 – Kanun Yapma.- Kanun yapma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir (m.26). Meclisçe kabul edilen kanunların Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekir. Ancak Cumhurbaşkanının mutlak veya zorlaştırıcı bir veto yetkisi yoktur. Cumhurbaşkanına sadece geciktirici bir veto yetkisi tanınmıştır. Cumhurbaşkanı 10 gün içinde kanunu ya onaylamalıdır, ya da “bir daha müzakere edilmek üzere” Meclise iade etmelidir. Meclise bu şekilde iade edilen bir kanun, meclis tarafından tekrar kabul edilirse, Cumhurbaşkanı onu ilân etmek zorundadır (m.35). 1924 Anayasası kanunları “tefsir etme (yorumlama)” yetkisini de TBMM’ne vermiştir. Buna hukukun genel teorisinde “yasama yorumu” denir. Diyerek yorum çeşidine yer verilmiştir. 1961 anayasasında olduğu gibi 1982 Anayasası da yasama yorumunu kabul etmiştir. Güçler ayrılığı kuramı, yasaların yorumu yetkisinin yasama organına bırakılmamasını gerektirir. Bir hukuki uyuşmazlık ortaya çıktığı takdirde konu, önceki yasa-sonraki yasa, genel ve özel hüküm ilişkileri içinde çözümlenir.

İdari Yorum;

İdari yorum, vergi idaresinin vergi yasalarını anlayış ve uygulanış biçimidir. İdari yorum yargı organları yönünden bağlayıcı olmayıp yasal idare ilkesi çerçevesinde yargısal denetime tabidir. İdari yorum, genel düzenleyici işlemlerle yapılmışsa, soyut; bireysel sübjektif işlemlerle yapılmışsa, somut nitelik taşır.

Yargısal Yorum;

Yargının yorumu, vergi uyuşmazlığını çözümü sırasında yargı organlarınca yapılan yorumdur. Yargı yorumu, somut olayın özellikleri göz önüne alınarak yapıldığından yalnız ilişkili bulunduğu olay açısından bağlayıcıdır; sonraki benzer olaylarda ne başka mahkemeleri ne de aynı mahkemeyi bağlar. İçtihadı birleştirme kararları ile ilgili olarak yapılan yargının yorumu yargı organlarını ve idareyi bağlar.

Bilimsel Yorum;

Bilimsel yorum, yasa kurallarının bilim adamları tarafından yorumlanmasıdır. Bilimsel yorum kuramsal ve genel nitelikte olup somut olaylarla ilgili değildir. Bu yorum bağlayıcı değil, yön gösterici ve açıklayıcıdır. Bence Hukuk Bilimden talimat almalıdır.

VERGİ HUKUKUNDA YORUM YÖNTEMLERİ;

Vergi hukukunda yorum yöntemleri, çeşitli anlayışlara, düşüncelere, görüşlere ve zekâya bağlı olarak farklılıklar göstermesi doğaldır ve öyle olmalıdır. Gerçekten de vergi hukuku anlayış biçimlerine göre, yani hazine (maliye) yararına veya zararına göre çeşitli yorum yöntemleri ileri sürülmüştür. Bazı vergi hukukçuları konuya ekonomik açıdan yaklaşmışlar; mali olayların bünyesinde siyasi, ekonomik ve teknik unsurların bulunduğunu söylemişlerdir. Verginin ekonomik yönü göz ardı edilemeyecek kadar açık bir konudur. Vergilendirme veya verginin tarafları arasındaki ilişki ise “hukuksal” niteliktedir. Vergilerin kanuniliği, hukuk devleti ilkesi ve buna bağlı olarak vergi borçlusunun korunması vergiye hukuksal ağırlık vermektedir. Vergi hukukunda yorum yöntemleri, hem kanununu tamamlamada ve hem kanunu düzeltmede kullanılır. Tamamlama ve düzeltme kanun dışına çıkmadan sınırları içerisinde geçerlidir. Vergi hukukunda yorum yöntemleri birbirini tamamlar.

Birbirini Tamamlayan Güçlerin (Lâfzî) Yorum Yöntemi;

Birbirini tamamlayan güçlerin yorum yöntemi bir yasa kuralının anlamını çıkartabilmek için başvurulacak ilk yöntemdir. Bu yorum yönteminde yasa hükmünde yer alan kelimelerin, deyimlerin, ifadelerin dil bilgisi kuralı yönünden cümle yapısı içindeki anlamları araştırılır. Vergi yasalarında hukuk konularına ait olan kavramlar ve deyimler anlamlarına göre değerlendirilerek kullanılır. Vergi yasaları bazen başka yasalara yollama yapmaktadır. Vergi yasalarında yer alan kavramlar sadece hukuk kavramları değildir. Ekonomi ve muhasebe kavramları da vardır. Yorum ve emsal kararlar sırasında bu kavramlar kendi bilimsel ve teknik anlamlarına göre değerlendirilir.

Sistematik Yorum Yöntemi;

Sistematik yöntemde hükmün yasanın yapısı içindeki yeri ve diğer mevzuat hükümleri ile olan bağlantısı ve ilişkisi araştırılır.

Tarihi (Subjektif) Yorum Yöntemi;

Tarihi yorum yönteminde yorumlanırken, yasa koyucunun yasanın yapıldığı andaki iradesi ve amacına bakarak araştırılır. Bu araştırma, yasa tasarısı ya da taslakları, gerekçe, meclis komisyonlarındaki ve genel kuruldaki görüşmelere ilişkin tutanaklar üzerinde yapılır. Hükmün yorumunda o hükmün zaman içinde geçirdiği değişikliklerin incelenmesi, bu değişikliklerin amacından belli sonuçlara varılmasında tarihi yorum yönteminin kapsamına girer. Danıştay’ın bazı kararlarında tarihi yorum yöntemine başvurduğu görebiliriz.

Tarafsız (Objektif) Yorum Yöntemi;

Vergi yasaları ekonomik koşullara bağlı olarak değişen olay ve durumlara uygulandığından, yasa koyucunun yasayı çıkarırken neyi amaçladığından çok yasanın değişen ekonomik ve sosyal koşulları altında kazandığı objektif anlam üzerinde durmak zorunluluğu olmalıdır. Bu da yorum yöntemi ile gerçekleşebilir. Yorum yönteminde yasa ile ulaşılmak istenen sonuçlar günün koşullarına ve toplumun gereksinimlerine uygun olarak değerlendirilir. Gerçekten bir yasa yürürlüğe girdikten sonra yasa koyucunun sübjektif iradesinden Amaç yorumla maliye ve yükümlünün karşılıklı çıkarları tartılır ve değerlendirilir.  Ancak yorum yapılırken yasanın metninden sapılmamalıdır; aksi halde vergi hukukunun temel ilkelerine aykırı, istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

VERGİ HUKUKUNDA YORUMUN ÖZELLİKLERİ;

Vergilerin Kanuniliği İlkesi;

Verginin kanuniliği ilkesinin anlamı, kanun koyma gücüne sahip olan organın vergilendirme yetkisini kullanmasıdır. Çağdaş demokratik ülkelerde vergilendirme yetkisine yasama organı sahiptir. Kanunsuz vergi olmaz kuralının iki kökeni vardır. Bunlardan ilki güçler ayrılığıdır. Vergi mükelleflerinin yasama organında temsil edildikleri, dolayısıyla kendi haklarında getiren vergilere rıza gösterdikleri varsayımı geçerlidir. İkinci ise hukuk güvenliğine dayanır. Mükellef vergi idaresinin keyfi uygulamasına karşı korunmuş olur. Vergilerin kanuniliği ilkesinin sonuçları; vergilerin ancak kanunla konulması, değiştirilmesi ve kaldırılması, yorumun kanun sınırları içinde olması, irade özgürlüğüne ve sözleşmeye tam olanak sağlamaması, idareye geniş bir takdir yetkisi vermemesi gibi sonuçlarıdır. Kanunla getirilen bir verginin uygulanması zorunludur; bir vergi kanununun adalete uygun olması veya adaletsiz olması o vergi kanununun uygulanmayacağı anlamına gelmez. Bu konuda yasama organının yapacağı şey, gerekli değişikliği yapması veya kanunu yürürlükten kaldırmasıdır.

Ekonomik Yaklaşım Yorum Yöntemi;

Vergi hukukunda yasanın amacı çıkış noktası olarak yorum yapılması ekonomik yaklaşımın uygulanması sonucunu doğurmaktadır. Ekonomik yaklaşım, vergi doğurucu olayların saptanmasında ve vergi yasası hükümlerinin yorumlanmasında hukuki biçimlerin ötesine geçilerek gerçek ekonomik nitelik ve içeriklerin esas alınması anlamına gelmektedir. Ekonomik yaklaşım, vergi hukukuna özgü bir yorum yöntemidir ve gerek maddi olayın saptanmasını gerek hukuk kurallarının yorumunu içerdiğinden üst amir kavram olarak kullanılır. Ekonomik yorum karar aşamasında yapılır. Ekonomik irdeleme ve ekonomik yaklaşım üst kavram olarak kabul görür. Ekonomik yaklaşım sınırları içinde kalarak belli ilkelere uymak şartı ile bu yoldan yararlanmak daha yerinde ve isabetli olacaktır.

Yorumlarda Kıyas Yasağı;

Hukukta kıyas, bir olay hakkında yasada yer alan kuralın nitelikleri ve kuruluşları ona benzeyen fakat yasada düzenlenmemiş diğer bir olaya uygulanmasıdır. Kıyasa yasa boşluklarını doldurmak amacı ile başvurulmaktadır. Vergi hukukunda kıyas yolu ile yoruma başvurulması hukuki devletin hukuki güvenlik ilkesine ve vergilerin yasallığı ilkesine ters düşmektedir. Türk vergi hukukunda kıyas yasağına titizlikle uyulmaktadır. Vergi idaresi, kanun hükümlerinin, kanuna egemen olan hukuksal düşüncenin sınırlarını aşacak şekilde genişletilerek yorumlanmaması ve kıyas yolu ile başka olaylara genişletilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Aynı şekilde vergi yargısının (Danıştay’ın) pek çok kararlarında kıyas yasağına uyulmaktadır. Ekonomik yorum yaklaşımında olayın doğrudan doğruya kendisi esas alınmaktadır. Ekonomik yorum yaklaşımı, kıyas yapmak anlamında gelmez.

Tipleştirme ve Tipik Yorum;  

Vergi hukukunda tipleştirme, yasa koyucunun vergiye ilişkin genel soyut kesin kurallar koymasıdır. Vergi yasaları hazırlanırken model kavramlar kullanılması tipleştirmedir. Her yasa kuralı tiptir; soyut bir çerçevedir. Tipleştirme vergilendirmede yasama sürecindeki bir kavramdır. Kanun koyucunun vergide eşitliği sağlama görevi vardır. Bu durumda yapılacak şey, tipleştirme yolunu seçmek olacaktır. Somut yöntemi yerine, soyut kural yöntemi uygulamaktır. Hukukta “tipiklik” somut maddi olayın, soyut hukuk kurallarına uygun olması olgusunu vergi hukukuna taşımak mümkündür.

Vergi Hukukunda Kavramların Önemi;

Vergi hukukunda, diğer hukuk dallarına ait kavram ve deyimler kullanıldığı zaman, bu kavram ve deyimler ait oldukları hukuk dallarındaki anlamlarına göre değerlendirilir. Örneğin; hibe, sözleşme, intifa hakkı kavramları medeni hukuk ve borçlar hukukunda taşıdıkları anlama göre değerlendirilirler. Vergi hukuku, diğer bir hukuk dalına ait kavramı kullanmakta veya atıf yapmaktadır. Bu durumda ilgili hukuk kuralları ve yorumlanmış biçimi vergi hukukunda geçerli olur. Gönderme yapılan hukuk kuralı, artık bir vergi hukuku kuralı haline gelmiştir. Vergi hukukunda kullanılan bir kısım kavramlara değişik anlam verilmişse, artık bu anlamları göz önünde bulundurulur. Vergi hukukunun genel ilkelerine aykırı düşmemek şartıyla, tüm hukuk kurallarının koordine edilmiş şeklinin sorunlara uygulanabileceği kabul edilir.

KONU İLE İLGİLİ DANIŞTAY KARARLARI;

Deyim Kullanarak Yorum Yapmak;

Danıştay, pişmanlıkla beyanname verilmiş olmakla beraber matrah beyan edilmemesi halinde pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına engel bir hüküm bulunmadığını belirterek “…yasada pişmanlık hükümlerinden sadece vergi beyan eden yükümlülerin yararlanacağına dair bir hüküm yoktur. Pişman olma yükümlülerin sübjektif durumlarını gösterdiğinden vergi beyan eden yükümlü ile vergiye tabi muamelesi olmadığını beyan eden yükümlü arasında bir fark bulunmamaktadır.” şeklinde karar vermiş ve deyim kullanarak yorum yapmıştır.

Tarihsel Yorum;

Danıştay’ın vermiş olduğu bir kararda, gayrimenkul kıymet artışı vergisinde “iktisap maliyeti” kavramının açıklanabilmesi için yasa gerekçelerine başvurarak subjektif “tarihi yorum” yolunu benimsemiş ve Meclis Tutanak Dergisine başvurmuştur.

Ekonomik Yorum;

Örtülü kazanç dağıtımına ilişkin bir Danıştay kararında “…bütün ikraz ve kredi muameleleri, karşılık ve teminata dayanan bankaların başka müesseselerde parasını neticesi şüpheli işlere bağlanmasının tasavvur edilemeyeceği gerekçesi ile tahsil edilmeyen faizlerin örtülü kazanç dağılımı sayılacağı” nı belirtilerek ekonomik irdeleme yapılmıştır.

SONUÇ;

Ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir ve günümüzün gelişmiş toplumların sosyo-ekonomik yapısına ayak uydurmaya çalışmaktadır. Gelişmiş ülkelerde uygulanan kanunların ülkemize getirilerek uygulanma arzuları sonucu, uygulamada yıllarca süren uyum problemleri ve değişim ihtiyaçları hâsıl olmuştur. Bu değişim ve ihtiyaçların yeterince karşılanamadığında yorum önemli açıkları kapatmıştır. Vergi kanunları geniş halk kitlelerini ilgilendirdiği ve kişiler arasında borç alacak ilişkisi yarattığı için bunların en iyi biçimde anlaşılması ve yorumlanması mutlaka lazımdır. Vergi idaresi, yargı ve mükelleflerin vergi kanunlarını farklı şekilde anlamaları yorum gereğini kendiliğinden ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde temel kamu geliri verginin dayanağı olan vergi kanunlarının sayısının çok olması ve sık değiştirilmesi de farklı yorumlara yol açmaktadır. Vergilendirme dolayısıyla yapılan idari tasarruflar, vergi organlarınca verilen kararlar ve mükellef tarafından yerine getirilmeyen yükümlülükler olduğu sürece vergi hukukuna ilişkin yorumlar zorunlu olmaktadır. Bu yorumlar belli bir kanun çerçevesinde çıksa bile ülkede uyuşmazlıklara yol açabilir. Bunun en az seviyeye indirilebilmesi için vergi kanunlarının; Başlangıçta yeteri derecede açık ve belirgin yazılması, kullanılan terimlerin günlük koşullara uygun ve gelecekte kullanılabilir olması, Kanunda kullanılan genel ifadelerin özel durum ve olaylara tam olarak uyması, gerekmektedir. Her ülke kendi vergi kanunlarını iyi bir şekilde yapılanmasını, bu konuların sosyo-ekonomik uyumunun tam olmasını, kanun metninin yazılı biçiminin onun ruhuna uygun olmasını arzular ve yoruma ülke mevzuatında az yer vermek ister. Yapılacak yorumlar; idarenin, yargının, yasamanın yorumu bile olsa bu birimlerin yorum farklılıkları sisteme zarar verecektir.

EMSAL KARAR ÜZERİNE YAPILAN YORUMLARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR!

Vergi Mahkemesi, itiraz ve temyiz aşamalarında bir kararı emsal göstermek veya Danıştay Başkanlığı’nın bir kararı üzerinden genelleme yapmak istenen soncun dışında üzücü bir karar çıkmasına sebep olabilir. Her olayın kendine özel yönleri ve yorumu vardır. Bazı Özel Konuları İncelediğimizde;

1.- Mal Alınan Tedarikçi firmanın Özel Esaslarda Olması Nedeniyle Vergi Dairesinin Düzeltme Beyannamesi İstemesine İlişkin Yorum; 

 Ticari münasebet içinde olan firmaların durumlarını öğrenmek için Vergi Dairesinden bir özelge ile sormakta fayda vardır. Firmanın mal aldığı tedarikçi firmaların özel esaslarda olması gerekçesi ile vergi dairesinin Özel Esaslara alma tehditli düzeltme isteminin de mükelleflerin düzeltme beyanname vermesi zorunlu değildir. Mal alınan firmanın neden ve hangi türle koda girdiği, o yıl alışlarımız içindeki oranları düzeltme beyannamesi kararını etkileyen unsurlardır. Bunları incelemeden düzeltme beyanı verilmeli ya da verilmemeli anlamlarını çıkartmak mümkün değildir. Özel esaslara alınma kaygısı ile çıkacak vergi ve cezaların ödenebilirliğini düşünmeden düzeltme beyannamesi verme kararını almakta mükellefi maddi zorluklara sokacaktır. Düzeltme beyannamesinin verilmesi ile birlikte vergi ve cezalar tahakkuk edeceğinden vadesinde ödenmemesi durumunda mükellef vergi dairesinin haciz işlemi gibi olumsuzluklarla karşı karşıya kalacaktır. Bankalarla ve finans çevreleri ile çalışmak zorunda olan firmaları bu durum olumsuz etkileyecektir.

ÖNERİ: Düzeltme beyannamesi verilecekse de İHTİRAZİ KAYITLA vermek ve çıkan vergi-cezaların iptali için YÜRÜTMEYİ DURDURMA İSTEMLİ DAVA AÇMAK mükellef açısından daha uygun olacaktır.

2 – Sahte Belge Kullanma İncelemelerinde Yapılan Tarhiyata ilişkin Yorum;

İnceleme döneminde düzenlenecek VERGİ TEKNİĞİ RAPORLARINA ( VTR ) istinaden re ‘sen tarh edildiği ve ayrıca Vergi Zıyaı cezası ile Özel Usulsüzlük Cezasının eklendiği VERGİ/CEZA İHBARNAMELERİNİN iptaline ilişkin dava açmak yerine (Nasıl olsa iptal edilmez görüşü ile) TARHİYAT ÖNCESİ UZLAŞMA ile mükellefi ödeyemeyeceği borcun içine sokmakta uygun değildir. Mükellefin ödeme gücünü aşmayacak ve uzlaşmak son çare, mal aldığımız firmaların iyi analiz edildikten sonra böyle bir karar verilmiş ise işlem doğru kararı yansıtır. Aksi hallerde verilecek karar ise mükellefe borç yükler.

3 – Şirket Borçlarından Temsilci ve Ortakların Sorumluluğu ve Şahsi Mal Varlıklarına Uygulanacak Haciz İşlemine İlişkin Yorum;

6183 sayılı yasanın ilgili maddeleri ve olaylar analiz-mukayese edilmeden Danıştay’ın kararları dayanak gösterilerek temsilci ve ortaklar şirket borçlarından sorumludur.  Genellemesini yapmak yersizdir.

 Temsilci ve Ortağın sorumlu tutulup mal varlıklarına haciz konulabilmesi için;

  • Tebliğlerin usule ve kanunlara uygun yapılması,
  • Hacizlerin hukuka ve usule uygun olması,
  • Şirketin faaliyette olmaması,
  • Şirket üzerinde mal varlığının olmaması,

Gerekli şartlardandır.